Onbinler Karl ve Rosa’yı andı

15 Ocak 1919’da Berlin’de dönemin gerici hükümetinin emri ile katledilen Alman işçi sınıfının önderleri, Almanya Komünist Partisi’nin (KPD) kurucuları Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, Pazar günü Berlin’de 40 bin kişinin katıldığı bir törenle anıldı.

Geçen yıla göre katılımın daha fazla olduğu bu yılki anma etkinliği her zaman olduğu gibi Frankfurter Tor’dan bir yürüyüşle başladı. 10 bin kişinin katıldığı yürüyüşte Sol Parti, DKP, MLPD gibi örgütlerin yanı sıra DİDF’in de aralarında olduğu çok sayıda göçmen örgütü de katıldı. Yunanistan Komünist Partisi (KKE) taraftarları ise ülkelerinde yaşanan ağır ekonomik krize atıfta bulunarak “Avrupa’nın bütün halkları ayağa kalkın” pankartıyla yürüyüşteki yerini aldı.

Yürüyüş boyunca savaşa ve militarist politikalara karşı pankartlar taşındı, sloganlar atıldı. Özellikle Alman askerlerinin Afganistan’dan geri çekilmesi yönündeki talep öne çıktı.

Sol Parti Eşbaşkanları Gesine Lötzsch ve Klaus Ernst, eski eşbaşkan Oskar Lafontaine, Meclis Grubu Başkanı Gregor Gysi, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Petra Pau, çok sayıda Avrupa, federal ve eyalet milletvekili de anma sırasında Sosyalistler Mezarlığı’ndaki anıta çiçekler bıraktı.

KONFERANSA 2500 KİŞİ KATILDI

Gösteriden bir gün önce Junge Welt gazetesi tarafından düzenlenen Rosa Luxemburg Konferansı’na ise katılım beklenin çok üzerine çıkarak, 2500’e ulaştı. 16 yıldır aralıksız olarak yapılan konferans bu yıl Sol Parti Eşbaşkanı Gesine Lötzsch’un “Komünizme giden binlerce yol”dan söz etmesi üzerine daha fazla dikkat çekmişti.

Lötzsch, konferans öncesinde Junge Welt gazetesi için kaleme aldığı makalede “Komünizme giden yolları, ister hükümette isterse muhalefette olalım, yola çıktığımızda ya da denediğimizde bulabiliriz” şeklindeki cümle özellikle burjuva basını tarafından tartışma konusu yapılmıştı.

Tartışmaların üzerine Lötzsch, panelist olarak davet edildiğe “Komunizme nereden gidilir? Sol reformizm mi yoksa devrimci strateji mi? Kapitalizmden çıkış yolları” başlıklı konferansa son anda katılmaktan vazgeçti. Bunun yerine kendisini savunmak için bir konuşma yapmayı tercih etti.

Yaratmış olduğu “Komünizm tartışması” nedeniyle salonda büyük bir coşkuyla karşılanan Lötzsch, altı soruya yanıt ekseninde yaptığı konuşmada, kendisinin komünist değil demokratik sosyalist olduğunu ifade ederek, bir yönüyle karalama kampanyası açanların gönlüne su serpti. Bununla da kalmayarak, eleştiriler arasında yer alan “komünizmin kurbanlarına değinmemesi”ne de açıklık getirerek yeterince değindi ve bu konudaki açık özeleştirinin 1990 yılında PDS’in kurulması sırasında yapıldığını ve kurbanlardan açık bir şekilde özür dilendiğini hatırlattı.

Ancak bütün bunlara rağmen, düşünce yasağının olmaması gerektiğini, herkesin istediğini söyleme ve savunma özgürlüğüne de sahip olması gerektiğini ifade etti.

Lötzsch, konuşması boyunca komünizmden sürekli kaçmaya çalışırken, dünyada yaşanan çelişkiler ve bu çelişkilerin giderilmesi için akıl yolunun gösterdiği adres yine komünizm oldu ve sözlerini “Kapitalizm tarihin sonu değildir” şeklinde tamamladı.

BERLİN