Dünya kapitalizmin umurunda mı

Kopenhag’da iki hafta boyunca, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi çerçevesinde yapılan tartışmalar, kapitalizmin sadece insanın değil doğanın da başına büyük bir bela olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Kapitalizmle birlikte doğanın dengesine yönelik dış müdahalelerin yarattığı tahribatlar, artık bu dengeyi altüst edecek boyutlara erişti. Dengenin sağlanamaması durumunda, insanoğlunu ve doğayı bekleyen felaketlerin listesi ise oldukça uzun ve trajik.
Ama bu durumun baş sorumluları olan gelişmiş kapitalist devletler, doğaya zarar vererek elde ettikleri aşırı karlardan feragat etmeye yanaşmadıkları için, sorunun kısa süre içinde çözülmesine pek ihtimal verilmiyor. 192 ülkenin katıldığı İklim Konferansı’nda çözüme dair somut kararlar alınmaması da bunun en somut ifadesi.

EN BÜYÜK SORUN: DÜNYANIN ISINMASI
Günümüzde üzerinde en çok konuşulan sorunların başında yerkürenin ısınması geliyor. Sanayileşmeyle birlikte enerji ihtiyacının karşılanması adı altında özellikle fosil yakıtların kullanılması nedeniyle atmosfere salınan karbondioksit (CO2) gazının hızlı artışıyla yeryüzü ve atmosferin alt bölümleri (alttroposfer) giderek ısınıyor. 1990’lı yıllardan beri bilimsel olarak tespit edilen bu ısınmayı durdurmak atmosferdeki karbondioksit gazının miktarının nasıl düşürüleceği ise en büyük tartışma konularının başında geliyor.
Halbuki 1990’da BM İklim Konferansı’nda karar altına alınan Kyoto Anlaşması, 2010 yılına kadar havadaki karbondioksit gazı oranını yüzde 5 azaltmayı öngörüyordu. Buna rağmen, 1990-2007 yılları arasında dünyadaki karbondioksit gazı oranı yüzde 9.8 arttı.
Sadece 2008 yılında atmosfere enerji fosilleri olan kömür, petrol, doğalgaz yakılması yoluyla 32 milyar ton karbondioksit salındı. Buharlı makinanın icadından bu yana ise 2000 milyar ton karbondioksit salındı. Eğer, atmosfere gaz salınımı bundan önce olduğu gibi devam ederse 2100 yılında dünyanın sıcaklığı 4.5 derece artacak. Bu da açıkça felaket anlamına geliyor.
Bilimsel çalışmalar, yerkürenin ısınmasının mutlaka 2 derecenin altında tutulması gerektiğini zorunlu kılıyor. Ortalama sıcaklık şu anda 0.8 derece artmış durumda.
Bunun düşürülebilmesi için her şeyden önce sanayileşmiş ülkelerin havaya saldıkları CO2’nin 2020 yılına kadar yüzde 40 düşürmesi gerekiyor.

ATMOSFERİ KİM KİRLETİYOR?
Peki dünyayı ve insanlığı büyük bir tehdit ile karşı karşıya bırakan bu küresel ısınmanın baş sorumlusu kim?
Veriler, küresel ısınmaya yol açan atmosferdeki karbondioksitin yüzde 70’inin batılı kapitalist ülkeler tarafından atmosfere salındığını gösteriyor. Hem de dünyanın nüfusunun çok az bir bölümünü barındırdıkları halde. İklim araştırmacıları, daha büyük bir tehlikenin oluşmaması için 2050 yılına kadar, yerkürenin sıcaklığının 2 derece yükselmemesi için ancak, en fazla toplam 750 milyar ton karbondioksitin atmosfere salınabileceğine dikkat çekiyor. Ancak, bugüne kadarki gelişmeler bunun tutturulacağına dair ciddi bir işareti içermiyor. Çünkü, sadece 1990-2009 yılları arasında 500 milyar ton CO2 atmosfere salınmış bulunuyor.
750 milyar ton, bir kaç gelişmiş kapitalist ülkenin bir kaç yıl içinde atmosfere saldığı gaz miktarına denk geliyor. Örneğin şu anda en çok karbondioksit salan Çin sadece bir yıl içinde ortalama 6.2 milyar ton CO2 atmosfere bırakıyor. Benzer bir durum ABD için de geçerli. ABD, 1990-2009 yılları arasında atmosfere 108 milyar ton CO2 bıraktı. Benzer bir durum AB ve Rusya için de geçerli.
Yani, dünyanın gelişmiş kapitalist ülkeleri atmosferi, hem de belirlenen ortalama kriterlere rağmen, hızla kirletmeye, insanlığın geleceğini tehdit etmeye devam ediyorlar.
2050 yılı baz alındığında, yerküre üzerinde yaşayanlar açısından hesaplandığında kişi başına ortalama yılda 2 ton karbondioksite denk düşüyor.
Ancak, örneğin Almanya’da şu an kişi başına yılda atmosfere 10 ton karbondioksit salınıyor. Bu oran, örneğin Afrika’nın yoksul ülkesi Mali’de sadece 50 kilogram.
Bu durumda yerküre üzerinde aynı oranda aynı havayı soluması, aynı oranda havaya karbondioksit salması gereken bireyler arasında, yaşadıkları ülkelerin durumuna göre büyük farklılıklar bulunuyor.
Yani atmosfere gaz salmada bile zengin-yoksul arasında büyük bir uçurum söz konusu.
Medyada çevreyi ve iklimi korumak için yanıp tutuşuyor gibi görünen kapitalist devletlerin liderleri, harıl harıl dünyayı kirletme hakkını genişletmenin kavgasını veriyorlar gerçekteyse.
Çevre örgütleri ise her ülkenin atmosfere salacağı karbondioksitin kişi başına belli bir miktarla sınırlı tutulmasını, hiçbir ülkeye ayrıcalık tanınmamasını istiyorlar.

