Mahkeme yoluyla sosyal adalet mi?!

Geride bıraktığımız haftalarda basında, “Anayasa hakimleri Hartz IV’ün insan onuruna uyumluluğunu inceleyecekler”, “Anayasa Mahkemesi sosyal adaleti gündemine aldı” vb. gibi ilginç başlıklı haberler yer aldı.
Gazete başlıklarına, Hartz IV ödemelerinin anayasaya uygunluğu konusunda Federal Anayasa Mahkemesi’ne (BVG), Hessen Eyalet Sosyal Mahkemesi’nin bir ve Federal Sosyal Mahkemesi’nin (BSG) iki başvurusu neden oldu.

“İNSAN ONURUNA YARAŞIR BİR YAŞAM”
Başvurular 20 Ekim günü BVG’nin sözlü duruşmasında ele alındı. Duruşmayı açan BVG Başkanı Hans-Jürgen Papier, başvurularla birlikte Hartz IV ödeneğini bir bütün olarak inceleyeceklerini ve temel olarak “insan onuruna yaraşır bir yaşamın güvenceye alınıp alınmadığına” bakacaklarını söyledi.
Papier, mahkemede hazır bulunan hükümet temsilcilerine, “söz konusu Hartz IV ödeneğini (yetişkinler için 345 Euro) kararlaştırırken siyasi bir rakam mı belirledi, yoksa anayasanın sosyal devlet (kutuya bkz.) ilkeleri temelinde mi bir rakam belirlendi” diye sordu. Hükümet temsilcileri de söz konusu miktarın “yasalar çerçevesinde” belirlendiğini söylediler.
Ver.di Sendikası’nın hukuksal yardım sunduğu davacılar ise, hükümetin belirlediği miktarın gerçek yaşam koşullarının gerektirdiği düzeyde olmadığını, Hartz IV ile geçinmek zorunda olanların sosyal kültürel yaşamdan dışlandıklarını, çocuklar için öngörülen miktarın ise kesinlikle yeterli olmadığını dile getirdiler. Tarafları gün boyu dinleyen Anayasa Mahkemesi hakimleri, son kararlarını üç- dört ay içinde vereceklerini açıklayıp, duruşmanın sözlü bölümünü kapadılar.
Sözlü duruşmanın yankıları da ilginç oldu. Burjuva gazeteler haberi “Hakimler, hükümeti terletti”, “Hartz IV sallanıyor”, “Hakimler sosyal adalette ısrarlı” gibi başlıklara yer verirken bazı sol gazetelerde “hakimlerin acımasız soruları” öne çıkartılırken “hükümetin 2010 yılında temel geçim sınırını sil baştan hazırlamak zorunda kalacağı” ileri sürüldü.

HARTZ IV BVG’YE NEDEN YANSIDI?
Dikkat çekilmesi gereken önemli bir nokta da BVG’nin sözkonusu davayı kendiliğinden açmadığıdır.
Hartz IV Yasası’nın 2005 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte çalışma ajansları ve sosyal dairelerde mağdur duruma düşenlerin sayısında patlama yaşandı. Almanya genelinde sosyal mahkemelerde devam eden davaların üçte biri Hartz IV”le ilgili. Bu yılın başında açıklama yapan BSG, 2008 yılında Hartz IV ile ilgili açılan davaların bir önceki yıla göre 38 bin artarak 174 bin 618’e çıktığını bildirdi. Bu nedenle sosyal mahkemelerde görev yapan hakimlerin sayının 200 civarında artırıldığını, ancak bunun da yeterli olacağının düşünülmediğini bildirdi.
Bazı çevreler “Hartz IV alanların dava açma sevdasından” söz ederlerken BSG hakimleri, “Haddinden fazla hata, yanlış hesaplama, yanlış yorumlama yapılıyor” görüşündeler. Ayrıca dava açmaya cesaret edemeyenlerin sayısının yüksek olduğunu tahmin ettiklerini bildiren hakimler, “Eğer herkes verilen karara itiraz etse ve mahkeme yolunu kullansa mahkemelerimiz tamamen işlemez hale gelir” diyorlar.
Davanın BVG yansıması bir bakıma toplumsal tepkinin anayasa mahkemesine yansıması olarak algılanmalı. Hartz IV Yasası çıkma aşamasındayken başlayan tepkiler kısa sürede kitlesel gösterilere dönüştü ve yasa yürürlüğe girdikten sonra aylarca devam etti. Bugüne kadar yapılan bütün sosyal gösterilerde Hartz yasalarının geri alınması talebi sürekli dile getirilen taleplerin arasında yer aldı ve bundan sonrada alınmaya devam edecek görünüyor.
HARTZ YASALARI GERİ
ALINSIN!
“Almanya tarihinin en kapsamlı reform çabası” kapsamında (çalışma, sağlık ve emeklilik yasa “reformları”) gündeme gelen Hartz I, II, III ve IV birkaç “sadist ruhlu” teknokratın ve politikacının, “işsizlere ve yoksullara nasıl daha fazla acı çektirebiliriz” diye kaleme sarılmalarıyla ortaya çıkmadı.
Bu yasalar, Alman sermayesinin uluslararası alanda rekabet gücünü artırmak için ücret bağımlısı emekçilerin üzerinde baskıyı çok yönlü artırmak üzere sermayenin çok net talepleri üzerinden hazırlandı. 15 kişilik “Hartz Komisyonu”nda sekiz tekel yöneticisi, iki sendikacı, iki bilim insanı, iki politikacı ve bir devlet memuru vardı ki, bu bileşimin kendisi bile aslında durumu ortaya koymaya yetiyor.
Kitlesel işsizliğin kalıcılaşması ve buna bağlı olarak artan yoksulluk nedeniyle sosyal kasaların giderlerini düşürmeyi planlayan sermaye ve hükümeti, bu uygulamayla bir yandan da, işsizlerin ve özel olarak işçilerin üzerinde baskı kurmayı hedefliyordu. Böylece, “Dışarıda bekleyen işsizleri” göstererek işçilere baskı yapan işverenlere Hartz IV Yasası’yla “dediğimi yapmazsanız haliniz bu olur” diyebilecekleri ciddi bir olanak daha sunulmuş oldu.
Son yıllarda düşük ücretli işlerde çalışanların sayısının 7 milyonu aşması, reel ücretlerin sürekli gerilemesi de Hartz yasaları sayesinde gerçekleşmiştir. Bu durum ne mahkeme kararlarıyla ne de Hartz IV Yasası’nda yapılabilecek yeni düzenlemelerle çözülebilecektir.
Bu nedenle işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirme mücadelesinde bütün Hartz yasalarının geri alınması talebi sürekli gündemde kalmak zorunda.
(YH)