Gaz kardeşleri!

Eski Başbakan Gerhard Schröder ve eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’in Alman siyasetinde özel bir yeri bulunuyor. Schröder, SPD’nin gençlik örgütü Genç Sosyalistlerde (Juso), Fischer ise Devrimci Mücadele adlı örgütte 1968’deki gençlik hareketine katılmıştı.
Farklı yollarda gibi görünen bu iki şahsiyetin yolları, 1998’de yapılan genel seçimlerde birleşti. Schröder, SPD’nin başbakan adayı olarak 16 yıllık Helmut Kohl hükümetini devirdi ve Fischer’in başını çektiği Yeşiller Partisi ile koalisyon hükümeti kurdu.
Koalisyon hükümetinin kuruluşundan tam 30 yıl önce, 1968’de sokakta Vietnam Savaşı’na, silahlanmaya karşı çıkan, sosyal adalet ve eşitlik talep eden çevre kirliliğine karşı çıkıp doğayı savunduklarını ileri süren Fischer-Schröder ikilisi daha sonra Almanya adına savaş kararı veren ikili haline geldi, emekçilere karşı saldırı politikaları uyguladı.

ALMANYA’NIN ULUSAL ÇIKARLARI ADINA
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk kez 1998-2005 yıllarında Almanya adına Balkanlar’da, Afganistan’da savaşlar yürüten bu ikili, ülke içinde de emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik büyük saldırılar gerçekleştirdi.
Dört yıldır aktif siyasetten uzak bu ikili, Almanya’nın uluslararası çıkarlarını korumak için iki önemli enerji hattının başında, yarım kalan sorumluluklarını tamamlamaya çalışıyorlar.
Schröder, 2005’de genel seçimleri kaybettikten kısa bir süre sonra 12 Aralık 2005’te Almanya ile Rusya arasında Baltık Denizi altında doğrudan doğalgaz akımı sağlayan Kuzey Avrupa Doğalgaz Hattı (NEGP) projesinin Denetleme Kurulu Başkanlığı’na getirildi.
Rus enerji tekeli Gazprom (yüzde 51) ve Alman tekelleri Wintershall AG (yüzde 20), E.ON (yüzde 20) ve Hollanda tekeli Gasunie (yüzde 9) tarafından yapılan bu projenin başına Schröder’in getirilmesi, “etik” açıdan eleştiri konusu olmuştu.
Çünkü Schröder, daha başbakan iken söz konusu doğalgaz hattının yapılması için Rusya Devlet Başkanı Vlademir Putin ile yoğun görüşmeler yapmış ve temelini atmıştı. Diğer önemli bir tartışma konusu da doğalgaz hattının yapılması için Almanya’nın KFW Bank ve Deutsche Bank üzerinden Gazprom’a 1 milyar Euro’luk devlet teminatı vermesiydi. Bu aynı zamanda Gazprom’un iflas etmesi, ya da ödeme sıkıntısı çekmesi durumunda Almanya’nın projenin garantörü olması anlamına geliyordu.
Schröder ve hükümeti, Alman bankalarının yabancı bir şirkete neden bu kadar teminat verdiği yönünde gelen eleştirileri “Almanya’nın çıkarları” olarak açıklamış ve enerji ihtiyacının da çıkarların başında yer aldığını dile getirmişti.
Gazprom, eleştirilerin yoğunlaşmasının ardından Schröder’in görevde iken Putin ile birlikte hazırladığı projenin tehlikeye girmemesi için anlaşmayı iptal ederek teminat kredisine gerek duymadığını açıkladı.
Rus gazının Avrupa pazarına taşınmasında, geçiş ülkeleri Beyaz Rusya, Ukrayna ve Polonya’nın devre dışı bırakılması anlamına gelen NEGP bu yönüyle Almanya’nın enerji ihtiyacını güvence altına almada önemli bir rol üstlenmiş durumda.
Muhalefette iken NEGP’ye karşı açıklamalar yaparak Almanya’nın Rusya’ya bağımlı hale geldiğini savunan Başbakan Angela Merkel bile projenin vazgeçilmez olduğunu söylüyordu.

