İyi zamanlar kötü zamanlar

Madalyonun iki yüzü2004 Şubat’ı Almanya’da yürürlükte olan bütün Toplu İş Sözleşmeleri (TİS) için bir dönüm noktasını ifade ediyor. O güne kadar imzalanan birçok sözleşmeyi delmek veya yürürlükten kaldırmak için işverenlerin bir hayli uğraşması, tek tek fabrikalarda işçilerle karşı karşıya gelmeyi, çatışmayı göze almaları gerekiyordu.
IG Metall Sendikası ve Metal İşverenleri Birliği arasında imzalanan “Pforzheim Sözleşmesi”yle (Pforzheimer Abkommens) işverenlerin önündeki bu engeller kaldırıldı. Bu tarihten sonra işverenler, yürürlükte olan TİS’e rağmen, “ekonomik durumumuz iyi değil” diye sendikaya ve işyeri temsilciliğine başvurarak çalışma sürelerini ücret denkleştirilmesi olmadan düşürme ve artırma, temel ücretleri dondurma, fazla mesai ve vardiya zamlarını kesme, Noel ve izin paralarını düşürme veya tümden kesilmesi için yeniden masa başına oturabiliyorlar.
Yüzlerce sözleşme delındı
Pforzheim Sözleşmesi’ni eleştirenler zamanında, “abartmak” ve “sendikaya karşı güvensizliği yayma” ile suçlanmışlardı. Sendika merkezine göre TİS’lerin delinmesi o kadar da kolay değildi. Sonuçta sendika ve işyeri temsilcilikleri, işverenlerin başvurularını “a’dan z’ye” inceleyerek karar vereceklerdi.
2007 sonunda yapılan IG Metall 21. Genel Kurulu’na sunulan bir raporda, Şubat 2004 – Eylül 2006 arasında 890 işletmede grup TİS’lerinden farklı sözleşmelerin imzalandığı belirtildi. Bu “esnek sözleşme modeliyle on binlerce işçinin işini kaybetmesinin engellendiği” tespit edilen genel kurulda, “Pforzheim Sözleşmesi’nin kalitesinin yükseltilmesi ve işveren tarafının feragatler karşısındaki taahhütlerinin geliştirilmesi” karar altına alındı.
“Kalitesi yükseltilen” Pforzheim Sözleşmesi’nin gölgesinde geride bıraktığımız yıllarda yüzlerce özel sözleşme imzalanarak grup TİS’leri delik deşik edildi. Sendika genel merkezine, bugüne kadar kaç kez grup TİS’lerinden farklı sözleşme imzalandığı sorulduğunda, “Bu konuda elimizde 2006 sonuna kadar olan rakamlar var. Diğerleri için bölge ve şube yönetimlerine başvurmalısınız” deniliyor. IG Metall genel merkez görevlileri gazetemize bu tür 1700-1800 sözleşme olabileceğini söylerken, “Ama bu resmi bir açıklama değil” demeyi de ihmal etmediler.
Sözleşmeler yenıden         delınıyor
Özellikle 2006 yılında yüzlerce metal işletmesinde, yürürlükte olan TİS’ler delinerek yerine “işyeri güvenliği sözleşmesi” adı altında sözleşmeler imzalanmıştı. Dünya çapında yaşanan krizle birlikte işverenler deldikleri bu sözleşmelere de uymamaya, bunları bir kez daha delmeye başladılar.
Bu yönelime örnek olarak dünyaca ünlü Heidelberg Basım Makineleri (HDM AG) verilebilir. Şirket yönetimi iflasın eşiğinde olduğunu ileri sürerek, 2009 sonuna kadar işçilerinin yüzde 25’ini işten çıkartacağını, kalanların ise haftalık çalışma sürelerini 2,5 saat ücret karşılığı olmadan uzatacağını açıkladı.
Güya 2007 sonunda imzalanan “işyeri güvenlik sözleşmesine” göre  Mart 2012’ye kadar bütün işyerleri güvenceye alınmıştı! HDM AG işçileri 2007 sonundan bu yana değişik kesintilerin yanı sıra her hafta 2,5 saat (ayda 10 saat) patrona ücretsiz çalışıyorlardı. İşyeri güvenlik sözleşmesini 30 Haziran 2009’dan itibaren feshedileceğini açıklayan şirket yönetimi binlerce işçiyi işten çıkartacağı gibi geride kalanları ise ayda toplam 20 saat ücretsiz çalıştırmayı hedefliyordu.
Sendıka ne yapiyor?
HDM AG, bu tutumuyla yalnız değil. Bosch, Daimler gibi tekellerin arasında bulunduğu yüzlerce işletme daha önce deldikleri TİS’leri bir kez daha delmek veya işlevsiz hale getirmek için harekete geçtiler.
