İtalya’dan Avrupa’ya verilen sinyal

Almanya’da endüstrinin krizden daha hızlı çıkması ve yeniden büyümeye başlamasının nedeni olarak ihracat fazlalığı, kısa çalışma, esnek çalışma modelleri, üretkenliğin artırılması, düşük ücretli işlerin yaygınlaşması vb. gösteriliyor. 2009 ve 2010 yıllarında Almanya’yı aşırı ihracat fazlalığı ve düşük ücret politikası nedeniyle eleştiren ülkelere, Almanya’da verilen yanıt çok açıktı: “Bizi eleştireceğinize bizim gibi olmaya çalışın.”
Özellikle Fransa ve Güney Avrupa ülkeleri Almanya’yı bu konuda eleştiriyorlardı. Almanya’nın ihracatının üçte ikisine yakın bir bölümünü AB içinde gerçekleştirmesi ve bu konuda Euro’yu kendi lehine kullanması eleştirilerin ana konusuydu. Aynı zamanda bu ülkelerin sendikaları da Alman sendikalarını “fazla ılımlı” olmakla eleştirdikleri gibi, “uluslararası dayanışma gündeme gelirse sadece Alman işçilerinin lehine gündeme geliyor” diyerek tepkilerini dile getiriyorlardı.

‘ALMANYA GİBİ OLALIM’
Şimdi ise Avrupa genelinde “Almanya gibi olalım” eğilimi giderek güçleniyor. Değişik ülkelerin sermeye örgütleri, ulusal sendika birliklerine Almanya’yı ve Alman sendikalarını örnek göstererek, “sizde onlar gibi olsaydınız bugün çok farklı yerde olurduk” diyerek hak gasplarını gündeme getiriyorlar.
Özellikle Almanya’daki reel ücret artışlarıyla diğer AB ülkelerindeki reel ücret artışları kıyaslandığında sermayenin ne demek istediği daha rahat anlaşılıyor. Almanya’da reel ücretler son 10 yılda yüzde 4,5 gerilerken Fransa’da 8,6 yükseldi. Aynısı esnek çalışma koşulları için de geçerli. Son 20 yıl içinde Almanya’da sadece yasal çalışma koşulları esnekleştirilmedi aynı zamanda toplusözleşmeler ve işyeri sözleşmeleri sayesinde branşlarda ve işyerleri temelinde çalışma süreleri olabildiğince esnekleştirildi. Bu esnekleşme ücretler içinde geçerli. Birçok branşta ücretler temel ücret ve değişken ücret bölümlerinden oluşuyor. Ve bu uygulama giderek yaygınlaşıyor.
Krizle birlikte önce hükümet kısa çalışma yasasını değiştirerek uygulamayı 6 aydan 24 aya çıkarmıştı. 2011’in sonunda bu uygulamanın sona erecek olması özellikle metal patronlarını korkutmuyor. Nitekim IG Metall son imzaladığı sözleşmeyle haftalık çalışma sürelerini cüzi bir ücret denkleştirilmesiyle 25 saate kadar düşürülmesine onay verdi. Böylece kriz öncesi yürürlükte olan ve ekonomik olarak zora giren işletmelerin özel başvurusuyla uygulanabilen özel modeller (haftalık 24-40 saat koridorları) şimdi bütün branş için uygulanabilir hale getirildi.
Alman sendikalarının işbirlikçiliğin sınırını bu kadar genişletmeleri diğer ülkelerin kapitalistlerinin gözüne doğal olarak diken oluyor. Rekabet güçlerinin artması için kendi ülkelerindeki sendikalara, Alman sendikalarının örnek alınması öneriliyor.

“İTALYA DEĞİŞMELİ”
Almanya’da Volkswagen’in sahip olduğu bir konuma İtalya’da sahip olan Fiat otomobil tekeli, “Almanya gibi olma” yönünde ilk ciddi adımını attı. Haftalardır İtalya’nın önde gelen basın organlarında geniş söyleşiler yapan ve ülkenin hangi yönde gelişmesi gerektiği konusunda çok yönlü fikirlerini ülkenin en ücra köşesine kadar ulaştıran Fiat şefi Sergio Marchionne’nin ana sloganı, “İtalya değişmeli.” İtalya’da rüşvetçiliğin ve yiyiciliğin diz boyu olduğunu, yeniliklere karşı düşmanlığın had safhaya geldiğini ve üretkenliğin sıfıra düştüğünü söyleyen Marchionne, “Eğer AB içinde ve uluslararası alanda ciddiye alınır bir ülke olmak istiyorsak, eğer önemsizleşmek istemiyorsak o zaman değişmeliyiz, o zaman İtalya değişmeli” diyor.
İtalya’nın nasıl değişeceği konusunda ise Marchionne, Fiat’ı örnek gösteriyor. ABD’nin üçüncü büyük otomobil şirketi Chrysler’i devralarak batmaktan kurtaran (!) Fiat, önümüzdeki aylarda bütün tekeli yeniden yapılandırmayı hedefliyor. Aralık başında yaptığı bir basın toplantısında 2010 yılında tekelin iki milyar Euro kâr edeceğini açıklayan Marchionne, “Ama, şimdi sıkı durun, bunun tek bir Euro’su İtalya’da kazanılmadı, hepsi İtalya dışında kazanıldı” dedi.

