Öyle AB’ye böyle başkan

Avrupa Birliği (AB), 2011 yılına “Macaristan tartışması” ile girdi. 2010’un sonunda milliyetçi muhafazakar hükümet tarafından karar altına alınan ve parlamento tarafından onaylanarak 1 Ocak’ta yürürlüğe konulan yeni Basın Yasası, ülkede otoriter, faşist bir hükümetin işbaşında olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Hükümet aleyhine yapılacak her türlü yayının denetim altına alınması amacıyla kurulan Medya Denetleme Kurulu’nun hedefinde ülkedeki solcu ve liberal basın bulunuyor.
Basın Yasası çerçevesinde kurulan Ulusal Basın ve Haberleşme Dairesi’ne “milliyetçi-muhafazakar” hükümet partisi Fidesz’in beş üyesi atandı. Daire, televizyonlara 750 bin Euro, gazete ve internet sitelerine 90 bin Euro’ya kadar para cezaları kesebilecek.
170 sayfalık yasa ile aynı zamanda Macaristan’da dağıtılan yabancı basın da denetim altına alınıyor.
Yasanın en önemli ayaklarından birisi, gazeteciliğin en temel prensiplerinden biri olan haber kaynaklarını açıklamama özgürlüğünü “ulusal çıkarlar” sözkonusu olduğu zaman rafa kaldırması. Keza, kamuya ait televizyonlar hükümet partisinin politikasına bağlı olarak yeniden yapılandırılacak, bu yayınlar doğrudan hükümetin kontrolü altına alınacak.
Hükümet karşıtı düşünceyi susturmanın önemli bir aracı olan yasaya ülke içindeki basın-yayın kuruluşlarından ve muhalefet partilerinden tepki geldi. Gazeteler boş sayfalarla çıktı, radyo ve televizyon kanalları bir dakika yayını durdurma eylemleri düzenledi.
AGİT ve AB yöneticileri, bütün bu düzenlemeleri “totaliter rejime” gidişin işaretleri olarak kabul etti ve gelişmelerin endişe verici boyutta olduğunu ilan etti.

FAŞİST PARTİ KİMİN ESERİ?
Bugün AB liderleri ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından “ultra-konservatif” olarak ilan edilen Macaristan’ın hükümet partisi Genç Demokratlar Birliği (Fidesz), aynı zamanda Avrupa’daki muhafazakar partileri çatısı altında toplayan Avrupa Halk Partisi (EVP) üyesi. Yani, Almanya’da CDU’nun kardeş partisi durumunda.
30 Mart 1988’de dönemin rejimine karşı Batı’nın desteğiyle kurulan Fidesz’in ilk başkanı şimdiki başbakan Viktor Orban.
1990’daki seçimlerden bu yana parlamentoda grubu bulunan Fidesz, ilk olarak 1998’de iki küçük partinin desteğiyle koalisyon hükümeti kurdu ve Orban başbakanlık koltuğuna oturdu. 2002’de ise Macaristan Sosyalist Partisi seçimlerde birinci parti oldu ve hükümeti kurdu.
Sosyalizm ve Macar olmayan azınlıklara düşmanlık temelinde örgütlenen Fidesz’in gerçek yüzü uluslararası düzeyde ilk olarak 2007’de dikkat çekti. Fidesz ve başkanı Orban, “sosyalist” hükümeti devirmek üzere aşırı sağcı Jobbik Partisi tarafından kurulan paramilitarist Macar Tümeni’ni mahkum etmeyerek, destek verdi.
Nihayetinde, 2010’da yapılan seçimlerde Fidesz, Jobbik ve iki milliyetçi akım ile kurduğu ittifak sonucunda oyların yüzde 53’nü aldı. Doğrudan adaylar ile birlikte Fidesz, meclisteki sandalye sayısının üçte ikisini kazandı ve ırkçı görüşlerini hayata geçirmek için önemli bir fırsat elde etmiş oldu.
Dinci, milliyetçi bir ideolojik çizgiye sahip olan Fidesz, özelleştirilen kamu kurumlarının yeniden kamulaştırılacağı ve özel sağlık sistemine karşı oluğunu propaganda ederek halktan oy aldı, ancak bunların hiç birisini de yerine getirmedi.
Tersine bütçe açığını kapatmak için 29 maddelik bir tasarruf planı karar altına aldı.
Faşist parti 2009’de yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de oyların yüzde 56’sını alarak 14 milletvekili gönderdi.

