Yabancı meclisleri öldü, yaşasın uyum meclisleri!

Eyalet yönetimlerinin aldığı kararlar doğrultusunda “Uyum Meclisleri”(Integrationsrat)’nin oluşumu 2010 senesinde bütün eyaletlerde tamamlanacak. Bazı şehirlerde seçimlerle belirlenecek, bazı şehirlerde de belediye meclisi tarafından atamayla oluşturulacak.
Bu değişiklik ister istemez zaten işlevsiz olan bu kurumların yeniden tartışılmasını da gündeme getirdi. Tartışmalara geçmeden önce bugüne kadar var olan bu kurumlara kısaca bakmakta yarar var.
1970’li yıllarda ilk meclisler, belediye meclisleri tarafından atamayla oluşturuldu. Daha sonra bütün kentlerde, Alman vatandaşı olmayan “yabancılar” tarafından seçilen kurumlara dönüştürüldü. Bu meclislerin kaç kişiden oluşacağı, tüzüğü, bütçesi belediyeler tarafından belirlenmekteydi. Tek tek şehirlerde oluşan yabancılar meclislerinin tüzüklerinde biçimsel farklılıklar olsa da, özü aynıydı. Hukuksal olarak bir yaptırım gücü olmayan bu kurumlara biçilen misyon, dün de, bugün de ihtiyaç olduğu sürece belediye başkanına sadece göçmenleri ilgilendiren konularda bilgi vermekle sınırlı. 2005 senesinde ülkenin en büyük eyaleti Kuzey Ren Vestfalya’da (NRW) küçük bir değişiklikle, bu kurumlara göç sorunları dışında da dilekçe verme hakkı tanınmıştı. Aynı dönemde NRW’nin bazı şehirlerinde, deneme amaçlı “Uyum Meclisleri” oluşturuldu. NRW hükümetinin hazırladığı yeni yönetmelikle, bu kurumlar yeniden sadece “yabancıların sorunları konusunda” danışma kurumlarına dönüştürülüyor.
Bu kurumlar ilk dönemlerinde daha çok Türkiye kökenli göçmenlerden (değişik nedenlerden dolayı) yoğun ilgi görmüştü. Seçimlere katılım oranı oldukça yüksekti.  Ancak bu ilginin günümüzde olduğunu söylemek mümkün değil.  2005 senesinde NRW ve Hessen’de yapılan seçimlere ortalama katılım yüzde 10 civarında kaldı. Bazı şehirlerde yüzde 5’i geçmedi.  Örneğin Frankfurt’ta yapılan seçimlere, seçme hakkına sahip 140 bin “yabancı”dan sadece 7 bin 953 kişi katıldı. Seçime katılım oranı yüzde 5,68 idi.  Bu tabloya Almanya’nın bütün büyük şehirlerinde rastlamak mümkün. Bazı küçük şehirlerde ise değişik dini-politik çevrelerin listeler çıkarması nedeniyle  katılım oranı yüzde 20’lerin üzerine çıktı.
Seçimlere katılımın düşük olmasının faturası da neredeyse göçmenlere kesiliyor. Bu veriler genellikle göçmenlerin politikaya, entegrasyon sorunlarına ilgisizliği üzerine yapılan teorilere dayanak olarak gösterilmek isteniyor. Bu saçma değerlendirmeler bazen çok daha ileri götürülerek,  Alman vatandaşı olmayan göçmenler için dile getirilen, yerel düzeyde seçme seçilme hakkı talebine karşı bile kullanılabiliyor..
Ya da insanlar sorumsuzlukla suçlanıyor. Vatandaş olmayanları, hiç bir yaptırım gücü olmayan, göstermelik kurumların seçimlerine katılmadığı için suçlamak, olsa olsa uygulanan dışlayıcı politikaları gizlemeye hizmet eder.
Burada şunu belirtmekte yarar var: Tüm olumsuz koşullara rağmen, bu kurumlarda yer alan bir çok kişi, göçmenlerin sorunlarının çözümü, yerli ve göçmenlerin yakınlaşması için yoğun çabalar harcadı. Bu bireysel çabalar yer yer meyve de verdi. 40 senelik yabancılar meclislerini değerlendirirken, tabii ki bunları da görmek gerekir.

