Dikenli duvarlar çare mi?

Dünyanın çeşitli ülkelerinden yoksul insanların Avrupa Birliği (AB) sınırları içine adım atmasını engellemek üzere Yunanistan’ın Türkiye sınırına örmeyi planladığı 3 metre yüksekliğinde, 12.5 kilometre uzunluğundaki dikenli telden duvar, Avrupa’nın, kendini koruma adına temel insan haklarını sürekli rafa kaldırmak yoluyla yeni sınırlar ördüğünü, engeller çıkardığını gösteriyor. Son bir kaç yıldır özellikle Asya ve Afrika’dan kara ve deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşmak isteyenlerin önüne çıkarılan ve sayısı her geçen gün artan insanın canına mal olan nice engeller, aynı zamanda uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan sığınma hakkını da artık bir hak olmaktan çıkarıldığını açık bir biçimde ortaya koyuyor.

YUNANİSTAN’A BEKÇİ GÖREVİ
Avrupa’nın büyük ve zengin devletleri tarafından sıkça gündeme getirilen “ortak sığınma ve göç politikası” tam de kıta Avrupa’sının etrafının dikenli tel örgülerle çevrilmesi, girilmez bir kale haline getirilmesi amaçlanıyor. Böylece, “merkez” olarak nitelenen en zengin ve büyük ülkeler Almanya, Fransa ve İngiltere’ye ulaşarak sığınma olanaksız hale getirilirken, Doğu yakada Yunanistan, Polonya, Romanya, Güney yakada ise bu bekçilik görevi Kuzey Afrika ülkeleri Libya, Cezayir ve Fas’a verilmiş durumda.
Dolayısıyla da AB’nin doğu ve güney sınırlarına tepeden bakıldığında, kapıya dayanmış binlerce aç, yoksul, sefil Asyalı, Afrikalı ve onları engellemeye çalışan eli silahlı zengin Avrupalılar görülüyor.
Aynı görüntü, ABD’nin güney sınırları için, Meksika ile ABD arasında örülen tel örgü ve duvar için de geçerli. Elektrikli, yüksek teknoloji donanımlı bu en güvenli sınıra rağmen her yıl Meksika üzerinden binlerce insan yine de ABD’ye geçerek sığınma başvurusunda bulunuyor.
Ekonomik kriz nedeniyle iflasa sürüklenen, bu yüzden de gün geçtikçe daha çok AB’nin denetimi altına giren Yunanistan, kendisine verilen bu “bekçi” rolünü hakkıyla yerine getirmek amacıyla, AB’ye en çok sığınmacının ulaştığı Türkiye sınırına telden duvar öreceğini açıkladı. 206 km uzunluğunda olması gereken dikenli tel örgünün uzunluğu 12,5 km’ye düşürülmüş. Belirtilen 12,5 km’lik dikenli duvar Türkiye ile Yunanistan’ı karadan birbirinde ayıran, Meriç Nehri civarındaki Orestiada (Kumçiftliği) bölgesi ile Nea Vissa (Yeni Bosna) köyü yakınlarında çekilecek. Çünkü, AB yetkilileri, gelen sığınmacıların yüzde 90’nının tam da bu bölgeden sınırı deldiğini ileri sürüyor.
Türkiye ile Yunanistan arasında örülmesi planlanan 3 metre yüksekliğindeki  dikenli tel örgünün amacı, elbette Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyenleri durdurmak.
Resmi verilere göre, Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçen ya da geçmek isteyen 32 bin kişi arasında sırasıyla en çok Afganistan, Irak ve Somali’den gelenler var. Ve AB’ye gelen sığınmacıların yüzde 80’i yeniden Türkiye’ye iade ediliyor.
AB yetkilileri ayrıca, AB’ye gelen sığınmacıların yüzde 90’ının Yunanistan üzerinden geldiğini ileri sürüyor.
En çok sığınmacının geldiği her üç ülkenin içinde bulunduğu durum dikkatle göz önünde bulundurulduğunda, göçe zorlananların asıl sorumlusunun AB ve ABD tarafından izlenen politikalar olduğu kendiliğinden görülüyor.
Afganistan, bugün halen savaşın kol gezdiği ülke. Savaş bütün acımasızlığıyla devam ediyor ve işgalciler aslında geri çekilme niyetinde de değil. Savaş ile birlikte aç ve yoksul bırakılan Afgan halkı doğal olarak daha güvenli bir ortamda yaşamak için kendisine en yakın gördüğü “güvenli limana” yani Avrupa’ya ulaşmaya çalışacaktır.
Keza; “barış ve huzurun” götürüleceği ileri sürülen Irak da en güvensiz ülkelerin başında yer alıyor. Her gün çatışma ve intihar saldırı haberleri geliyor. İzlenen politikalar halkın yaşamını çoktan çekilmez kılmış.
İç savaşın hakim olduğu Somali’de olup bitenlerin arkasında AB ve ABD’nin parmağı var.