Sendikanın bu durumda nasıl bir tutum sergilediğini görmek için IG Metall İkinci Başkanı Detlef Wetzel’in şu sözlerine bakmak yeterli oluyor: HDM AG işverenlerinin yaptığı gibi işverenlerin tek yanlı olarak işyeri güvenlik sözleşmelerini feshetmelerini iğrenç buluyorum. İşyeri güvenlik sözleşmeleri sadece iyi zamanlar için yapılmadı, aksine tam da  böylesi kötü zamanlar için yapılmış sözleşmelerdir. Ayrıca bu tür sözleşmelerin hepsinde daha kötü günler için özel maddeler bulunmakta, yani gerektiğinde tarafların anlaşmasıyla sözleşme yeniden düzenlenebilir, ama bu tek taraflı olmamalı.
Nürnberger Nachrichten gazetesine 3 Nisan günü verdiği demeçte Wetzel, aslında bütün gerçeği ortaya koyuyor. IG Metall yönetiminin karşı çıktığı, zaten delinerek sınırlı bir koruma fonksiyonuna sahip olan sözleşmelerin bir kez daha delinmesi değil. Karşı çıkılan işverenlerin bunu tek başlarına ve sendikaya sormadan yapmaları!
Aynı söyleşide “Kötü durumda olan işletmeleri kurtarmak, korumak bizim görevimiz” diye konuşan Wetzel, “Artık işverenlere bir şey hediye etmeyeceğiz. İşçiler artık eşit oyuncu haline gelecekler ve bu krizde hiç  bir şey hediye etmek zorunda değiller” diye sözde tehdit savurmayı da ihmal etmiyor!
IG Metall’in Baden Württemberg Bölge Başkanı Jörg Hofmann, 24 Şubat’ta Handelsblatt gazetesine verdiği demeçte Wetzel’in “işçiler artık eşit oyuncu haline gelecekler” sözüne şöyle açıklık getiriyor: Ya artık işçiler, işverenlere kredi verirler ve bunu faiziyle geriye alırlar yada işverenler işçilere işletmeden pay verirler. Böylece gelecekte çalışanlar işletmelerin önemli kararlarında daha fazla söz sahibi olurlar.
Feragate karşilik
mülkıyet!
Yıllardır temel ücretleri, vardiya ve fazla mesai zamları, Noel ve izin paraları gasp edilerek  işçiler bu kez de zorla fabrikalara “ortak” yapılmak isteniyorlar. Yıllardır gasp edilen onca hakları karşılığında daha fazla iş stresi, yoksullaşma ve işten atılmalarla karşı karşıya kalan işçilerin bundan böyle daha az ücret karşılığı daha fazla çalışması, hatta yanındaki işçi arkadaşlarının işten atılmalarına göz yummaları isteniyor.
Sendikanın görevini “kötü durumda olan işletmeleri kurtarmak” olarak gören sendika yönetimleri ve patron yanlısı işyeri temsilcileri işçilere çıkışlar karşısında da, Opel örneğinde olduğu gibi, sessiz kalmayı öneriyorlar. Opel Genel İşyeri Temsilciliği Başkanı Klaus Franz, “Bazı fabrikaların kapanmak zorunda olduğunu, diğer fabrikalarda ciddi sayıda işçinin çıkartılmak zorunda olduğunu pekala biliyoruz. Ama bizim için önemli olan geri kalanların işyerlerinin güvencede olmasıdır” diyor. Franz bu yalanı ilk kez söylemiyor! 1990’lı yılların başında sadece Opel Bochum’da 23 bin işçi çalışıyordu bugün ise Almanya’daki bütün Opel fabrikalarında 25 bin işçi ve mühendis çalışmakta! Gelinen yerde ise Opel’de işyerlerinin “uzun vadeli güvenceye alınması” bir yana hepsi yeniden tehdit altında.
Gerçek ise Wetzel’in, DGB’nin düzenlediği Kapitalizm Kongresi’nde ortaklık modelini tarif ederken söylediklerinde ortaya çıkıyor: Yeni stratejimiz işletmenin uzun vadeli başarılı olmasının güvencesi olacaktır. Bu aynı zamanda sistemin de güçlenmesini sağlayacaktır. Sistemin güçlenmesiyle tabi ki kapitalist sömürü sisteminin güçlenmesi kastediliyor.
Önümüzdeki dönem mücadeleci işçilere ve sendikacılara çok büyük görevler düşüyor. Başta işten atmalara karşı mücadele olmak üzer, TİS’lerle elde edilmiş hakların korunması ve geliştirilmesi ve “ortaklık” adı altında işçi ve emekçilerin daha fazla yoksullaşmasına karşı ortak bir mücadeleyi örgütlemek üzere daha fazla tabandan geliştirilecek girişimlere ihtiyaç var.

UMUT YAŞAR