ÖLÜYE MAKYAJ!
Peki değişik şehirlerde “Uyum Meclisi” ya da “Uyum Komisyonu” olarak oluşturulmaya çalışılan bu “yeni” kurumların ömrü ne kadar olur? Almanya’yı yaşam merkezi seçen göçmenlerin bu ülkede eşit koşullarda yaşamasından yana olanların, birliğin, beraberliğin, kaynaşmanın kavgasını verenlerin bu kurumlara karşı tutumu ne olmalı? Bu sorulara doğru cevaplar bulunması, bütün zorluklara rağmen devam eden kaynaşma sürecini de olumlu yönde etkileyecektir.
Açık belirtmek gerekir ki; uyum meclislerinin ömrü yabancılar meclislerinden daha kısa olur. İlk Yabancılar Meclis’lerinin üzerinden 40 seneye yakın bir zaman geçti. O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı.
1970’li yıllarda geriye dönme umutlarını taze tutan göçmenlerin yerini, Almanya’yı yaşam merkezi olarak kabul eden, burada doğup büyüyenler aldı. Yabancılar meclislerinin oluştuğu dönemlerde dil bilenlerin, toplumsal yaşama katılanların sayısı yok denecek kadardı. Bugün başta Federal Parlamento olmak üzere, eyalet parlamentolarında, belediye meclislerinde bir çok göçmen kökenli yer almakta. Düne kadar “göçmen ülkesi” olmadığını ısrarla savunan Almanya, içeriği doldurulmasa da kendisini göç ülkesi olarak ilan etti. Kısacası ne göçmenler 40 yıl önceki göçmenler, ne de Almanya 40 yıl öncesinin Almanya’sı. Bu durumu gözetmeden gündeme getirilen her türden girişim gibi, uyum meclislerinin de doğal yaşamın içerisinde serpilip gelişmesi, dallanıp-budaklanması mümkün görünmüyor.
Bugün vatandaş olsun ya da olmasın, Almanya’da yaşayan tüm göçmenlerin bu ülkeyi yaşam merkezi olarak kabul ettiği bir süreçte, Alman vatandaşı olamayan (olmayan) göçmenlerin kendilerini ifade edebilmeleri için sunulduğu öne sürülen, işlevi danışmayla sınırlı olmaktan öteye gitmeyen kurumların adı ne olursa olsun, kimin tarafından desteklenirse desteklensin yaşaması olanaklı olmaz. Bugün bu türden göstermelik kurumları oluşturmanın, suni teneffüslerle bunların yaşaması için çaba sarf etmenin başta göçmenler olmak üzere, bu ülkede birlikte yaşamdan yana olanlara hiç bir faydası olamaz.

YAŞAMIN GERÇEKLERİNİ GÖRELİM
Gelinen noktada bu türden göstermelik kurumlarla uğraşmayı bir kenara bırakmak gerekir. Başta seçme seçilme hakkı olmak üzere, göçmenlerin doğrudan politik yaşama katılmasının olanaklarını genişletecek talepleri gündeme getirerek, yerli emekçilerle birlikte bunun kavgası verilmelidir. Düne göre göçmenlerin politik yaşama katılmasının olanaklarını elde etmeninin koşulları da olgunlaşmıştır. Başta sendikalar olmak üzere istisnasız bütün demokratik kurumların talepleri arasında, ‘göçmenlere seçme ve seçilme hakkı tanınsın’ talebi bulunuyor.
Bütün bu gelişmelere rağmen, bazı kesimler, uyum meclislerinin, seçme seçilme hakkının alternatifi olmadığı, seçme seçilme hakkı kazanılsa da uyum meclisi gibi oluşumların olması gerektiği gibi gerekçelerle bu oluşumları desteklemektedir..
Bize göre de birlikte yaşamın geliştirilmesi, yaşanan somut sorunlara yönelik çözümler üretilmesi için adına ne deneceğinden bağımsız olarak, yeni oluşumlara ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak işlevli oldukları, vatandaş olamayanlara politik katılım hakkı tanındığı ve bu yönüyle birlikte yaşamın asgari koşulları yerine getirildiği ölçüde, bu türden kurumlar bir anlam ifade edilebilir. Değilse, tümüyle işlevsiz bu günkü halleriyle söz konusu ‘meclisler’, vatandaş olmayanların politik yaşama aktif katılımı talebini geriye atan bir ‘örtü’ rolünü görüyor.
Bu anlamda, Almanya’da yaşayan herkese eşit hukuksal, sosyal, politik haklar tanınmasını savunan federasyonumuz, tümüyle işlevsiz ve göstermelik olan ‘uyum meclisleri’ içerisinde yer alınmasını doğru bulmuyor.
> HÜSEYİN AVGAN
Demokratik İşçi Dernekleri
Federasyonu (DİDF) Genel Başkanı