40 milyon kişi fişleniyor!

Lidl, çalışanlarının “derin devlet” tarzı denetlemesi Almanya’da haklı olarak geniş bir yankı uyandırmıştı. Almanya’nın en büyük mağaza zincirlerinden bir olan Lidl, çalışanlarını işyerinde gizli kamera ve “ajanlarıyla” yakın takibe aldığı gibi dedektifler aracılığıyla özel hayatlarını da izlemişti! Bazı Lidl çalışanlarının yatak odalarından çekilmiş fotoğraflar mahkemelerde dava konusu olmuştu.
Lidl, ortaya çıkan vakalarda “kişisel hakları çiğnenen” çalışanlara bir miktar tazminat, devlet babaya ise cüzi ceza ödemişti.

LİDL İSTİSNA DEĞİL, KAİDE!
Haftalık Stern dergisinde çalışan iki gazetecinin ortaya çıkardığı “Lidl Skandalı” ilk kez gündeme geldiğinde devletin bilgi koruma yetkilileri (“datenschützer”) olayı “inanılmaz” ilan etmişler ve “böyle yöntemlerin başka işletmelerde uygulandığına ihtimal vermiyoruz” demişlerdi. Bu açıklama Lidl’de yaşananların gerçekte buzdağının görünen tepesi olduğu yönündeki şüphelerin artmasına neden olmuştu.
Kısa bir süre sonra Lidl’in istisna olmadığı, birçok işletmede benzeri yöntemlerin düzenli bir şeklinde uygulandığını ortaya çıktı. Değişik mağaza zincirlerinin yanı sıra Deutsche Telekom, Deutsche Post ve Deutsche Bahn gibi yüz binlerce emekçinin çalıştığı tekellerde de en temel kişisel hak ve özgürlükler ayaklar altında çiğnenmişti. Bu üç tekelin geçmişte devlet işletmesi olduğu düşünüldüğünde olayın hangi boyutlara vardığı daha iyi anlaşılmakta.
Çalışanlar hakkında normal personel dosyalarının yanında özel dosyaların oluşturulması ve bunların, denetlenen kişinin ekonomik durumu, kimlerle ilişkisi olduğu, sendika üyeliği, grev ve eylemlere katılımı, işyerindeki hal ve davranışlarına kadar bilgilerle (Telekom gibi bazı işletmelerde çalışanların cinsel yaşamları üzerine de özel dosyalar hazırlanmış!) doldurulmasının nedeni şüphesiz personel müdürlerinin merakları veya Telekom örneğinde olduğu gibi sapık yaklaşımlarından kaynaklanmıyor.
Hazırlanan bütün bu dosyalar işçi ve emekçiler üzerinde daha fazla baskı kurmanın, daha fazla sömürmenin yol ve yöntemlerini artırmayı hedefliyor. Özellikle saldırıların arttığı dönemlerde bu tür dosyalar öne çıkanlara karşı bir şantaj aracı olarak kullanılıyor!

ELENA GELİYOR
Çalışanlarını yasadışı yöntemlerle “denetleyen” Lidl’e kesilen cüzi para cezasından dışında diğer işletmelere şimdiye kadar herhangi bir cezai yaptırım uygulanmadı. Değişik bölgelerdeki savcılıklar hala soruşturma aşamasındalar. Soruşturma sonucunda dava açılsa bile bu davalardan “caydırıcı” kararların çıkacağını beklemek hayalcilik olacaktır.
Bu tür olayların yaşanmaması için işverenlere yönelik ağır cezaları içeren yeni yasal düzenlemeler gerekmekte. Asıl sorunda tam burada başlıyor. Kamuoyunda “denetleme skandalları” tartışılırken devlet bürokratları, 2002 yılında başlatılan “elektronik kart stratejisi”nin ikinci adımını yürürlüğe koyma çalışmalarını yoğunlaştırmışlardı.
“Elektronik kart stratejisi”nin ilk adımı olan ELSTER (elektronik vergi beyannamesi) 2005 yılında yürürlüğe girmişti. İkinci adım ise önce Hartz Komisyonu tarafından önerilen “JobCard” uygulamasıydı. İşsizlik parası, işsizlik yardımı veya sosyal yardım için başvuran emekçilerin “işini daha çabuk yapma” iddiasıyla önerilen “JobCard” uygulaması devlet bürokratları tarafından geliştirildi ve şimdi “elektronik kazanç belgesi” ELANA adıyla yürürlüğe konulacak. Almanya’daki 40 milyon civarındaki çalışanı kapsayan bu uygulama 1 Ocak 2010’da uygulanmaya başlayacak ve 2012 yılında tamamen yürürlüğe girecek.

