Bu Diyanet çok tartışılır!

İHSAN ÇARALAN
Diyanet’in yeni başkanından sonra Hutbe de yenilenmiş! Ve yeni Hutbe’de yılbaşı kutlamaları için, „Dini, ahlaki ve kültürel temeli yok“ denmiş! Sanki Türkiye din devleti, Diyanet de din, ahlak, kültür dayatma ve denetleme merkezi!
Üçüncü milenyumun ikinci on yılının ilk gününde, yıla din tartışmasıyla girmek herhalde pek iç açıcı bir şey değildir. Ama bundan utanması gerekenler, din istismarcılığı üstünden ülkeyi bu hale getirenlerdir.
Ülkeyi yönetenlere bakarsanız; ülke askeri vesayetten kurtulmuş, demokrasi ve özgürlükler cenneti haline gelmiştir! Ama gerçekler tersini göstermektedir. Hele de ülkenin „sosyal yaşamına“ ve bu yaşamı uzun vadede şekillendiren kurumlara hükümetin müdahalelerine bakıldığında!
2011’in bu ilk gününden bakıldığında daha açıkça görülmektedir ki; 2011’de Diyanet tartışmasının sadece bir laisizm tartışması olmayı da aşarak „sosyal yaşamda dinin etkisi“, „Hükümetin Diyaneti siyasi iktidarın basit bir aracına dönüştürülmesi“ tartışmasına dönüşecektir.
Aslında Erdoğan Hükümeti’nin Diyanete müdahalesi; din ve bilim arasındaki tartışmayı, din lehine ilerletmek için yaptığı hamlelerle çoktan başlatılmıştı.
Bu alanda ilk önemli adım TÜBİTAK’ın 2008’de hükmet tarafından ele geçirilmesiyle başlatılmıştı.
TÜBİTAK Yasası’nın değiştirilmesi ve „bir kereye mahsus“ olarak, TÜBİTAK Başkanı ve Bilim Kurulu üyelerinin (12 üyeden 10’unun) Başbakan tarafından atanmasıyla başlayan müdahale, YÖK’ün Cumhurbaşkanı aracılığı ile AKP hükümeti tarafından ele geçirilmesi ve „özerk üniversite“nin siyasi iktidarın basit bir aracına dönüştürülmesiyle bu doğrultuda büyük bir adım daha atılmıştı. Ve nihayet Diyanet’te operasyon yapmaya geldi sıra.
Bir buçuk ay önce Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu görevinden alınıp yerine Mehmet Görmez atandı.
Görmez, hızla yukarıdan aşağı Diyanet’i yeniden örgütlemeye girişti. Diyanet İşleri Başkanlığı Kadın Faaliyetleri Merkezi Müdürü Ayşe Sucu’nun görevden alınmasıyla, Diyanet’teki „kadrolaşmanın boyutu“ da gözler önüne serildi. Sucu’nun görevden alınmasıyla bu merkezde çalışan 28 kadın da istifa etti!
Bu gelişmeleri İngiliz The Ekonomist dergisi „Bir çeşit İslami Engizisyon“ olarak niteleyen bir yorum yayımlayarak, Diyanet operasyonun çatırtısı hayli uzaklardan duyulacak kadar büyük olduğunu da gösterdi.
Diyanet ve onu eski başkanı ve karolarının eylemleri hakkında yazılanları anımsayanlar, „Diyanetin eski yapılanması da pek matah değildi!“ diyeceklerdir.
Evet öyledir! Ama bugün olan zaten laisizm karşıtı olan bir yapılanmanın yeni kadrolarla sürdürülmesi değildir. Çünkü yeni girişimiyle hükümet; Diyaneti, AKP iktidarının basit bir uzantısına dönüştürme niyetini ortaya koymuştur.
Daha öncesi de var ama geçtiğimiz yıldan itibaren hükümetin girişimleriyle başlatılan; „toplumsal yaşamda dinin etkisinin artırılması“, „hastanelere imam kadrosu verilmesi“, „din adamalarının kanaat önderi sayılması“ gibi çabalar hükümetin din istismarcılığı üstünden politika yapmaya daha çok yöneleceğinin işaretleriydi. Ancak geçtiğimiz yılın ikinci yarısından itibaren hükümetin bölgede; Kürt sorun çözümünde, 12 Eylülcüler gibi, „dini yapıştırıcı etken olarak kullanmak“ üzere bölgede İmam Hatiplerin ve Kur’an Kurslarının sayısının artırılmasının açıkça ilan edilmesi hükümetin bu en önemli sorunda da din istismarcılığını had safhaya çıkaracağının açık işaretiydi.
Yine benzer biçimde Aleviliğin „Diyanet’in himayesi altına alınacağı“na dair açıklamalar, Alevilerin, „biz Diyanet’te koltuk değil laisizm istiyoruz“ demelerine kulaklarını tıkayan ve devletin tarif ettiği bir Alevilik dayatması yapan hükümetin, Diyaneti bu alanda da sıcak siyasetin içine çekmek için adım atacağının işaretiydi.
Türban, „örtünme“ ve kimi dini konularda hükümetin hoşuna gitmeyen açıklamalar yapan „eski Diyanet“ teşkilatının yerine kendi ‚hınk‘ deyicilerini getiren hükümetin, altı bakanlığın toplamından daha fazla bütçeye sahip, yüz binlik imam ordusuyla AKP’nin uzantısı haline getireceği anlaşılmaktadır. Hele de Haziran’da bir seçim olacağı düşünüldüğünde AKP’nin din istismarcılığını nerelere götüreceğini kestirmek bile zordur. Ama şu söylenebilir ki; yeni Diyanet merkezi AKP teşkilatının bir üssü olarak inşa edilmek istenmektedir. Tartışma da bu yüzden çok daha sıcak unsurlar taşıyacaktır. Böylece Kürt sorunu, Alevilik sorunu ve dün laisizmle bir sorunu olmayan pek çok sosyal yaşam konusu, artık laisizm konusu olarak da gündeme gelecek görünmektedir.