Depresyondayız!

Alman milli takımı ve Hannover 96’nın kalecilerinden Robert Enke’nin intiharı, depresyon ve buna bağlı olarak intiharları tekrar gündeme getirdi. Bu hastalığın nedenleri daha çok, toplumsal duyarsızlık, gözün doymaması, genetik yapı ile açıklanmaya çalışılırken işsizlik, yoksulluk, gelecek korkusu ve çalışma koşullarındaki sorunların ruh hastalıklarının artmasına yol açtığını belirten sesler de yükseliyor.
Almanya’da her 47 dakikada bir kişinin depresyon nedeniyle intihar ettiğini biliyor muydunuz? Her yıl intihar ederek ölenlerin sayısının trafik kazalarında ölenlerden daha fazla olduğunu? Ya da depresyonun en yaygın hastalıklar arasında yer aldığını? 1995 yılından bu yana ruh hastalıkları nedeniyle rapor alanların oranının yüzde 80 arttığını? İşçi ve işsizler arasında ruh hastalıklarının korkunç boyutta arttığını, alkol, hap vb. maddeler kullanarak topluma dayatılan orman yasalarına ayak uydurmaya çalışanların,
dibi karanlık bir kuyunun derinliklerine dalıp çıkamaz hale geldiğini?

İŞSİZLİK HASTA EDİYOR
Bremenli psikoterapist Hans Schindler’e göre işsizlik sadece para kaybı anlamına gelmiyor. Düzenli yaşam ve toplumsal bağlar da kendiliğinden yok oluyor. Bunların yerini isteksizlik, suçluluk duygusu, utanç ve hayal kırıklığı alıyor.
Yapılan araştırmalar işsizler arasında kalp krizi ve psikosomatik hastalıkların arttığını da ortaya koyuyor. Psikosomatik hastalıkların arasında depresyon ilk sırada yer alıyor. Özellikle işini kaybeden erkekler, itibarlarını kaybettikleri, evlerini bile geçindiremez hale geldikleri ve işsiz kalmalarının kendi suçları olduğu duygusuyla içine kapanma, sinirlilik belirtileriyle dipsiz kuyuya yanaşıyorlar. Alkol, aile içi şiddet, ekonomik nedenlerin de yol açtığı boşanma gibi sonuçlar durumu daha da kötüleştiriyor. İşsizlik süresinin uzaması hastalıkların iyileşmesini zorlaştırıyor ve intihara kadar götürüyor.
Sağlık sigortalarının verileri iş bulmaları çok zor olan 50 yaşın üstündekilerde intihar oranının arttığını belgeliyor. Doktor Schindler, işsizliğin yol açtığı depresyonun ilaç veya hastanelerde tutularak tedavi edilemeyeceği düşüncesinde. Hartz yasalarının topluma kabul ettirilmesi için işsizlerin “tembel ve asalaklar” olarak damgalandığını vurgulayan psikoterapist, bunun ruh hastalıklarını arttırdığını, yeterli işyeri açılarak sorunun azaltılacağı görüşünde. Hartz IV’le uzun yıllar çalışan insanların bir yıl içinde yoksul hale getirilmesinin haksızlık olduğunu, yürürlükteki politikayla yoksulluğun babadan çocuğa geçen bir durum olduğunu söylüyor. Bu da yalnızca işsizleri değil onların çocuklarını da toplumsal yaşamdan izole ederek hastalığa sürüklüyor.

ÇALIŞANLAR ARASINDA RUH HASTALIKLARI ARTTI
Yalnızca işsizler arasında değil, henüz çalışmakta olanlar arasında da depresyonların arttığını, Almanya’nın en büyük sağlık sigorta AOK’nın bir istatistiği gözler önüne seriyor: 2008 yılında 9,7 milyon AOK üyesi ortalama 17 gün hastalık raporu aldı. Depresyon, alkol bağımlılığı ve diğer ruh hastalıkları nedeniyle rapor alanların oranı 1995 yılından bu yana yüzde 80 arttı. 2008 yılında bu nedenle alınan rapor ortalaması 22,5 gün olarak belirlendi. AOK tarafından açıklanan 2009 yılı hastalık raporu ayrıca birçok emekçinin hasta olmasına rağmen işini kaybetme korkusuyla rapor almadığını, çalışmaya devam ettiğini gösterdi. Emekçilerin yüzde 30’u doktorun rapor yazma teklifini geri çevirerek hasta hasta işe giderken, yüzde 71’i doktora bile gitmeden işine devam etti. AOK Bilim Enstitüsü Başkanvekili Helmut Schröder, psikolojik hastalıkların artmasının kriz nedeniyle işten atılma korkusuna bağlı olduğunu açıkladı.
Kriz nedeniyle işçi sayısının azaltılması ve iş temposunun artması, işçilere kişisel veya grup olarak sorumluluklar yüklenilmesi sonucu stres faktörünün yükselmesi, başarıya bağlı olarak prim ödenmesi de hastalıkların saklanmasına veya sürüklenmesine yol açıyor. Bazı işletmeler ise hastalık raporu almayan işçilere yüksek primler vaat ederek hastalıkların gizlenmesini teşvik ediyor. İşten atılma korkusu ile işçiler arasında rekabet ve mobbing de körükleniyor. Duisburg/Essen Üniversitesi tarafından yapılan bir ankette işçilerin yüzde 20’si işten atılacağına kesin gözüyle baktığı için hasta olmasına rağmen çalıştığını bildirdi. Yüzde 30’u gitmemesi halinde işin bitirilemeyeceği ve işçi arkadaşlarının tepkisini çekeceği için rapor almadığını söylerken, yüzde 13’ü hastalık raporu almak yerine tatil günlerini kullanmayı tercih ettiğini belirtti. Ankete göre işyerlerinin tehlikede olduğu fabrikalardaki işçilerin yüzde 25,5’i günlük yaşamlarını korku ve üzüntü içinde geçirdiklerini ifade ettiler.
Almanya’da Fransa’da görüldüğü gibi çalışma koşulları ve işsiz kalma korkusu nedeniyle intihar edenlerle ilgili akut bir durum ortaya çıkmadı belki ama işini kaybedip, ekonomik nedenlerle evine ipotek konanlar, ailesi parçalananlar arasında cinnet geçirme oranının oldukça yüksek olduğu dikkat çekti.

DEPRESYON NEDİR?
Depresyon duygusal, zihinsel, davranışsal ve bedensel bazı belirtilerle kendisini gösteren bir durumdur. En dikkat çekici belirtisi çökmüş ruh hali ile ilgi ve zevk almadaki belirgin azalmadır. Depresyondaki kişi duygusal açıdan mutsuz, karamsar ve ümitsizdir. Eskiden en severek yaptığı işler bile artık zevk vermez olmuştur. Kişi kendini hüzünlü ve yalnız hisseder. Kendisine ve çevresine ilgisi azalır. Yoğun suçluluk duyguları olabilir. Herkese yük olduğunu düşünüp gereksiz yere sorumluluklarını yerine getirmediğini düşünür. Genellikle iç sıkıntısı, daralma, huzursuzluk ile birliktedir. Bazen kendisinin tüm duygularını yitirmiş gibi hissedebilir.

> Semra Çelik