MACARİSTAN, MACARİSTAN…
Bugün aşırı sağcıların, milliyetçilerin yönettiği Macaristan’ın bugün geldiği durum ile Batı dünyasının bu ülke ile kurmuş olduğu özel ilişkilerin önemli bir bağlantısı bulunuyor. Çünkü, bugün başta AB olmak üzere pek çok ülkenin şikayetçi olduğu ırkçı-milliyetçiler uzunca bir süre Macaristan’da sosyalizme karşı yürütülen çalışmaların temel dayanakları ve müttefikleri oldular.
Kapitalist batı açısından Macaristan, daha önce de bu rolünü iyi bir şekilde oynamıştı. İlki 1956’da revizyonist Sovyet işgaline karşı, ikincisi de Doğu Bloku’nun yıkılmasının ilk adımı olarak sınırlarını Demokratik Almanya Cumhuriyeti vatandaşlarına açarak, Berlin Duvarı’nın yıkılması döneminde.
Yani, Doğu Bloku’nun yıkılmasından sonra kapitalist dünya ve neoliberal piyasa ekonomisine en hızlı entegre olan Macaristan’ın bugün içine düştüğü sağcı-milliyetçi dalga nedensiz değil.

AB’NİN SAMİMİYETSİZLİĞİ
Macaristan’daki faşist uygulamalar karşısında AB’nin tutumu ise tam anlamıyla ikiyüzlüce oldu. Brüksel ve Strasbourg’dan yapılan açıklamalarda Viktor Orban ve partisine “Avrupa değerleri” çerçevesinde hareket etmesi gerektiği, aksi takdirde dönem başkanlığı sırasında AB’yi iyi bir şekilde temsil edemeyeceği dile getirildi. Ancak buna karşı en küçük bir adım dahi gündeme getirilmedi. Hangi yüzle gündeme getirsin ki…
Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde Orban ile aynı anlayışa sahip partiler ve akımlar hükümet ortağı.
Geleneksel muhafazakar partiler ile ırkçılar arasında ilk koalisyon ortaklığı, 2000 yılında Avusturya’da kurulmuştu. Jörg Haider’in başını çektiği FPÖ, EVP üyesi Halk Partisi tarafından kurulan hükümete dahil edildiğinde AB çapında alınan boykot kararı sadece 7 ay sürmüş, sonra da ilişkiler normalleşmişti. İtalya’da faşist Liga Nord’un Berlusconi’nin ortağı olması ise gayet normal karşılanmıştı.
Bütün bu “normal karşılamalar”, ikiyüzlüce yaklaşımlar Avrupa’da ırkçı parti ve akımları ve onlara ortaklık yapan muhafazakar partileri cesaretlendirmiş ve süreç gelip Macaristan’da çarpıcı bir karakter kazanmış oldu.
Der Spiegel’de yayınlanan WikiLeaks belgelerine göre Orban, ABD Büyükelçisi ile yaptığı görüşmede gayet iyi bir performans sergilemiş. Kendisinin sağında bulunan faşist Jobbik partisine geçit vermeyeceğini taahhüt etmiş! (YH)

Macaristan’ın Karnesi

10 milyon nüfusu olan Macaristan, 12 Mart 1999’da NATO, 1 Mayıs 2004’te AB üyesi oldu.

Ekonomik büyüme oranı: Yüzde 1,4
Kişi başına düşen aylık brüt gelir: 849 Euro
Enflasyon: Yüzde 8
İşsizlik: Yüzde 8,5
Bütçe açığı: Yüzde 7,5

Halkın açıktan kandırıldığı ülke

Macaristan’da aşırı sağın güçlenmesinin nedenlerinin başında elbette sözde “sosyalist” olan ve 2006-2010 arasında başbakanlık yapan Ferenc Gyurcsany’ın izlediği politikalar da önemli rol oynadı. Gyurcsány, başbakanlığı sırasında yaptığı bir söyleşide, “Ekonomi ve reformlar konusunda iki yıldır gece gündüz halka yalan söyledik” itirafında bulunmuştu.
İtiraf ortaya çıkınca binlerce kişi Gyurcsany’ın istifa etmesi için gösterilerde bulunmuştu.
Siyasi gözlemciler genel seçimlerde ırkçıların oylarını artırmasında bu itirafın önemli payının bulunduğu dile getiriyor. Seçimlerde Sosyalist Parti oylarının yarısını kaybetmiş ve ancak yüzde 20 oy alabilmişti.

Alman tekelleri yaptırım talep etti

Macaristan hükümeti tarafından çıkarılan “Özel Vergi” düzenlemesiyle özellikle yabancı firmalardan daha fazla vergi alınmasının önünün açılması üzerine 13 Alman tekeli tarafından AB Komisyonu’na gönderilen mektupta, bu ayrımcı uygulamaya son verilmesi ve hükümete yaptırım uygulanması talep edildi. Mektubu imzalayan tekeller arasında Eon, RWE, EnBW, Allianz ve Deutschen Telekom da bulunuyor. Ayrıca, Avusturya ve Fransız tekelleri de yaptırım önerisine tam destek verdi.
AB Komisyonu, Budapeşte hükümeti tarafından yürürlüğe konulan düzenlemelerin AB yönetmenliklerine aykırı olup olmadığı konusunda bir inceleme başlatacak. Faşist Orban Hükümeti’nin bütçe açığını kapatma adına yaptığı özel vergi düzenlemesi kapsamında 1,3 milyar Euro’luk gelir elde edilmesi planlanıyor. (YH)