EMİSYON PAZARLIĞI KİME YARIYOR?
Dünyanın zengin ülkeleri, yıllardır gelişmekte olan ülkelerin karbondioksit emisyon hakkını kullanabilmek için adeta rüşvet veriyor. Kişi başına hesaplandığında, kendisine düşen oranı dolduramayan ülkeler, bunu gelişmiş kapitalist ülkelere parayla satarak, “Benim yerime atmosfere karbondioksit gönderebilirsiniz” demektedirler!
Zengin ülkeler ise zaten kendi sınırlarını çoktan aştıkları halde, para vererek daha fazla “kirletme rüşveti” veriyorlar.
Son zirvede gelişmiş kapitalist ülkelerin, gelişmekte olan kapitalist ülkelere 100 milyar Dolar ödemesi gerektiği konusunda uzlaşma sağlandı. Ve 30 kadar gelişmiş kapitalist ülke, dünyanın diğer ülkelerini bir tarafa iterek, kendi arasında vardığı uzlaşmayı, diğer ülkelere dikte ettirme politikasını tercih etti.
Bu 100 milyar Dolar, yapılan tahribatın onarılması,         yeni tahribatların yaratılmaması için aslında devede kulak misali.
Çeşitli tahminlere göre, şu anki verilerden hareket edildiğinde yılda ABD’nin 244, Almanya’nın da 36 milyar Dolar, gelişmekte olan ülkelere ödemede bulunması gerekiyor. Bütün gelişmiş kapitalist ülkeler baz alındığında ise bu meblağ tahminen 2.2 katrilyon Dolar’a çıkıyor.
Dolayısıyla son “mutabakat”, yerküre üzerinde ekonomik ve politik alanlarında süren egemen ilişkilerin, iklim gibi önemli bir konuda da geçerli olduğunu gösterdi. Bu “iki sınıflı” ülkeler sistemine açık ve net eleştiriler, sol politikaların etkili olduğu Venezüella, Bolivya ve Küba gibi ülkelerden geldi.
İki hafta boyunca dünyanın gündemini meşgul eden İklim Konferansı tam anlamıyla “dağ fare doğurdu” sözüne uygun olarak ‘sonuçlandı’! Küresel ısınmaya neden olan kapitalist emperyalist ülkelerin tümü, bugüne kadar atmosfere saldıkları karbondioksit oranında azaltmaya yanaşmayarak, süslü lafların arkasına saklasalar da, “dünyanın iklimi umurumuzda değil” dediler. “Asgari uzlaşma” olarak kamuoyuna ilan edilen ‘sonuç bildirgesi’ de işin ‘süs’ kısmından öteye gidemedi.

SONUÇ OLARAK
Bilimsel çalışma ve araştırmalar, “küresel ısınma” dolayısıyla insanlığın büyük bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Buna zaten itiraz eden de yok. Sorun, bunun önlenebilmesi için bu tehlikenin baş sorumlusu olan gelişmiş kapitalist ülkelerin bugüne kadar izledikleri politikalardan vazgeçip geçmeyeceğidir. Kopenhag’daki İklim Zirvesi’nin sonuç bildirgesi, her şeyden önce gelişmiş kapitalist ülkelerin doğayı, çevreyi ve insanlığın geleceğini düşünme yerine, daha fazla ucuz üretim ve kar için mevcut politikalarına devam edeceği anlamına geliyor. Uzlaşmaya karşı çıkan gelişmekte olan kapitalist ülkelerin çoğu ise gerçek anlamda dünyanın atmosferinin kirletilmesine karşı çıkma yerine, gelişmiş kapitalist ülkelerden ne kadar para koparacaklarını gündeme getirdiler. Dolayısıyla, bugün BM şemsiyesi altında toplanan kapitalist ülkelerin çok ezici bir bölümü ciddi anlamda, insanlığın geleceği için sağlıklı çevre politikası izlenmesi gerektiği yönünde tavır almadılar.
Bütün bunlar, önceden ilan edilen 2050 yılına kadar atmosferdeki karbondioksit emisyonlarının yarıya düşürülmesi konusundaki hedefin, mevcut koşullar ve kurallar altında yarıya düşürülmesi mümkün görünmüyor.
Bu yüzden de başkaca bir sürü neden olduğu gibi, daha iyi ve sağlıklı bir doğa, çevre, yaşam için de kapitalizme karşı mücadele etmek önceki dönemlere göre çok daha zorunlu hale gelmiştir. Yani insanlık, güvenli bir gelecek için, karbondioksitten öte önce kapitalizmden kurtulmaya ihtiyaç duyuyor. (YH)