Tunus’ta isyan yayılıyor

Kuzey Afrika’nın „model ülkesi“ Tunus, haftalardan beri halk ve gençlik isyanlarına sahne oluyor. Zor ekonomik ve siyasal koşullarda yaşam mücadelesi veren gençler, bıçağın kemiğe dayandığı yerde, isyan etmekten başka bir çare bulamadılar.

Tunus Aralık ayı ortalarından itibaren karıştı. 1987’de bir saray darbesi ile iktidarı ele geçiren ve hemen kısa bir süre sonra kanlı ve sıkı bir diktatörlük rejimi kuran Zeynel Abidin Bin Ali, ilk defa böylesine açıktan, kitlesel ve yaygın bir protestonun muhatabı oluyordu. Aslında Tunus, bir kaç seneden beri hep isyan belirtileri verip, başı ezilen bir ülke görüntüsü vermekteydi. Daha iki yıl önce ülkenin güneyindeki Gafsa maden havzasında yaşanan ve haftalar süren yerel düzeydeki halk ve işçi, işsiz isyanı, kan ve zorbalıkla ancak bastırılabilmişti.

Ama Gafsa olayları ile birlikte, diktatörlüğün dokunulmazlık ve yıkılmazlık tılsımı bozulmaya yüz tutmuştu. Emekçi halk, gücünü birleştirip cesaretle ortaya çıktığında, devletin sopasının çok etkili olamayacağı görülmüştü.

Tunus, işçi ve gençlik içerisinde gerçek bir hoşnutsuzluğun varolduğu ve hissedildiği, ama eyleme bir türlü dönüşemediği bir ülke idi. Bardağı taşıran damla, üniversite diplomalı olduğu halde işsiz kaldığı için seyyar satıcılık yapmak zorunda kalan gençlere yönelik hoşgörüsüzlük oldu.

Sidi Bouzid şehrinde Muhammed Buzizi adlı 26 yaşındaki üniversite mezunu işsiz genç, sebze ve meyve tezgahına 17 Aralık’ta polis tarafından el konulunca kendini yaktı. Yoksul gencin bu isyanı bölgede öfke patlamasına yol açtı. Yüzlerce genç 18 ve 19 Aralık’ta sokaklara çıkarak polisle çatıştı.

İşsiz gençlerin eylem gibi intiharları

Gerilim 22 Aralık’ta başka bir gencin bir elektrik direğine tırmanıp intihar etmesiyle daha da arttı. Halk polis karakolunu kuşatıp bina ve araçlara saldırırken, polis bir genci öldürüp, çok sayıda kişiyi yaraladı.

Bunun üzerine olay yerel düzeyde bir protesto olmaktan çıkarak, ülke çapında bir gençlik ve halk hareketine dönüştü. Tunus’un bir çok şehrinde başını gençlerin çektiği gruplar sokağa çıktılar, iş ve özgürlük taleplerini haykırdılar, polis ve askerin saldırılarına karşı direndiler.

Yetkililer, genç nüfus arasındaki yüksek işsizlik oranının yol açtığı protesto gösterilerine çözümü, askeri önlemleri arttırmakta buldu. Başlangıçta olayı „bir grup kışkırtıcının marifeti“ sayarak küçümseyen Bin Ali ve hükümeti, durumun vahametini anlayınca, sopa ve havuç politikasına eş zamanlı olarak başvurma yolunu tercih etti. Bir taraftan polis ve askeri halkın gençliğin üzerine salarak ateş emri verdi ve onlarca kişinin ölümüne sebep oldu. Bir taraftan da, telaşla tavizler vermeye başladı.

Havuç ve sopa politikası

10 Ocak’ta televizyonlardan halka seslenen Bin Ali, „kuyruğu dik tutma“ kaygısı da taşımakla birlikte, bir dizi önlem alınacağını açıklamak zorunda kaldı.  Devlet Başkanı, tüm ihtiyaçların giderileceğini ve sorunun diyalog yoluyla çözüleceğini açıkladı. Bin Ali televizyon konuşmasında, gençlerin işsizlik meselesini çözmek üzere bir Ulusal Konferans düzenlenmesine ve 2012’ye kadar 300 bin yeni işyerinin açılacağına dair söz verdi.

Çatışmalara ve onlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan hükümet de, onca tahribattan sonra gençliği dinlemeye karar verdiğini açıkladı. Ama, çok geç gelen bu açıklama ve vaatler, halkın ve özellikle de gençliğin öfkesini yatıştırmaya yetmedi.

Tunus’taki bir dizi muhalif parti ve gruplar ise, bir bildiri yayınlayarak hükümeti bu vahşetten vazgeçmeye çağırdılar. Devletin ateşkes ilan ederek güvenlik güçlerini kışlalara çekmesini isteyen örgütler, daha fazla özgürlük ve insan haklarına saygı çağrısı yaptı.

Bu arada, yaşanan bu olaylar yönetici klik içerisinde, hükümette ve geleneksel olarak hükümet destekçisi olan çevrelerde ayrışma ve çelişkilere yol açtı.

Tunus Genel İşçi Birliği (UGTT) : İşsizlerin taleplerinin arkasındayız

Mesela, hükümete yakınlığıyla bilinen ülkenin en büyük sendika merkezi UGTT, gösterilere yapılan sert müdahaleler nedeniyle yetkilileri kınadı.

