Namus adına şiddet

Dr. Esma Çakır -Ceylan “Gewalt im Namen der Ehre. Eine Untersuchung über Gewalttaten in Deutschland und in der Türkei” (Namus adına şiddet- Almanya ve Türkiye’de şiddet suçlarının araştırması) başlıklı kitabında Türkiye ve Almanya’nın yanısıra farklı coğrafyalara, kültürlere ve değer yargılarına değinerek namus kavramını, namus adına işlenen cinayetleri ve hukukun bu konuyu nasıl ele aldığını karşılaştırmalı olarak inceliyor.
Yargının hukuk kurallarına uygun olarak doğru kararları verebilmesi ve zamanında önlem alınabilmesi için, kültürel kuralları ve değer yargılarını anlatıyor. Ceylan, kimin fail, kimin maktül veya mağdur olabileceğini anlamak, olayın iç yüzünü algılayabilmek için, namus adına işlenen cinayetlerin ve şiddetin her bakış açısından aydınlatılmasının kaçınılmaz olduğundan yola çıkıyor. Araştırmada, namus etik ve sosyal bir değer olarak mı yoksa kadına öz bir terbiye olarak mı algılanmalı sorusuna da yanıt aranıyor. Dr. Esma Çakır-Ceylan araştırması ve namus cinayetlerine yönelik sorularımızı yanıtladı.

Pelin Şener
En kısa tanımıyla sizce namus nedir?
Dr. Esma Çakır-Ceylan: Namus cinayetleri kapsamında namusu ele aldığımızda, kadına ailesi ve sosyokültürel çevresi tarafından cinselliği ile ilgili biçilen sınırı anlatan değer yargısından bahsediyoruz. Kadın bu değer yargısının getirdiği sınırların dışına çıkamıyor.

Neden bu konuya eğildiniz? Kamuoyunda yapılan uç tartışmaların ne ölçüde etkisi oldu? Siz bu tartışmaları nasıl değerlendirdiniz?
Kadının toplumda ki sorunları her zaman yoğun olarak ilgi alanımda. Araştırmaya başladığımda kamuoyunda kimse namus cinayetlerinden bahsetmiyordu. İki ay sonra Hatun Sürücü cinayeti kararı çıktı ve konu birden popüler oldu. Yapılan tartışmalar konuyu toplumsal bir sorun ve kadına yönelik suç olmaktan çıkardı, daha çok politik çıkarlar için kullanıldı. Fakat konu ciddiye alınmaya başladı, bu yüzden hem olumlu hem olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum.

Bu tartışmalarda namus cinayetleri kimilerince dine, kimilerince geleneklere bağlandı. Namus cinayetlerini belli bir ülkeye, dine mal etmek mümkün mü?
Hayır mümkün değil. Kitabım kriminolojik bir araştırmayı da kapsadığı için, etnolojik, tarihsel ve dine dayanan bir çalışmayı kapsıyor. Olaya uluslararası baktığımızda ağırlıklı olarak islam ülkelerinde namus cinayetleri işleniyor (Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır, Yemen, Suriye, Lübnan, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Bangladeş, Nijerya, Sudan…) Müslüman olmayan ülkeler azınlıkta (Hindistan, Brezilya, İspanya, İtalya). Bunun sebebi de şeriat uygulanan ülkelerde kadının eşit olmaması, ataerkil ve kısmi olarak feodal uygulamalar.

Sizce bu cinayetler neden işleniyor? Partner cinayetlerinden farkı var mı? Neden?
Bu cinayetlerin sebebi yüzyıllarca kuşaktan kuşağa aktarılan değer yargıları ve bunu destekleyen ve pekiştiren yasal sistemlerdir. „Namus“ toplumsal bir değer olduğu için  „partner-cinayetinden“ farklıdır. Toplumsal bir değer yüzünden ailedeki kadını öldürmekle, kişisel bir karakter, örneğin kıskanç ve maço olduğu için eşini öldürmek bilimsel açıdan farklıdır kesinlikle. Politik bir bakış açısından her ikisi kadına karşı şiddettir tabii ki.

Araştırmanız Türkiye ve Almanya’daki yargı kararlarını ve hukukun bu meseleyi nasıl ele aldığını da kapsıyor. Türkiye ve Almanya arasında farklar ne?
Töre cinayeti TCK’nin 82. maddesine göre nitelikli hâl olarak belirlendi, yani ceza arttırıldı. Almanya’nın yargısı uzun zaman kendisine çok yabancı olan bu değer yargısını kendi yargısında nasıl değerlendireceğini bilemedi. Bazı zaman namus saikini (güdüsünü) hafifletici, bazı zaman ağırlatıcı sebep olarak kullandı. Tartışmalar önceleri kasten adam öldürme  (§ 212 StGB) veya nitelikli cinayet (§ 211 StGB) içerikliydi.

Türkiye ve Almanya yasalarında ne gibi cezai yaptırımlar var.
Almanya da kasten adam öldürmenin cezası 5 seneden başlıyor, nitelikli cinayetin yaptırımı müebbet hapis cezası. Araştırmamın sonuçlarından ceza hukuku açısından en önemlisi, namus cinayetinin kesinlikle nitelikli cinayet olarak değerlendirilmesi. Kadın haklarının insan hakları olduğunu göz önünde bulundurarak, namus saikiyle işlenmiş bir cinayetin en ağır şekilde cezalandırılması gerekir. Alman yargısının ne zaman kasten adam öldürmekten, ne zaman nitelikli cinayet olarak yargıladığı çok net değil maalesef. Türkiye yargısında sorunlar daha farklı. Nitelikli hâl olarak töre saiki TCK‘ya alınmış, fakat bu suçun unsurlarının içeriği tam olarak belli değil. Töre saiki ile adam öldürmenin suçu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıdır. Kasten adam öldürme suçunun cezası müebbet hapis cezasıdır.

