Tanrıların Yemeği

Gemiye benzeyen cam ve metalden inşa edilen 6 bin 610 metrekarelik alana kurulu Köln Çikolata Müzesi 1993 yılında açıldı. Geçtiğimiz yıllarda yapılan yeni düzenlemelerle müzeye, öğrenmeye, hissetmeye olanak sağlayan interaktif bölümler eklendi. Çikolata Müzesi, sadece gezmek için değil, aynı zamanda koklamak, tadına bakmak ve hissetmek için de ziyaretçilere fırsatlar sunuyor.
Müze bu kadar tatlı olunca, dünyanın bir çok yerinden Köln’e yolu düşenlerin de akınına uğruyor. Bu nedenle müzede 13 farklı dilde bilgi veriliyor.
Çikolatanın 3 bin yıllık tarihinin anlatıldığı müzede, ziyaretçiler sadece tarihsel değil, aynı zamanda kültürel de bir yolculuk yapıyor. Çikolata ile ilgili yaklaşık 100 bin objenin yer aldığı müzenin ilk katında yer alan ve özel olarak yapılan yağmur ormanında, farklı türde kakao ağaçlarının yanı sıra 60 değişik tropikal ağaç ve bitkiyi görebiliyorsunuz. Bunların arasında vanilya, palmiye, kahve ve muz ağaçları da yer alıyor. Dünya çapında 20 farklı kakao ağacı çeşidi bulunuyor.
Bir sonraki bölümde kakao türleri ve kakaonun yetiştirildiği ülkelerdeki yaşam ve çalışma koşulları ile ilgili bilgiler veriliyor. Dinleme istasyonunda, kakao çiftçiliği yapan bir ailenin bir günü, babanın, annenin ve 11 yaşındaki kızlarının bakış açısından anlatılıyor.  Sonraki bölümde ise kakaonun ticari yolu hakkında bilgilerin yanı sıra  aktüel kakao satış fiyatlarını ve bu fiyatların değişimini izleyebiliyorsunuz.
Müzenin bir diğer bölümünde ise kakaonun vücuda ve ruha olan etkisi üzerinde duruluyor. Anatomik bir modelle kakaodaki maddelerin insan vücudundaki etkileri anlatılıyor. Yine bu bölümde, çikolatanın içindeki maddeler ve çikolatanın baharatları ele alınıyor. Burada bulunan koklama istasyonunda küçük büyük ziyaretçiler koku duyularını test edebiliyor.

Çikolata Okulu
Müzenin önemli ve en ilgi çeken bölümlerinden biri de “Çikolata Okulu” olarak adlandırılan ve çikolatanın üretimi ile ilgili adımların anlatıldığı bölüm.
Burada kakao çekirdeği ile mamul çikolata arasındaki üretim süreci, minyatür bir üretim hattından izlenebiliyor. Her gün 400 kilo çikolata üretilen bu bölümdeki 200 kiloluk sıcak sıvı çikolata havuzuna sıra geldiğinde ziyaretçileri tadımlık sıcak çikolataya batırılmış gofretler bekliyor. Müzede, 1873 yılında yapılan ve çikolatanın seri üretime geçişinde önemli rol oynayan makineler da sergileniyor.
Müzenin “hazine” adı verilen bölümünde ise Mayaların, Azteklerin kakao ile olan ilişkileri, onların kültürlerindeki yeri ortaya konuluyor. Kakaonun para birimi olarak da geçtiği bu kültürlerle ilgili heykeller, belli ritüllerde kullanılan aletler ve sıcak çikolata içme maşrapaları gibi ilginç eserler de gösteriliyor bu bölümde.
17 ve 18 yüzyılda sıcak çikolata içeceği, Avrupa’ya yayıldığında dönemin feodal kesimlerinin ağızlarını tatlandırıyordu. Feodal beyler ve ailelerinin sıcak çikolatanın zevkini çıkarmaları için hazırlanan özel porselen takımlar bile vardı. Bu porselen takımlar, kıtlıklar, savaşlar, açlıklar sürerken ve köylüler toprakta kölece çalışırken dönemin feodal beylerinin şatolarını çevreleyen sınırlar içinde nasıl bir ihtişamla yaşadıklarına da küçük bir ayna tutuyor.
Bir sonraki bölüm ise sıcak çikolatanın belli bir kesim için lüks keyif içeceğinden nasıl kitlesel bir içeceğe dönüştüğünü anlatılıyor.
Müzede ayrıca 19. yüzyıla ait garlarda yer alan çikolata otomatları, afişler, ilanlar, resimler ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor.
“Çikolata Sineması” adı verilen bölümde ise 1926’dan bu yana çikolata reklamlarını izlemek mümkün.
Yolunuz Köln’e düşerse Ren kıyısından çikolata müzesine kısa süreli ama keyifli bir yürüyüşle ulaşabilir, kakao çekirdeklerinin uzun soluklu serüvenine tanık olabilirsiniz.

Pelin Şener