‘Öfkeli vatandaş’ ne yapacak?

Almanya’da her yılın sonunda, o yıla damgasını vuran bir iyi bir de kötü sözcük seçilir. Alman Dili Topluluğu (GfdS) tarafından 35 yıldır yapılan bu „yılın sözcüğü“ seçimi, o yıla damgasını vuran olaylardan yola çıkılarak belirleniyor.
Geçen yılın en iyi sözcüğü olarak, Stuttgart 21 projesine karşı gerçekleştirilen gösteriler ve Merkez Bankası Yönetim Kurulu eski üyesi Thilo Sarrazin’in yoksulları ve göçmenleri hedef alan kitabı nedeniyle yürütülen tartışmaları aynı paydada toplayan „Wutbürger“ (Öfkeli Vatandaş) olarak belirlendi.
Der Spiegel dergisi yazarlarından Dirk Kurbjuweit bundan 13 hafta önce ilk kez kullandığı bu kavramı şöyle açıklıyordu: „Yeni bir özne Alman toplumunda kendisinden söz ettiriyor: Öfkeli vatandaş. Orta sınıfa ait olmanın geleneklerini kırıyor. Öfkeli vatandaş, yuhalıyor, bağırıyor, nefret ediyor. Muhafazakar, zengin ve artık fazla genç değil. Eskiden devletine bağlı idi, şimdi politikacılara karşı derinden öfkeli. Kendisini Sarrazin’in düzenlediği toplantılarda, Stuttgart 21 projesine karşı düzenlenen eylemlerde gösterdi. (Der Spiegel, 41/2010)

STUTTGART İLE SARRAZİN’İN NE ALAKASI VAR?
Hemen belirtmemiz gerekiyor ki; Stuttgart’ta yapılan ve onbinlerce genç-yaşlı insanın katılımıyla haftalarca süren büyük direniş ile Sarrazin’in Müslümanlar, göçmenler ve yoksulları hedef göstererek yazdığı kitapta „Almanya kendisini yok ediyor“ şeklindeki görüşlerine verilen destek arasında önemli farklılıklar bulunuyor ve bunların aynı potada birleştirilerek, „muhafazakar, zengin ve yaşlı“ diye lanse edilmesi gerçeği ifade etmiyor, yerine oturmuyor.
Zaten, Stuttgart’taki gösterileri düzenleyenler de hemen buna tepki gösterdi. Bu yüzden Der Spiegel’in bir sonraki sayısında Stuttgart 21’e karşı yapılan eylemlere katılanlar „Mutbürger“ (Cesaretli Vatandaş) olarak tanımlanan bir yanıt yayınlandı.
Aynı payda altında tanımlanan grupların taşıdığı farklılıklar bir yönüyle Kurbjuweit’in icat ettiği sözü zayıflatıyor.

SİSTEM PARTİLERİNE GÜVEN AZALIYOR, TEPKİ BÜYÜYOR
Ama buna rağmen bir yıl içinde olup bitenlere baktığımızda, Almanya’da gerçekten sistem partilerine güvensizlik duyanların ve göçmenlere karşı yapılan açıklamalardan etkilenenlerin sayısında bir artış olduğu da gerçek.
Hatta öyle ki, çizilen „Muhafazakar, zengin ve yaşlı“ kesime hitap eden bir partinin olmadığı, bu yüzden de kendisini „muhafazakar“ diye tanımlayan Hıristiyan Demokratların sağında tıpkı Hollanda, Avusturya, İsviçre, Danimarka’da olduğu gibi yeni bir „açık sağ popülist“ partinin kurulması gerektiği, bunun oy potansiyelinin de yüzde 18 civarında olduğu propaganda ediliyor.
Diğer taraftan siyasal partilere yaklaşım konusunda bir yıl önce yapılan genel seçimler ile bugün yapılan anketler arasındaki değişim de dikkat çekici boyutlarda. Genel seçimlerde, tam da bugün söz edilen „iyi kazanan orta sınıfın“ çıkarlarını radikal bir şekilde savunarak yüzde 15’e yakın oy alan koalisyon ortağı liberaller (FDP), şimdi yüzde 5 barajı sınırında geziniyor. Buna karşın yine „iyi kazanan orta sınıfın“ partisine dönüşen Yeşiller’in oyu yüzde 10’den yüzde 20’ye kadar çıkmış durumda.
Hükmet partileri ise anketlerde çoktan salt çoğunluğu kaybetmiş, karar altına altığı tasarruf politikalarından ötürü halktan almış oldukları dört yıllık yetkiyi aslında kaybetmiş durumda.
Buna bir de üye kaybını eklememiz gerekiyor.