Başkentte bir araya gelen yüzlerce sendika üyesi, isyan başladığından bu yana çatışmalarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık sessiz bir protesto eylemi gerçekleştirdi. Eylemde konuşma yapan sendikanın genel sekreter yardımcısı, „Sidi Bouzid ve iç bölgelerdeki halkın taleplerinin arkasındayız“ dedi. Sendikanın bir çok bölgedeki yöneticileri de hareketin içinde yer aldıkları gibi, yaptıkları açıklamalarla iktidarın yalanlarını deşifre ettiler. Olağan durumlarda devletin bir kurumu gibi hareket eden sendika yöneticilerinin bir kısmının bu türden tutum almış olması, ilerisi için de olumlu bir işaret olarak algılanmalıdır.

Öte yandan, ordu üst komutanlarından birinin, halka ateş etme emrini yerine getirmediği için görevden alındığı belirtiliyor. Şimdiye kadar halka ateş açma konusunda olabildiğince geride duran ordu, bir nevi sistemin sigortası olarak algılanıyor. Kendisi de eski bir polis şefi olan Bin Ali, ülkeyi tümüyle bir polis devletine dönüştürmüştü. Şimdiki olaylar sırasında da polis, en ön saflarda halka karşı savaş yürütüyor. Bir çok yerleşim birimindeki şahitlikler, polisin hedef gözeterek ve öldürmek maksadıyla gençlerin üzerine ateş açtığını ortaya koyuyor. Yaralananların ezici çoğunluğunun başından ve göğsünden aldıkları kurşun yaralarını maruz kaldıkları belirtiliyor.

Eylemler başladığından beri hükümette bir kaç tane değişikliğe gidildi, başarısız olarak görülen bazı bakanlar görevlerinden apar topar alındılar. Son olarak, kötü ünlü İçişleri Bakanı da görevden alındı. Halka ve gençliğe ateş etmenin sorumlusu olarak harcandı, ama durum değişmedi.

Demokratik ilerici çevreler içerisinde ise, daha çok birlikte hareket etme eğilimlerinin arttığı ifade ediliyor. Ülkenin tümünde faaliyet gösteren 8 bin avukatın yüzde 95’inin katılımıyla yapılan „avukatlar grevi“ içeride ve dışarıda oldukça yankı yarattı.

Yani bu halk ve gençlik hareketi, toplumda her bakımdan yeni bazı saflaşmalara sebep olmuş bulunuyor. Daha da olacaktır.

Bin Ali kaçmaya mı hazırlanıyor ?

23 seneden beri Tunus’un başında bulunan eski polis şefi ve diktatör Bin Ali’nin destekleri giderek azalıyor. Ülke içinde zaten, devlet olanaklarıyla ihya ettiği dar bir grup suç ortağının haricinde dostu bulunmayan Bin Ali, dışarıdan da eskisi kadar hevesle desteklenmiyor. ABD zaten açıktan yönetimi eleştiren açıklama yaparak, niyetini belli etmişti. Şimdi AB ve Avrupa ülkeleri de çekingence olsa bile, daha eleştirisel bir üsluba yöneldiler. Tunus’un eski sömürgecisi olan Fransa’da devlet yönetimi hala açıktan mahkumiyet açıklaması yapmasa da, çok geniş bir muhalif çevre, artık bu rüşvetçi diktatörlük rejimine destek verilmemesini talep ediyorlar.

Ülke içinde, ordunun tutumu da dikkat çekiyor. Halkın isyan ettiği ve polisin artık giremez duruma geldiği bir çok küçük yerleşim biriminde güvenlik, ordu tarafından sağlanıyor. Daha doğrusu sokakta sadece askerler var ve gösterilere müdahale etmiyorlar. Katliamlar ise, polisin hala tutunmaya devam ettiği yerlerde çoğunlukla yaşanıyor. Ayrıca ordu üst tabakasından birçok yetkilinin, halka ateş etmeyi reddettiği bildiriliyor.

Bu arada, Bin Ali’nin ve eşinin, yolsuzluk batağına batmış çevresinin ülkeyi terk ettiği ileri sürülüyor. Bu, eğer işler daha da sarpa sararsa, Bin Ali’nin de kaçmaya hazırlandığı şeklinde yorumlanıyor.

Hamma Hammami yine tutuklandı

Tunus’ta Bin Ali rejimine karşı muhalefetin tanınan simalarından Tunus Işçileri Komünist Partisi (PCOT) sözcüsü Hamma Hammami, 12 Ocak sabahı evine yapılan polis baskını sonrasında gözaltına alındı. Hammami ve kendisiyle birlikte gözaltına alınan Tunus İşçileri Komünist Partisi militanı Muhammed Mzem’in nerede oldukları ve nasıl bir muameleye tabi tutuldukları bilinmiyor. Hammami’nin eşi ve parti tarafından yapılan açıklamalarda, kaygı dile getirildi ve uluslararası dayanışma çağrısı yapıldı.

PCOT’un bir diğer yöneticisi Amar Amroussia’da daha olayların başlangıcında Gafsa şehrinde yakalanmıştı.

Hammami ve Amroussia, Tunus’ta diktatörlüğe karşı mücadelenin iki önemli figürü olarak tanınıyorlar. Şimdiye kadar birçok kez tutuklanıp yıllarca hapis yatan bu militanlar ve parti, son haftalardaki halk hareketi içerisinde aktif olarak yer alıyor. Hammami’nin, Tunus’ta da izlenen birçok yabancı televizyon kanallarındaki konuşma ve çağrılardan ve PCOT’un bildirgesinden sonra gözaltına alınması dikkat çekiciydi. 11 Ocak tarihli PCOT bildirgesinde, „Bin Ali’nin iktidarı terk etmesi, toplumun temsilcilerinin yer alacakları bir kurucu meclis oluşturulması ve tüm politik güçlerin katılabileceği serbest demokratik seçimlerin yapılması, halka ve gençliğe ateş açanların, ülkeyi yolsuzluk batağına sürükleyenlerin hesap vermesi“ gibi talepler yer almaktaydı.