Devletin cemaati olur mu?

Diyanet İşleri Türk İslam Birliği
(DİTİB), Almanya’da yaşayan Müslümanların kurduğu “en büyük sivil örgüt” olarak tanımlanıyor. Resmi verilere göre 887 cami ve dernekte, 200 bin üyesi olan bu örgüt, Federal Almanya Cumhuriyeti tarafından gerçekleştirilen Uyum Zirvesi ve İslam Konferansı’nın da önemli temsilcileri arasında yer alıyor.
Alman devletinin bir kaç yıl öncesine kadar Türkiye’nin resmi uzantısı olduğu için mesafeli durduğu bu örgüt, giderek “resmi bir muhatap” haline getiriliyor. Ülkedeki bütün Müslümanları temsil etme iddiasıyla kurulan Almanya Müslümanları Merkez Konseyi (KRM) ise giderek gözden çıkarılıyor. Çünkü KRM içinde yer alan İslam Toplumu Milli Görüş (IGMG), İslam Kültür Merkezleri (VIKZ-Süleymancılar) Alman devletine pek güven vermiyor.
Geçtiğimiz ilkbahar aylarında başta Der Spiegel, Kölner Stadt Anzeiger, Frankfurter Rundschau gibi gazete ve dergiler olmak üzere Alman basınında DİTİB’in de “şeffaf” olmadığı yönünde bir çok haber yayınlanmasına ve Federal İçişleri Bakanlığı tarafından, Ankara’dan doğrudan yönlendirildiği bilinmesine rağmen “devlet cemaati” DİTİB’in muhatap olarak kabul edilmesi en makul tutum olarak görülüyor.

DERE’NİN ATAMASI 5 AY ÖNCE BİLİNİYORDU
Berlin, muhataplık için Türkiye ile bağlarının en azından görünürde azaltılmasını isterken, Ankara ise tersi yönde adımlar atarak kurumla olan ilişkisini sağlamlaştırıyor. DİTİB’in daha çok Ankara’nın belirlediği rota çerçevesinde hareket edeceği son kongresinde bir kez daha görüldü.
Kurulduğu 1985’ten bu yana Berlin Büyükelçiliği Din İşleri Müşavirliği’ne atanan devlet memurlarının aynı zamanda genel başkanlığa atandığı DİTİB’de bu kez başkanlık konusunda “farklı” bir yol izlendi. Uzun yıllardır Ankara’daki Diyanet İşleri Başkanlığı’nda Avrupa ülkelerindeki imamları yönlendirmekle görevli Prof. Ali Dere, 8 Kasım’da yapılan “genel kurulda” genel başkan yardımcılığına getirildi. Berlin Büyükelçiliği Din İşleri Ataşesi Sadi Arslan’ın görev süresinin önümüzdeki Mart ayında biteceği ve Dere’nin genel başkanlığa getirileceği şimdiden konuşuluyor.
Almanya’da dini eğitim gören Dere’nin aslında genel başkan yardımcısı olarak atandığı  geçtiğimiz Temmuz ayında basında yer almıştı. Bunun üzerine Arslan, bu yöndeki haberleri “sorumsuzluk” olarak nitelendirmiş ve DİTİB’in “sivil ve demokratik bir örgüt” olduğunu ileri sürerek, genel başkan ve yönetim kurulu üyelerinin genel kongrede seçildiğini söylemişti. (27 Temmuz 2009 Zaman Gazetesi)
Evet ortada, sessiz sedasız yapılan ve delegelerin nasıl belirlendiği bilinmeyen şekilsel bir genel kurul var. Burada önemli olan dört ay önce kesinlikle inkar edilen bu haberin gerçek, yani Dere’nin genel başkan yardımcısı olmasıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yetkili isimlerinden olan Dere’nin DİTİB yönetimine getirilmesiyle kurumun Ankara’yla bağları daha da güçlendirilmek amaçlanıyor.
Ama, DİTİB’i Ankara’ya bağlayan asıl organ tüzük gereğince Danışma Kurulu. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu’nun “onursal başkanı” olduğu kurulda, yönetim kurulu ve kongre tarafından alınan bütün kararların onaylanması gerekiyor. Genellikle büyükelçilerin ve konsolosların ağırlıkta olduğu bu kurul, DİTİB’in Türkiye tarafından yönetilmesi ve yönlendirilmesini adeta güvence altına alıyor.
Yani, her şeyin üstünde olan bu kurul varlığını sürdürdüğü sürece biçimsel anlamda da bir “bağımsız” kurum olması söz konusu değil.

