Komşularla sorunlar sıfırlanıyor mu?

Başbakan Erdoğan ve hükümetinin söylemine bakılırsa, Türkiye komşularıyla sorunlar sıfırlanıyor! 11 yıl önce savaşın eşiğine gelinen Suriye ile vize bile kalktı. Irak’la, ortak bakanlar toplantısı düzenleniyor; stratejik işbirliği adımları atılıyor. Ermenistan ile ilişkiler yumuşama sürecine girdi. Bütün bunlar Erdoğan’la Obama arasında Eylül sonunda yapılan görüşmede üzerinde anlaşmaya varılan konseptin parçaları.

Başbakan Erdoğan, 9 bakanlı bir heyet ve “patronlar ordusu”yla, resmi bir ziyaret için Irak’a yaptığı ziyaret sırasında, bu ülke ile “stratejik işbirliği” geliştirileceği, her konuda işbirliği için adımlar atılacağını açıkladı. Bu gezi, Türkiye’nin kendisini bölgenin “lider ülkesi”, ABD’nin “bölgenin model ülkesi” diye adlandırıldığı yükümlülüklerle bağlantılı olarak değerlendirildiğinde anlam kazanabilir. Ama Erdoğan’ın söylemlerine  bakarsak, komşularla sorunlar sıfırlanıyor!

HÜKÜMETİN DIŞPALİTİKA DAYANAKLARI
Başbakan Erdoğan’la ABD Başkanı Obama arasında Eylül 2009 sonunda yapılan görüşmelerde, Türkiye’nin Ermenistan, Suriye ve Irak’la yapılacak görüşmelerin konsepti belirlenmişti. Dolayısıyla Bağdat’ta yapılan görüşmelerin bu “ortak konsepte” uygun olduğundan kuşku duyulamaz. Dahası, bu görüşmelerde Kuzey Irak’ın ve PKK’nin bu bölgedeki yerleşiminden Kerkük’ün statüsüne kadar ayrıntısı kamuoyuna çok yansıtılmayan konuların gündeme geldiği tartışmasızdır.

Erdoğan ve hükümetinin sürdürdüğü diplomasinin yerli yerine oturtulması için şu saptamaları yapmak doğru olur:
1- Ermenistan, Suriye ve Irak’la yapılan görüşmelerin ABD ile yakın işbirliği içinde yürütüldüğü açıktır.
2- Suriye ve Irak’la yapılan görüşmelerin bir boyutunu da PKK’nin tasfiyesi oluşturmaktadır. Aynı nedenle de görüşmeler bölgedeki Kürt sorununu da (Türkiye, Suriye, Irak, İran) kapsamaktadır. Ve sorunun bölge çapında çözümü, bölgesel egemen güçlerin isteklerine ve ABD’nin bölgeyi yeniden yapılandırma stratejisine uyumlu bir çözümünü içermektedir.
3- Hükümetin, dış politikadaki girişimleri iç politikaya, Türkiye’nin kendi Kürtleriyle, Türkiye’nin demokrasi güçleriyle, DTP ile çelişkilerin derinleşmesi biçiminde yansıyacağını söylemek bir kehanet olmaz. Çünkü, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yapılan görüşmelerde Türkiye’nin ısrar noktası PKK’nin tasfiyesi ve devamı olarak da DTP’nin bölünüp etkisizleştirilmesidir.
4- ABD, bölgede egemenliğini sürdürme amacından vazgeçmiş değildir. Irak merkezli olarak uğradığı askeri ve diplomatik başarısızlıklar öte yandan ekonomik krizle her bakımdan hırpalanmış olması ABD için büyük bir güç ve itibar yitimi getirmiştir. Bu da ABD’nin Türkiye’ye ihtiyacını artırmıştır. Çünkü bölgedeki en güçlü, ABD’ye müttefiklikte sadakatini kanıtlamış en önemli ülke Türkiye’dir.
5- Bu gelişmeler, Türkiye’nin bölgede “aktif dış politika”ya geçmesini, hatta zaman zaman ABD’nin hoşnut olmayacağı ilişkiler geliştirmesi imkanlarını da artırmıştır. Ancak AKP Hükümeti batı karşıtı bir politika izliyor gibi görünse de  bu bir yanılsamadır. Hükümetin dış politika stratejisi ABD’nin bölge amaçlarıyla ve Türkiye’ye biçtiği rolle uyumludur.

TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİNDE YENİLİK!
Türkiye’nin  “bölgesel güç” olmasının bir boyutunu da Türkiye-İsrail ilişkileri oluşturmaktadır.
Türkiye, 1950’lerden beri, sadece ABD’nin değil, İsrail’in de kadim dostu olmuştur. Ancak, İsrail’in “Anadolu Kartalı” tatbikatına çağrılmaması arkasından bir TV  dizisinde İsrail’in Filistinlilere yaptıklarının teşhir edilmesi sonrasında, İsrail büyük gürültü koparmışsa da ne Türkiye bu gürültüyü ciddiye almış, ne de ABD’den ciddi bir tepki gelmiştir. Dahası ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, “tatbikatın ertelenmesi kararını Türkiye ile birlikte aldık” diyerek, İsrail’e karşı ortak karar alındığını açıkça söylemiştir. Ayrıca, BM İnsan Hakları Konseyi’nin, İsrail’i “Savaş ve insanlık suçu işlemek”le suçlayan Yargıç Richard Goldstone’un raporunu kabul etmesi de İsrail için darbe olmuş, Türkiye’yi ise rahatlatmıştır.ABD yeni yönelimlerinde İsrail’in bölge ülkeleriyle çatışan çizgiden, “daha makul” bir çizgiye çekilmesini istemektedir.

KAYGAN ZEMİNDE ‘LİDER ÜLKE’ HAYALİ”
AKP Hükümeti, Türkiye’nin kronik sorunlarını bir torbaya doldurup; bunları “Demokratik Açılım’la çözeceğim” propagandasıyla toplumda umut uyandırmaktadır.
Ancak Türkiye’nin bölgede karşı karşıya olduğu sorunlar, AKP propagandasının üstünü örtebileceği sorunlar değildir.
Bu sorunları sıralamak bile, gizlenmek isteneni göstermektedir.
1- Bölgedeki başlıca sorunlar, ABD ve batının bölgeye müdahalesinden kaynaklanmaktadır. ABD, Irak’taki karşıt güç odaklarını ve bölgede canlandırdığı tüm çatışmaların faturasını bölge ülkelerinin üstüne yıkarak çekilmek istemektedir. Irak’ta Kürt-Arap, Sünni-Şii, Türkmen-Arap-Kürt çatışması, Irak-Suriye gerginliği, İran-Irak gerilimi, bölgeyi bekleyen gerilimlerdir. Türkiye bölgenin “lider ülkesi” rütbesini alırken, ABD’den bu gerilimleri de devralmaktadır.
2- Rusya, bölgede giderek daha etkin rol oynamaktadır. Burada enerji silahı, bölge ülkelerine yakınlığını ve eski etkisini kullanmaktadır. ABD’den bağımsız davranabilmesi, Rusya’ya bölgede ek bir ayrıcalık da kazandırmaktadır. Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya gelmesi kaçınılmazdır.
3- İsrail faktörü: Yukarıda değinilen gelişmeler ABD’nin, İsrail’den vazgeçtiği anlamına gelmez. Bu yüzden de İsrail’le arasını, bir başka düzlemde de olsa iyileştirmeyen Türkiye’nin, ABD ile ilişkilerini iyileştirmesi beklenemez.
4- İran-Türkiye rekabeti: ABD, İran’ı etkisizleştirme amacından vazgeçmemiştir. Ama İran’a askeri müdahale yapamayacağını anlamasından beri de İran’a bölgede bir rakip aramaktadır. Bu da Türkiye’dir. Bu, Rusya’nın da işine gelir.
5- Kafkasya çatışması: Türkiye-Ermenistan sınırını açmak bile Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini berhava etmekte, Türkiye’yi dışlayacak gelişmeleri tetiklemektedir. Elbette burada eleştirilen, bölge ülkeleri arasında ve halklar arasında yeni ve daha yoğun ilişkilerin önünü açacak adımlar atılması değildir. Bu adımlar elbette atılmalı. Ama bölgenin ve Türkiye’nin demokratlarının, ilericilerinin; Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve bölge halklarının, kendi kaderlerini tayin hakkı temelinde, emperyalist müdahalelere karşı yakınlaşıp kardeşleşmesi, Türkiye halklarının burada üstüne düşeni yapması ve hükümeti de bu doğrultuda davranmak için baskılaması, son derece önemlidir. Yoksa hükümetin, bölgedeki manevralarını, “Bölge sorunlarını çözüyor”  diye alkışlamak sadece geleneksel yanılgıları tekrarlamak olur. Bunun son örneği de, “Kürt Açılımı yapılıyor” bahanesiyle girişilen, Kürtlerin taleplerini dışlayan ve Kürt direnişini çökertme hamlesine dönüştürülmüş hamlelere destek verilmesidir.

İHSAN ÇARALAN