TEPKİLİ VATANDAŞ NE YAPACAK?
Siyasal düzlemde yaşanan bu hoşnutsuzluk ve güvensizlik doğal olarak kendisini hayatın değişik alanlarında da ifade ediyor. Bu yüzden de Stuttgart 21’e karşı haftalarca süren eylemler sadece pahalı ve doğaya zarar verecek bir tren istasyonuna karşı sıradan protesto olarak görülmemeli. Keza aynı şekilde onbinlerce genç ve yaşlının nükleer atığa, emekçi örgütlerin çağrısıyla sosyal kısıtlamalara karşı çıkması öfkenin dışa vurmasından başka bir şey değildir.
Keza, ekonomik krizin etkisiyle daha fazla yoksullaşan, işini kaybeden, kısa çalışmaya gönderilen, düşük işlerde çalıştırılan işçiler ve emekçiler arasında, kendisini açık bir şekilde dışa vurmamakla birlikte, işçi sınıfı ve emekçiler arasında sisteme ve onun partilerine karşı öfke ve tepki gün geçtikçe biraz daha kabarmaktadır. Bu yüzden de genel olarak ülke genelinde bir „Wut“un (öfkenin) birikmekte olduğunu söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Olgular, 2010’un Almanya’sında toplumun değişik katmanları arasında ekonomik, sosyal sorunlardan kaynaklı olarak geleceğe güvensizleşme temelinde derin bir hoşnutsuzluğun oluştuğunu ve bunun değişik biçimlerde kendisini ortaya koyduğunu gösteriyor.
Gelişmelerin bilincinde olan egemen siyaset ve basın, biriken tepkinin sonunda kendisine yönelmemesi için dikkatleri göçmenler ve yoksullar üzerinde yoğunlaştırıyor, onları hedef haline getiriyor.
Bu yüzden de, bundan sonra Kurbjuweit’in tanımlaması dışında kalan, „muhafazakar olmayan, genç ve yoksul“ öfkeli vatandaşların ne yapacağı, ne kadar „Mut“ göstereceği büyük bir önem kazanıyor. Şimdi Almanya’nın yeniden sermayenin çıkarlarına bağlı olarak şekillendirilmesi ekseninde yapılmak istenen dizayna karşı sözü olanların sesini daha çok çıkarması gerekiyor. Bunların arasında elbette Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler de yerlerini almalı. Çünkü bugün Alman halkı arasında sistem ve onun partilerine karşı öfke birikimine neden olan olay ve olguların tümü, işsizliğe, yoksulluğa ve ayrımcılığa maruz kalan Türkiye kökenlileri de doğrudan etkiliyor. Yerlisi ve göçmeniyle emekçiler arasında mayalanıp kabaran bu öfke elbette tüm bu eşitsizlik ve adaletsizliklere karşı (Mut) cesaretle ileri atılmaları durumunda gerçek  bir maddi güce dönüşecektir.

YÜCEL ÖZDEMİR

2010’un ilk 10 kelimesi

1. Wutbürger
2. Stuttgart 21
3. Sarrazin-Gen
4. Cyberkrieg
5. Wikileaks
6. schottern
7. Aschewolke
8. Vuvuzela
9. Femitainment
10. unter den Eurorettungsschirm schlüpfen

Sarrazin’e karşı protesto gösterisi

Yazdığı “Almanya kendisini yok ediyor” kitabıyla göçmenlere ve yoksullara karşı nefret körükleyen SPD üyesi Merkez Bankası eski yönetim kurulu üyesi Thilo Sarrazin, şimdi de karnaval toplantılarının konuğu yapıldı. Karnaval mevsimi nedeniyle Mainz’de “Oruç Akşamı” ödülüne layık görüldü. 1990’lı yıllarda Mainz’de Rheinland-Pfalz Maliye Bakanlığı yapan Sarrazin’a ödül verilmesi antifaşistler tarafından bir gösteri ile protesto edildi. Ödülün verildiği salonun önünde toplanan 200 kişi, Sarrazin’in ırkçı tezler yaydığını, bu yüzden de ödüle layık görülmesinin bu düşüncelerin yayılmasına hizmet edeceğine dikkat çekti. Sol Parti, DGB ve Yeşiller gibi örgütlerin çağrısını yaptığı eylemde, “Halk arasında nefreti körükleyen Sarrazin hapse atılsın” pankartı açıldı. MAINZ