IMF’ye ‘efe’lenen Türkiye gerçeği!

İstanbul’da 6-7 Ekim tarihlerinde IMF-Dünya Bankası yıllık toplantısı gerçekleştirildi. Genel kurul toplantısının yapıldığı ülke Türkiye olmasına rağmen IMF, Türkiye masası şefini ve ekibini Türkiye’ye getirmedi. Amacın, ‘zirve arasında Türkiye’nin müzakereleri başlatma arayışına girmesinin önlenmesi” olduğu deklare edildi.
Zirve sonunda IMF-Türkiye anlaşmasının yakın ve görüşmelerin bir kaç güne başlayacağı bildirildi. Bugünlerde yeni bir anlaşmanın eşiğine gelinen IMF’nin Türkiye iktisadi tarihinde oldukça uzun geçmişe dayalı bir yeri var. Yarım asırlık ilişki döneminde dönemde 19 stand-by imzalandı. Türkiye ekonomisinde önemli “yapısal” dönüşümlere yol açan söz konusu anlaşmalar aynı zamanda büyük bir borç yığını oluşturdu. IMF’nin iktisat politikası içindeki konumu özellikle 1998 Yakın İzleme Anlaşması’ndan bu yana oldukça belirginleşti. IMF programının uygulandığı bu 10 yılda Türkiye Cumhuriyet tarihinin “borçlanma rekoru”nu kırdı.
IMF, 1997 Asya Krizi’nden çıkardığı ‘derslere’ de dayanarak, Türkiye ekonomisi üzerindeki denetimini bu tarihten sonra daha da derinleştirmek ve bunu daha kurumsal bir niteliğe kavuşturma ihtiyacı duydu.
Bu ihtiyaç aynı zamanda yerli burjuvazinin de ihtiyacıydı. Programın 2000 uygulaması 2000 Kasım/2001 Şubat krizlerine yol açtı. Sabit kur uygulaması vb. maddeleriyle program IMF’nin Türkiye’yi bir kobay olarak kullandığı tartışmalarına yol açtı. Önceki on yıllarda arzulanıp da yapılamayan birçok piyasacı, küreselleşmeci ve anti-sosyal icraat bu sürece sığdırıldı.

ANLAŞMANIN ALT YAPISI HAZIRLANDI
2008 yılında anlaşma bitiminin ardından Türkiye IMF ile, bir çok müzakere görüşmesi yapmasına rağmen, yeni bir anlaşma imzalamadı. Türkiye düne kadar “IMF olmazsa da olur” efelenmesi içindeyken krizin etkileri ağırlaştıkça, özellikle sermaye çevrelerinin IMF ile anlaşılması baskısı da arttı. Para anlaşması olmasa dahi “denetim ve gözetim” içerikli bir stand-by’ın imzalanması için kamu oyu oluşturuldu.
Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan’dan, ‘Krizde düzelme başladı, artık kemer sıkmak lazım’ açıklaması geldi. Şimdi IMF’den gelecek 45 milyar dolardan bahsediliyor. Hükümetin elini rahatlatacak, Orta Vadeli programı uygulamasına kolaylaştıracak büyüklükte bir rakam bu. Bu büyüklükteki rakam dövizi ucuzlatacak, ithalatı patlatacak bir tehlike… İçeride ücret ve maaşları düşürecek bir sürecin başlangıcı… Evet IMF’den, Ortadoğu’da önemli bir görevlere soyundurulan AKP hükümetine yine destek geldi emekçilerin geleceğini karartma pahasına…

Bülent Falakaoğlu İstanbul