Kadına yönelik her türlü şiddete hayır!

Korkunç bir insan hakları ihlali olan kadına yönelik şiddet, sadece yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin değil ABD, Almanya, Fransa vb. gibi dünyanın en zengin ülkelerinin de sorunudur. Örneğin Almanya’da kadınların dörtte biri yaşamı boyunca eşinin kaba kuvvetine veya cinsel şiddetine maruz kalıyor.

EGEMENLİK ARACI OLARAK CİNSİYET
Cinsiyete dayalı şiddet, toplumsal yapının sınıfsal ve cinsel ayrımcılık temelinde biçimlenmesinden kaynaklanıyor. Cinsiyet, yalnızca kadın erkek arasındaki cins farkıyla değil kadının erkekten aşağı görülerek belli toplumsal rolleri üstlenmeye zorlanmasıyla da ayrımcılığa yol açıyor. Bu anlayış devlet eliyle, toplumsal yapıyla, kültürel ve dini uygulamalar ve geleneklerle  korunuyor ve uygulanıyor. Kadının yaptığı işin toplumsal açıdan değersiz görülmesi ve kadına belli rollerin dayatılmasıyla erkeğin karar yetkisine ve kadınlar üzerinde kontrol hakkına sahip olduğu kamuoyuna kabul ettirilmeye çalışılıyor.

ULUSLARARASI ÇAPTA KADINA YÖNELİK FİZİKİ ŞİDDET
Değişik insan hakları örgütlerinin araştırma ve istatistikleri kadınlara yönelik fiziki şiddetin korkunç boyutta olduğunu gösteriyor:
Avrupa Konseyi tarafından açıklanan bir istatistikte 16-44 yaşları arasındaki kadınların ölüm ve hastalık nedenleri arasında aile içi şiddetin ilk sırada olduğu belirtiliyor. Şiddet, kanser ve trafik kazasından daha fazla kadın ölümüne yol açıyor.
Federal Aile ve Kadın Bakanlığı’nın bir araştırmasında Almanya’da kadınların yüzde 40’ının 16 yaşından itibaren fiziki şiddet gördüğü, Türkiye kökenli göçmen kadınlar arasında bu oranın yüzde 46 olduğu ifade ediliyor.
Dünya çapındaki kadın cinayetlerinin yüzde 70’i eşleri tarafından gerçekleştiriliyor.
Suç duyurusunda bulunan kadınların azlığı nedeniyle tecavüzlerle ilgili net bir rakam verilemiyor. ABD’de her yıl 700 bin kadın tecavüze veya başka türlü bir cinsel şiddete uğruyor. Tecavüze uğrayan kadınların yüzde 14,8’i 17 yaşın altında.  Fransa’da 1999 yılında 50 bin- 90 bin kadın tecavüze maruz kaldı. Tecavüze uğrayanların çoğu suç duyurusunda bulunmadı.
90 milyon Afrikalı kadın ve genç kız, kadın sünneti nedeniyle sakat durumda yaşıyor.
En az 60 milyon kadın cinsiyetleri nedeniyle kürtaj yoluyla ya da doğduktan sonra ihmal edilerek ölüme mahkum edildi.

KURUMSAL ŞİDDET: KADINLAR EŞİT HAKLARA SAHİP DEĞİL!
Ekonomik açıdan eşitsizlik temeline dayanan toplumsal yapı, cinsler arasındaki eşitsizliği de doğal olarak yeniden üretir. Bu, iş piyasasında cinsler arasında işin eşit olmayan dağılımı, ücret farklılığı, sosyal sigorta sistemindeki eşitsizlikler ve politik karar mekanizmalarında kadınların azlığıyla kendini gösteriyor.
İş piyasasının kuralsızlaştırılması, kadın istihdamını büyük ölçüde etkilemektedir. Düşük ücretli, sigortasız işlerde çalışanların büyük çoğunluğu kadınlardır. Mini iş ve haftalık çalışma süresinin çok düşük olduğu sigortasız işlerde çalışmak zorunda bırakılan kadınlar yoksulluğa mahkum edilmektedirler.
Aynı işi yapan erkekle kadın arasındaki ücret farkı hala yüzde 25 dolayındadır. Cinsler arasındaki ilişkinin yeniden klasik rol paylaşımına göre düzenlenmesi yani gelenekselleştirilmesi doğal olarak iş dünyasına da yansımaktadır. Bu nedenle kadının ekonomik bağımsızlığı etnik ve dini kimliğinden bağımsız olarak tüm kadınlara yönelik kurumsal şiddetle mücadelede çok önemli bir taleptir.

ENTEGRASYON TARTIŞMALARI ÇEVRESİNDE ŞİDDET
Kadına yönelik toplumsal, kurumsal baskı ve şiddet, göç kökenli kadınların yaşamını  daha ağır şekilde etkilemektedir. Eşit haklara sahip olmamak ve kötüleştirilen yaşam koşulları, göçmen kadınlara dayatılan rollerin aşılmasını zorlaştırmakta ve onları sosyal güvencesiz, düşük ücretli işlere ve kötü yaşam koşullarına mahkum etmektedir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede Almanya’nın karne notu zayıftır. Şimdiye kadar ki hükümetlerin icraatları, şiddet mağdurları için var olan danışma merkezlerine ayrılan parada kısıtlamaya gitme ve kadın sığınma evlerinin çoğunun kapatılmasıyla süslenmiş durumdadır. Birkaç sene önce büyük koalisyon tarafından zorla evliliklerle mücadele adı altında, evlenerek getirilen eşlerin Almanca bilmesini mecbur kılan yasa uygulamaya sokuldu. Şimdiki hükümet de zorla evliliği suç olarak değerlendiren bir yasa hazırlığı içinde. Hükümetler açıkça şiddetin nedenleriyle mücadele yerine göçün zorlaştırılması ve göçmenlerin cezalandırılması yöntemleriyle sorunu gözlerden gizlemeyi hedefliyor. Bir çok kadını şiddet ve bağımlılıktan kurtaracağı kesin olan, evlenerek Almanya’ya gelenlere eşlerinden bağımsız oturma izni verilmesi talebi ise hala tartışılıp duruyor!

> Sidar Demirdöğen
Göçmen Kadınlar Birliği Başkanı