Boğulacaksan büyük suda boğul…

Estonya, 1 Ocak 2011’de 17. ülke olarak Euro bölgesine katıldı. Deutsche Welle’ye verdiği bir demeçte, ülkesinin Euro bölgesine katılmasını, „büyük ikramiye“ olarak değerlendiren Estonya Başbakanı Andrus Ansip, Estonya’nın Euro bölgesine girmekten başka yolu olmadığını da ileri sürdü.
AB Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso ise, Estonya’nın Euro Bölgesi’ne katılmasını, „Euro’nun çekiciliği ve üye ülkelere getirdiği istikrara duyulan güven lehine verilmiş güçlü bir sinyaldir“ diye yorumladı.
1,3 milyon nüfuslu Estonya’nın AB ekonomisi içinde yeri yüzde 0,2! Bu ülkenin Euro bölgesine katılmasının „güçlü sinyali“ de uluslararası piyasalarda ancak bu kadar olacak.
Diğer yandan başta Barroso’nun memleketi Portekiz olmak üzere birçok AB ülkesinde Euro sorgulanıyor. Euro bölgesine üye olan ülkelerin kamuoyunda, „Euro bölgesine giriş koşulları belirlenmiş, ama ayrılma koşulları neden belirlenmemiş“ sorusu tartışılıyor. Estonya ile birlikte 1 Mayıs 2004’de AB’ye üye olan ülkeler, „şimdilik Euro’ya geçmek için acele etmeyeceklerini“ açıkladılar. Polonya ve Çek Cumhuriyeti merkez bankalarından yapılan açıklamalarda, „Euro’ya geçişin ne zaman olacağına biz karar vereceğiz, başka kimse değil“ diyerek olası politik baskılara şimdiden tutum alınıyor.

‚EURO, İSTİKRARIN GÜVENCESİDİR‘
Estonyalılara Euro’yu çekici hale getirmek için son iki yıldır ciddi kampanyalar örgütleyen hükümet, Euro bölgesini „istikrarın güvencesi ve yatırımcılara açılan kapı“ olarak pazarlıyor. Hükümet, Euro’ya geçiş ile birlikte ülke ekonomisinin canlanacağını ve uluslararası tekellerin ülkeye büyük yatırımlar yapacağını ileri sürüyor.
Fakat böyle olsaydı, Estonya’nın çoktan bütün ekonomik sorunlarını çözmüş olması gerekirdi.
Nitekim 1992’de Estonya Kronu tedavüle sokulurken ülkenin para politikası Almanya’ya endekslenmişti. Başbakan Ansip Deutsche Welle’ye verdiği demeçte „Estonya’nın zaten hiç bağımsız para politikası olmadı. 1992 yılında Estonya Kronu’nu çıkartırken değerini sekize birlik sabit kurla Alman Markı’na endeksledik. Euro’ya sabitlenmesi de aynı oran üzerinden yapıldı. Döviz kurlarımız 18 yıldır değişmedi. Almanya’nın para politikasına tam güvenimiz var“ demesi aslında iddia edilenin aksine Euro’nun ülkeye ekonomik katkısının sınırlı olacağını gösteriyor.

‚EKONOMİMİZ SAĞLAM‘
Ekonomik krizden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen Estonya’da ekonomi 2007 yılında yüzde 7,5 büyürken 2008’de ise yüzde 5 geriledi. 2009 yılında ise yüzde 13,9 ile dibe vuruş gerçekleşti. Buna rağmen Estonya 2010 yılını yüzde 1,5 bütçe açığı ve yüzde 7,2 devlet borcu ile kapadı! Her ne kadar Estonya Hükümeti, „ekonomimiz sağlam“ diye açıklamada bulunsa da istatistiklerin hangi yöntemlerle hazırlandığı sorusu akla gelmiyor değil.
Diğer yandan krizin yükünün işçi ve emekçilere yıkıldığı gerçeğini de bu rakamlar ortaya koyuyor: İşsizlik oranı geçtiğimiz yıl, resmi verilere göre, yüzde 17,5’e yükseldi. Yoksulluk oranının da yüzde 40 civarında olduğu tahmin ediliyor.
Krize karşı alınan önlemlerin başında kitlesel işten atmalar, kamu ücretlerinin yüzde 30’a ve özel sektörde ise ücretlerin yüzde 40’a varan oranda düşürülmesi geldi. Aynı zamanda emekli maaşları düşürüldü, sosyal haklar sıfıra çekildi. Ülkenin birçok yerinde binlerce insanın aç kalmaması için sosyal ve dini kuruluşlar tarafından yiyecek dağıtılmakta.
Euro’nun ne kadar „istikrarın güvencesi“ olduğu konusunda Euro bölgesine bakmak yetiyor. 2007 yılından bu yana bu bölgedeki devlet borçları 12’ye katlanmış bulunuyor. Geride bıraktığımız yıl Yunanistan ve İrlanda’nın başına gelenlerin 2011 yılı içinde Portekiz ve İspanya’nın başına gelmesi bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda Estonya adının da bu ülkelerle birlikte anılması kimseyi şaşırtmamalı. (YH)