AÇLIK VE YOKSULLUK SINIR TANIMAZ
Hiç şüphe yok ki; AB’nin desteğiyle Türkiye-Yunanistan sınırına örülmek istenen bu dikenli duvarlar ne yeni ne de savaşlardan, açlıktan ve sefaletten kaçmak isteyenleri engelleyebilecek düzeyde. Bugün Yunanistan-Türkiye sınırına dikenli duvar çekilmesini isteyenler, savunanlar yüzlerce, binlerce insanın neden ülkesini, ailesini, sevdiklerini terk etmek zorunda kalarak bir “umuda yolculuğa” çıktığını görmek, anlamak istemiyorlar. Aslına bakarsanız her “umuda yolculuk” aynı zamanda “ölüme yolculuktur”.
Hatta, dikenli duvarları aşarak Fas’taki İspanya kentleri Ceuta ve Mellila kentlerine sığınmayı başaran Afrikalı sığınmacıları, Akdeniz’i aşmak için çıkılan yolculuğu “intihar denemesi” olarak da niteliyorlar.
İşte günümüz kapitalist dünyası, yoksul güneylileri zengin kuzeye (Avrupa ve Kuzey Amerika) ulaşıp zenginlikten bir parça elde etmek ve güvenli bir yaşam girişimlerini “intihar edip sağ kalma başarısı gösterme” gibi büyük ve riskli bir sınavla karşı karşıya bırakmış durumda.
Ve zayıf bedenleri bu sınavın ağırlığı altında kalan, tel duvarlara çarpıp düşen, Akdeniz’in derin sularına gömülen o kadar çok insan var ki…

GÖÇ NEDENLERİ: SAVAŞLAR, AÇLIK VE YOKSULLUK
İnsanlığın tarih boyunca bir yerden başka bir yere göçü asıl olarak bu üç nedene dayanıyor. Biçimler değişse de nedenler hiç değişmedi. Ama zenginlik ve servet belli kıtalarda ve ülkelerde biriktikçe, zamanla bu ülkeler ve bölgeler dünyanın yoksulları için adeta birer mıknatıs işlevi görmeye başladılar. Bu mıknatısın çekim gücü (zenginlik) artık kendi içinde derin çatışmalar yaratmış durumda.
Ama buna rağmen, filozof Zygmunt Bauman’ın belirttiği gibi, “zengin ülkelerin yurttaşlarının turist, yoksul ülkelerin yurttaşlarının zengin ülkelere sığınmak isteyen serseriler” diye tanımlandığı bir dünyada yaşamımızı sürdürüyoruz.
Bu büyük adaletsizlik, ekonomik krizler, savaşlar emperyalist devletlerin yoksul ülkelerde baskı ve sömürüyü yoğunlaştırdıkça büyüyor. Bu durumda geri bıraktırılmış ülkelerin yoksullarına refah içinde güvenli bir ortamda yaşamını sürdürme hayaliyle “ölüm yolculuğuna” çıkmak seçeneği sunuluyor. Ve bu hayal de öyle hiç bir tehlikeyi tanıyacak türden değildir.
Dolayısıyla dünyanın yoksullarına karşı Türkiye-Yunanistan, ABD-Meksika arasında kurulan dikenli duvarlar hiç bir sorunu çözemeyecektir. Tersine yeni sorunlara yol açacaktır.
Gerçek anlamda çözüm ancak herkesin kendi ülkesi, kenti korkusuzca insanca bir yaşam sürdürebileceği bir dünya ile olanaklıdır. O zaman ne telden duvarlara ne de sığınma yasalarına ihtiyaç vardır. Dolayısıyla herkes turist. (YH)

Adaletsiz dünya göçe mecbur ediyor

– 2.8 milyar insan günde 2 doların altında gelirle yaşamını sürdürüyor
– 1950’den bu yana dünya ekonomisi 7 kat büyürken, bu büyümeden pay alan insanların sayısı sürekli azaldı
– 3 milyar (dünya nüfusunun yarısı) insanın toplam geliri 400 zengin ailenin gelirinden daha az.
– Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana 300 milyon insan açlıktan öldü ve bu 20. yüzyılda savaşlarda ölenlerin sayısından fazla.
– Tarımdaki gelişme 12 milyar insanın karnını doyurmasına yeterken, dünya genelinde her 5 saniyede bir çocuk açlıktan ölüyor.
– Yılda 9.2 milyon 5 yaşından küçük çocuk hayatını kaybediyor.
– Ekonomik kriz dünya genelinde açlık sınırında olan insan sayısını 800 milyondan 1 milyara çıkardı.