FİSCHER DE AYNI YOLDAN İLERLEDİ
7 yıllık SPD-Yeşiller hükümetinde Schröder’in yardımcılığını, Dışişleri Bakanlığı görevini yapan Joschka Fischer de aynı yolu izledi. Bir süre özel üniversitelerde ders veren, danışmanlık firması kuran Fischer, bu yılın Mayıs ayında Hazar Denizi’nden Türkiye üzerinden Avrupa’ya doğalgaz nakledecek “Nabucco” hattının danışmanı oldu. Bu projede her ne kadar Almanya resmi olarak imza atan devletler arasında yer almaz iken, enerji tekelleri önemli görevler üstlendiler. Fischer, Alman enerji tekeli RWE ve Avusturya enerji tekeli OMV’nin isteği üzerine, diplomatik tecrübesini “yol açıcı” olarak kullanması için göreve getirildi.
Eski bir çevreci olarak nükleer santrallere karşı çıkan Fischer, şimdi nükleer enerji üreten tekeller adına hareket etmesini ise pişkin bir şekilde yanıtlıyor: “Ben özgür bir adamım”.
Yani çevrecilik ve siyaset başka, özel çıkarlar, tekellere hizmet başka! Bu aslında “özgür adamın” gerçek kimliği!
3 bin 300 km uzunluğunda olacak Nabucco projesi için Türkiye “kilit ülke” özelliği taşıyor. Çünkü, hat asıl olarak Türkmenistan, Azerbaycan, İran ve Irak doğalgazını Avrupa’ya taşımayı hedeflerken, tamamen Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaşıyor.
Fischer, elbette bu göreve tekeller tarafından tesadüfen getirilmedi. Dışişleri bakanlığı yıllarında sürekli “Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliği için önemli bir ülke” olduğundan söz etmiş ve AB’ye üye yapılmasını istemişti. Fischer, Türkiye’nin AB üyeliğinin, daha çok AB’nin güvenliği için gerekli olduğunu ifade ederek, “Bazı eski kafalı kişiler, Türkiye’nin AB üyeliğinin birliği zorlayacağından söz ediyor. Ancak ben gerçekleri görmezlikten gelemem. Türkiye Avrupa için olağanüstü stratejik öneme sahip” demişti.
Fischer, bu stratejik önemin içinde enerji güvenliğini sağlamak bulunduğunu o zamandan beri biliyordu.
Bu yaklaşımı, Fischer’i hem tekeller gözünde hem de transit ülke Türkiye ve gaz verici durumundaki ülkelerde popüler kıldı. Aynı Fischer, uluslararası diplomaside ayrıca İran sorununun diyalog yolu ile çözülmesini de savunmuştu.
Dolayısıyla, Fischer de, tıpkı Schröder’in yaptığına benzer bir şekilde, göreve gelmeden önce de Alman tekellerinin çıkarlarını Nabucco hattının geçtiği bölgelerde savunmuştur. Bu yüzden, “yol açıcı” olarak kendisine ihtiyaç duyulmaktadır.

GERÇEĞİN TA KENDİSİ
Schröder ve Fischer’in siyaseti bıraktıktan sonra enerji tekellerinin maaşlı elemanları ve sözcüleri olmaları, aslında burjuva siyasette bir gerçeği bir kez daha yalın bir şekilde ortaya koyuyor. O da, devlet adamı kimliğiyle diplomasi yaptıklarında asıl olarak tekellerin çıkarlarına göre hareket ettikleridir. Schröder’in Rus gazını, Fischer’in Nabucco üzerinden Ortaasya doğalgazını Avrupa’ya ulaştırmak için üstlendiği bu görevler, Alman basınında genellikle “eski dostlar birbirine karşı rekabette” şeklinde veriliyor.
Bunu söylerken her iki enerji hattının birbirine rakip olduğundan hareket ediyorlar. Ancak gerçekte Almanya açısından, her iki hat birbirini tamamlayıcı bir işlev görüyor. Tek başına ne Rusya’ya ne de Ortaasya’daki verici ve transit ülkelere bağımlı olmak istemeyen Almanya/AB, enerji güvenliğini artırmak için seçeneklerini artırmıştır. Böylece satıcı ülkelerin gaz fiyatlarını dikte ettirmesinin önüne de geçmiş bulunuyor. Dünya üzerindeki yeni paylaşım sürecinde önemli misyonlar biçilen iki enerji hattının iki eski 68’linin denetiminde olması dikkate değerdir.
7 yıl boyunca başbakan ve dışişleri bakanı olarak içeride ve dışarıda Alman sermayesinin çıkarlarını korumak için emekçilerin kazanılmış haklarını yok eden, yurtdışına asker göndererek savaşlar yürüten Schröder-Fischer ikilisi, kendilerine biçilen misyonu şimdi de tekellere danışman sıfatıyla yürütmeye devam ediyorlar.

> YÜCEL ÖZDEMİR