İŞLERİ DEVLET ÜSTLENECEK!
Her ne kadar devlet yetkilileri “elektronik kazanç belgesi” ELENA’nın, normal kazanç belgesinin dijital hali olduğunu ve bu uygulamayla bürokrasinin azalacağını, yardım başvurularının en kısa süre içinde sonuçlanacağını ileri sürseler de, bu gerçeği yansıtmıyor.
Emeklilik sigortalarının denetiminde oluşturulması planlanan bilgi bankasında her çalışan için 41 sayfalık özel bir dosya açılacak. Ve işveren her ay bilgisayar yoluyla bu 41 sayfayı doldurup bilgi bankasına gönderecek. Tabi 41 sayfanın çoğunluğu otomatik olarak bilgisayar tarafından o ay çalışan saat, alınan ücret, izin vb. gibi bilgilerle doldurulacak.
Ancak devlet babanın talep ettiği bilgiler bununla sınırlı kalmıyor. 41 sayfalık form, çalışanların greve katılıp katılmadığı, greve katıldıysa bunun yasal olup olmadığı, çalışma esnasında hal ve davranışlardan dolayı uyarı alıp almadığı (Abmahnung), işe gelip gitme konusunda düzenlilik, rapor alıp almadığı, işten çıkartıldıysa bunun sebebi gibi daha birçok soruyu da içeriyor.
Kısacası şimdiye kadar Lidl ve diğer şirketlerin büyük paralar harcayıp özel dedektif ve ajanlarla yaptığını devlet yasalaştırıyor.

DENETİM YAYGINLAŞIYOR
Milyonlarca işçi ve emekçiye ait bu kadar hassas bilginin dev bilgi bankalarında depolanmasının, sadece işsizlik ve sosyal yardım başvurularında söz konusu dairelerin daha hızlı çalışmasını sağlamak için olduğunu ileri sürmek hiç de gerçeği yansıtmıyor.
Devlet ve sermaye kurumları için vatandaş şeffaflaşırken, vatandaşlar için birçok şey kolaylaşmak bir yana daha da zorlaşacak ve vatandaş daha kolay denetlenir hale gelecek. Örneğin yasal olmayan bir greve (!) katıldığı için işten çıkartılan bir emekçi işsizlik parası başvurusunda üç ay para alamayacak. Çünkü işten çıkartılmasına kendisi sebebiyet verdiği ileri sürülecek! Aynı işçi bir başka iş için başvuru yaptığında ise dosyaya bakma olanağı olan işveren bu işçiyi işe almayacaktır.
Devlet yetkililerinin sözkonusu bilgilerin güvencede olduğu ve işverenlerin bu bilgileri edinemeyeceği ve dolayısıyla yukarıda verilen örneğin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını açıklamaları da pek inandırıcı değil. Son yıllarda birçok kez, milyonlarca insanın önemli bilgileri (banka hesapları, alış veriş alışkanlıkları vs.) internette satlığa çıkartıldığı biliniyor.
Kredi almak veya taksitle bir eşya almak isteyenler bu tür bilgi bankalarının nasıl bir bela olduğunu çok iyi bilirler. Creditreform veya Schufa’daki bilgilerin de güvenli olduğu ve kimsenin ulaşamayacağı söylenir. Ancak kredi veya taksitle bir eşya almak istenildiğinde tüketici “gönüllü” olarak bankaya, Schufa’daki bilgilere ulaşma imkanı vermek zorunda bırakılır.
Aynısı önümüzdeki dönem yeni bir işe başlamak isteyen işçilere de dayatılabilecek. İşveren, “sizin şu bilgilerinize ulaşabilir miyim?” diye sorduğunda yapılacak çok şey kalmıyor. ‘Hayır’ denildiğinde işi unutabilirsiniz, ‘evet’ dediğinizde de!

ELENA GERİ ÇEKİLMELİ!
ELENA projesine başta destek veren sendikalar, -ki ilk öneri olan “JobCard”, aralarında sendikacıların da bulunduğu Hartz Komisyonu tarafından hazırlanmıştı-, son haftalarda uygulamanın bazı bölümlerine karşı çıkıyorlar.
Birleşik Hizmet Sendikası ver.di Genel Başkanı Frank Bsirske, ELENA’yı genel olarak olumlu değerlendirirken, “grevler konusunda olduğu gibi, işteki hal ve davranışlar gibi hassas bilgilerin ELENA kapsamına alınmasına karşıyız, buna karşı bütün hukuksal olanakları kullanacağız” diyor. Fakat ELENA sadece bu birkaç soru nedeniyle kötü değil, bir bütün olarak işçi ve emekçilerin daha fazla denetlenmesinin önünü açtığı için kötü ve bir bütün olarak reddedilmeli!
Tabi sendika merkezlerine bu konuda ne kadar güvenilir orası meçhul. Alman Demiryolları Deutsche Bahn’da tekel yönetimi işçilerin banka hesaplarını denetlerken, şirkette yetkili sendika olan Transnet, tekel yönetiminden sendika üyelerinin ödedikleri aidatları, aldıkları ücretlerle karşılaştırmasını rica etmiş! Yasadışı bir uygulamaya karşı çıkması gereken sendika, bu uygulamaya sessiz kaldığı gibi kendisi de aynı yasadışı yöntemleri kullanmış! (YH)