Cezaların artırılması caydırıcı mı? Namus cinayetleriyle mücadele etmek açısından ne tür yasal değişiklikler olmalı?
Maalesef caydırıcı değil. Türkiye‘de ceza hukuku reformundan sonra, devletin yaptığı bir araştırmaya göre, sayılar azalmadı, aksine çoğaldı. Reformdan önce 2003 yılında 159 kadına namus cinayeti işlenmişken, reformdan sonra 2007 yılında 231 namus cinayeti işlenmiştir. Karanlık sayılar her iki ülkede de yüksek. Almanya‘da bu tür karşılaştırmaya izin veren bir araştırma yok. Fakat Almanya‘da da artık en yüksek cezalar verilmeye başladı. Bu insan hakları ihlalinin yasal kurallarla veya cezalarla çözülecek bir sorun olduğuna inanmıyorum. Kadının cinsel davranışı üzerine tanımlanan bir namus anlayışının yanlış olduğu düşüncesini yaygınlaştırmak için salt hukuksal değil, kültürel, toplumsal, sosyal, eğitimsel alanlarda da çok yönlü adımlar atmak lazım.

Araştırma yönteminize gelecek olursak..
Araştırmanın bir kısmı kriminolojik olduğu için, diğer anabilim dallarına da değinmekte. Örneğin namus kelimesini anlatmak için, hem sosyolojik, hem terminolojik, hem hukuksal anlatımı açıklandı. Açıklamalarda hem teori hem pratikteki yargı, hem anketler kullanıldı. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan bir kararın detaylı incelemesini, onun dışında 59 namus cinayeti kararı incelemesini yaptım. Alman yargısında da 1967 yılından bu yana verilen BGH (Bundesgerichtshof) kararlarını inceledim.
Kitap 3 ana bölüme ayrılmakta: Birinci bölüm çok geniş bir şekilde namus kavramını ve namus cinayetini anlayıp anlatmakta. İkinci bölüm namusun günümüzün Türk Ceza Kanunu’nda ki rolünü anlatıyor. Üçüncü bölüm de Alman yargısının namus cinayetlerinde verdiği kararları içeriyor.

Namus cinayetleri, zorla evlilikler konusunda geçtiğimiz dönem kişisel anlatılara ya da bir kaç örneğe dayandırılan bilimsel olduğu şüpheli ancak kamuoyunun bu konudaki önyargılarını geliştiren kitaplar, makaleler yayınlandı. Bu konuda şimdiye kadar bilimsel diyebileceğimiz araştırmalar var mı? Siz bu konuda yapılan yayınları nasıl değerlendirdiniz?
Bu tür anlatımları genellemek mümkün değil, hiçbir açıdan bilimsellik taşımamaktalar, bu konuda bilimsel çalışanlar hemfikir. O tür çalışmalar bireysel hikayeleri anlatmaktadır. Bilimsel bir çalışma yapmak için araştırma ve inceleme usullerine uymak gerekir. Son iki senede çok az da olsa, bilimsel araştırmalar yayınlandı. Bunları kendi çalışmalarımla karşılaştırmak ve sonuç elde etmek için, kişisel anlatıları da bu sonuçlarla uyumlu mu diye okuyorum.
Kitabım kapsamlı bir nedensellik araştırması içermesi ve Türk hukukuna ağırlık vermesi nedeniyle diğer araştırmalardan ayrışıyor. Namus cinayeti göç ile oluşan bir suç türü değildir, anlamak için tarihsel, sosyal ve toplumsal nedenlerine inmek gerekir. Bir diğer neden de, Türkiye‘de nitelikli hal olarak kabul edilmiş durum, önceki Alman yargısında hafifletici sebep olarak geçerliliğini koruyordu. Bunun yanlış olduğunu göstermek için, TCK‘nın reformu sonrası yasaları anlatmak gerekiyordu.

Sizce kadın ve namus meselesine bakış nereden değişecek? Bunu nasıl başaracağız?
Yargıda ve kovuşturma aşamasında yanlış yola gitmemek için, konu hakkında bilirkişiler tarafından aydınlatma alınması gerekir.  Konuyu kökünden çözmemiz için ancak eğitim ve eskide kalan değer yargılarının değişmesi önemli. Kadının onu kontrol eden bir aile mensubuna ihtiyacı olmadığını önce eğitimciler ve çocuklarını eğiten velilerin anlaması gerekir.

Kitabın künyesi

Çakır-Ceylan, Esma
Gewalt im Namen der Ehre
Eine Untersuchung über Gewalttaten in
Deutschland und in der Türkei unter besonderer
Betrachtung der
Rechtsentwicklung in der Türkei
Frankfurt am Main, Berlin, Bern, Bruxelles, New York, Oxford, Wien, 2011. XX, 279 S., 2 Abb.

Grundlagen Gesamte Strafrechtswissenschaft. Bd. 7
Herausgegeben von Regina Harzer
Online bestellen:  www.peterlang.com