Devletin Avrupa’daki cemaati
Her iki devletin bel bağladığı DİTİB, giderek Türkiye kökenli göçmenlerin kontrol altında tutulması için öne çıkarılan “özel bir örgüt” haline geliyor. Daha doğrusu,  söz konusu olan Türkiye tarafından kurulan ve yönlendirilen bu örgütün Almanya’da da yönetenlerin de işine yarayıp yaramamadığı sorusuna verilecek yanıttır. Gelişmeler de bu yanıtın ne olduğunu gösteriyor.
Federal İçişleri eski Bakanı Wolfgang Schaeuble, 2008’in Şubat ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret sırasında DİTİB’in Türkiye ile doğrudan bağlantılı olmasının kendilerini rahatsız etmediğini, ancak imamların artık Almanya’da yetiştirilmesi, vaazların Almanca verilmesi gerektiğini dile getirmişti.
Bu yılın başında Berlin’e gelen Devlet Bakanı Mustafa Sadi Yazıcıoğlu’nun ziyareti sırasında da Schäuble, DİTİB’in yeniden yapılandırılarak, Almanya tarafından resmen tanınan bir örgüt statüsü ile din derslerine müdahil olmasını gündeme getirmişti. Yani, Almanya’nın İslam konusunda sadece DİTİB’i muhatap almak istediği açık mesajını vermişti.
Yazıcıoğlu DİTİB’in resmi muhatap alınabilmesi için bazı çalışmalar başlattıklarını belirterek, “ Önümüzdeki dönem sanıyorum DİTİB’in doğrudan muhatap kabul edilebilmesi için çabalar harcanacak. O zaman bu güçlü kurumdan gerek toplumumuz gerekse Alman toplumu faydalanacaktır” demişti.
Bu çerçevede, eyaletler çapında din dersi yetkisi almak için “DİTİB eyalet örgütleri”nin kurulmaya başlandığı, bazı eyaletlerin din dersi yetkisini doğrudan bu örgütlere verdiği biliniyor.
Her iki ülke arasında DİTİB üzerinden en çok tartışılan nokta ise camilerde görev yapan imamların kim tarafından, nasıl yetiştirileceği.  Bu konudaki görüş ayrılığı bugüne kadar giderilebilmiş değil.
Camilerde vaazların artık Almanca verilmesi gerektiğini savunan Almanya, imamların da Almanya’daki üniversitelerde Alman yasalarına ve düzenlemelerine göre yetiştirilmesini istiyor. Bu aynı zamanda, Türkiye’nin imamlar üzerinden cemaati denetlemesine son verme anlamına geliyor.
Türkiye ise imamların Almanca vaaz vermesine karşı değil, ancak Diyanet tarafından yetiştirilmesini savunuyor ve bu konuda geri atmak istemiyor. Çünkü, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlileri yönlendirme ve kontrol altında tutmanın en önemli ayaklarından birinin imamlar olduğunun bilincinde.
Resmi verilere göre, Türkiye’nin yurtdışına gönderdiği imamların çok önemli bir bölümü Almanya’da görev yapıyor. Değişik dönemlerde yapılan açıklamalara göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın doğrudan memuru olan 700 kadar imam DİTİB camilerinde görev yapıyor. Bu da DİTİB’in 887 camisinin çoğunluğunun Türkiye’den gönderilen imamlar  tarafından idare edildiği anlamına geliyor.
Almanya’nın “Almanca baskısını” göğüslemek için Diyanet İşleri Başkanlığı, Almanya’da doğup büyüyen gençleri imam yapmak için özel programlar başlattı. Almanya’dan Ankara’ya götürülen gençler, burada devletin Türk-İslam görüşü doğrultusunda yetiştiriliyor ve “Almanca bilen imamlar” olarak yeniden Almanya’ya gönderiliyorlar. Ancak, bu planın uzun vadede ihtiyaçlara yanıt vermeyeceği de biliniyor.

MÜŞAVİR BAŞKANLAR VE GÖREV SÜRELERİ
>Sadi Arslan, 2006 Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Rıdvan Çakır, 2003-2006 Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Mahmut Gürgür, 2001-2003 Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Hasan Demirbağ, 1999-2001 Berlin Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Mehmet Aksoy, 1994-99 Bonn
Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Osman Nuri Gürsoy, 1989-94 Bonn Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri
>Niyazi Baloğlu, 1984-89 Bonn
Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri

(YH)