FİAT, İLK CİDDİ ADIMI ATTI
Tekelin İtalya’da para kazanabilmesi için ciddi yatırımlar yapması gerektiğini bildiğini söyleyen Marchionne, “Yatırımlar için öncelikle sağlıklı bir zeminin hazırlanması gerekiyor. Yatırımın kendini amorti etmesi, üretkenliğin artması, çalışma modellerinin esnekleşmesi ve üretimin ihtiyacına göre uyarlanması için Fiat’ın İtalya tesislerinde nefes alan modellerin uygulanması gerekiyor” dedi.
2011 yılında bir yanda Fiat’ın, Chrysler’deki payını yüzde 25’den 30’a çıkarmayı hedefleyen Marchionne diğer yanda tekelin özellikle İtalya’da Alman Volkswagen tekeline kaptırdığı pazar payını yeniden ele geçirmeyi ve ülke içindeki kâr marjını yükseltmeyi hedefliyor.
Tekel merkezinin bulunduğu Torino’da fabrikaya bir milyar Euro yatırım yapacağı ve işyerlerini koruma vaadiyle fabrikadaki en zayıf sendikayla bir sözleşme imzalayan Fiat, şimdi bu sözleşmeyi bütün fabrikalara yaymak istiyor. Sözleşme, İtalya’da şimdiye kadar mümkün olmayan bir tarzda esnek çalışma ve ücret modelini içeriyor. Mücadeleci bir geleneğe sahip olan ülkenin en büyük metal sendikası FİOM, sözleşmenin uygulanmasına izin vermeyeceklerini söylerken, “Tabi işçiler buna onay verirse bize de onaylamaktan başka bir yol kalmayacak” diyor.
Daha uzlaşmacı çizgiye sahip olan CİSL gibi sendikalar ise adeta uçuyorlar. CİSL yönetiminden Raffaele Bonnani, “Bu büyük bir başarı, bu sözleşmeyle Torino’daki fabrikanın ve işçilerin geleceğini güvenceye alıyoruz. Ama bu aynı zamanda İtalya için de bir başarıdır, çünkü bu sözleşme İtalya endüstrisinde başka yatırımlara da neden olacak” diyor.

“SERMAYE DÜMENİ ÇEVİRDİ”
Financial Times Deutschland (FTD) gazetesinde 27 Aralık günü yayınlanan başyazıda, Fiat şefi Marchionne’nin bütün bir ülke için sinyal verdiğini yazıyor. İtalya’nın çok ciddi reformlara ihtiyacı olduğunu bildiren FTD, “Ekonomi, Avrupa ortalamasının altında geliyor, işletmelerin rekabet gücü yok. Bunun en büyük nedeni özellikle işçilerin düşük olan üretkenliğidir. Sert reformlar artık kaçınılmaz” deniliyor.
“Artık böyle devam edemeyeceği” yönünde verilmesi gereken sinyali aslında hükümetin vermesi gerektiği bildirilen başyazıda, “Ama görüldüğü kadar Başbakan Silvio Berlusconi ne bunu yapmaya niyetli nede bunu yapabilecek pozisyonda. (…) Marchionne şimdi bu sinyal verme görevini üstlendi” deniliyor.
“Artık işçilerde yumuşak sözleşmelerin kendi lehlerine olduğunu Almanya örneğinde gördüler” denilen başyazıda, bütün ülkenin yeni bir dönemin başında olduğu ve dümenin de sermayede olduğu belirtiliyor.
Şüphesiz, mücadeleci bir geleneğe sahip olan İtalya işçi sınıfının Fiat’ta başlayan ve bütün ülke genelinde uygulanması istenen saldırılara karşı nasıl bir tutum alacağı henüz sonuçlanmadı. Saldırıların bir bütün olarak geri püskürtülmesi de mümkün görünüyor. Ama sermayenin “denedik, olmadı. Yapacak bir şey yok” diyerek köşesine çekilmeyeceği şimdiden söylenebilir. Saldırılar İtalya’da devam edeceği gibi diğer Avrupa ülkelerinde de sürekli gündeme getirilecek.
Kriz ve yarattığı ortam birçok ülkede bu tür saldırılar için olgun görünüyor. Birçok AB ülkesinde sendikalar, “Alman tarzı” bir çizgi izleme yoluna girmiş bulunuyorlar. Aslında bu durum en çok Almanya’daki mücadeleci işçi ve emekçileri harekete geçirmeli ve yeni bir “Alman tarzının”, yani sınıf işbirliği yerine sınıf mücadelesinin hakim olduğu bir sendikal çizginin gelişmesi için çalışılmasına vesile olmalı. (YH)