Bir konferansın ardından

16. Rosa Luxemburg Konferansı, “Nasıl mücadele edeceğimizi öğreneceğiz!” başlığı altında 8 Ocak’ta Berlin’de, düzenlendi. Junge Welt gazetesinin düzenlediği ve 27 kurum ve örgütün desteklediği konferansa 2 bin 500 kişi katıldı. Katılımın yüksek olmasında, özellikle konferans öncesi sürdürülen tartışmaların bir payının olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. 3 Ocak’ta Sol Parti Eşbaşkanı Gesine Lötzsch’ün Junge Welt gazetesine yazdığı “Komünizme giden yol” yazısının arkasından başlayan tartışmalar hala bitmiş değil…
“21. Yüzyılda Emperyalizm: Nasıl mücadele edeceğimizi, öğreneceğiz”
Bu başlık konferansın ilk gündem konusuydu. Bu konu çerçevesinde, Mosche Zuckermann (Tarihçi ve sosyolog, İsrail), Brian Campfield (Sendikacı, Kuzey İrlanda), Robert R. Bryan (Mumia Abu Jamal’ın eski avukatı, ABD), Christos Katsotis (Sendikacı, KKE Sekretarya üyesi, Yunanistan), Gaspar Miklos Tamas (Filozof ve politikacı, Macaristan), David Velasques (İran Büyükelçisi, Venezuela) ve ABD’de casusluk suçuyla tutuklu beş Kübalının yakınları – uluslararası düzeyde misafirler olarak toplantıya katılarak sunum yaptılar.
Konuşmacılar, Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde emperyalistler arasında çelişki ve çatışmaların arttığı, halkların birbirini karşı kışkırtıldığı, kapitalist krizin derinleştiği, emperyalist ülkelerin krizin yükünü başta yoksul ülkelerin emekçi sınıfları olmak üzere, bütün halkların sırtına yıkmak için çalıştığı; ve bu saldırılara karşı emekçi sınıflar arasında mücadelenin geliştiği, önümüzdeki dönem daha da gelişeceğini dile getirdiler. Katılımcılar, ulusal düzeyde gelişecek mücadelelerin uluslararası düzeyde bir dayanışmanın yolunu açacağını da vurguladılar.
Konferansın birinci bölümüne paralel olarak, değişik sendika ve partilerin gençlik örgütü temsilcileri, “eğitim ve meslek eğitimi” alanında yaşanan sorunları tartıştılar. Gençlik temsilcileri, gençliğin son yıllarda rekabetçi ve elemeci eğitim sistemine, binlerce gencin iş ve meslek eğitimi olanağının elinden alınmasına karşı tepkilerini sokağa taşıdıklarını dile getirdiler. Gençliğin politikleşmesinde bu mücadelenin önemli bir payının olduğunu vurgulayan temsilciler, gençlik içinde biriken bu tepkinin daha iyi örgütlenmesi için çalışmaları yoğunlaştırma kararı aldılar.
“Komünizme nasıl gidilir; sol reformizm mi yoksa devrimci strateji mi – Kapitalizmden kurtuluş yolu”
Konferansın en çok merakla beklenen konusuydu -ki bunda medyanın, sağdan sola bütün politikacıların, akademisyenlerin tartışmaya katılması da etkili oldu. Panele; Gesine Lötzsch (Sol Parti, Eşbaşkanı), Inge Viett (Radikal Sol – eski RAF üyesi), Bettina Jürgensen (DKP, Başkanı), Katrin Dornheim (Sendikacı/BR, EVG –yeni Demiryolu Ulaşım Sendikası), Claudia Spatz (Antifa) konuşmacı olarak davet edildi.
Ancak Junge Welt gazetesine yazdığı “Komünizme giden yol” yazısı hakkında geniş tartışmalar yaşanan, Sol Parti Eşbaşkanı Gesine Lötzsch panele katılmadı. Panel öncesi konferansa katılarak bir konuşma yapan Lötzsch, kendisine dışardan ve yöneltilen saldırılara ve partisi içinden yapılan eleştirilere cevap vermekle yetindi. Konuşmasının ardından da konferans salonunu terk etti.
Sol Parti Milletvekili Ulla Jelpke’nin yönettiği panelde bütün katılımcılar, nasıl bir toplum istedikleri konusunda hemfikir görünseler de, bu toplumun nasıl bir mücadele ve nasıl bir partiyle kurulacağı konusu ciddi tartışmalara neden oldu. Üretim araçlarının mülkiyeti ve iktidar sorununun nasıl ve hangi araçlarla çözüleceği konusunda iki farklı görüş panele damgasını vurdu.

“SOLUN ÜÇ ÇİZGİSİ”
Birincisi, hakim sınırlar içinde hareket eden, ‘insanlar için politika’ yapan, hem parlamenter alanda hem de parlamento dışı hareketle bağını bu çizgiye oturtan, başarıyı aldığı oya göre ölçen çizgi oldu. Bu çizginin temsilcisi olarak da Sol Parti gösterildi. Bernstein’den günümüze kadar temsil edilen bu çizginin aynı zamanda DKP’nin de büyük bölümüne damgasını vurduğuna dikkat çekildi.
İkincisi, tarihsel materyalizme ve Marksist sınıf analizine dayanan, kapitalizmin yıkılmasının emek ve sermaye arasındaki çelişkinin çözülmesine bağlı olduğu, bunun da tarihsel olarak ancak işçi sınıfı tarafından gerçekleştirilebileceği yönündeki düşünceler oldu.
Üçüncü ise, saldırılara karşı geniş kesimleri harekete geçirmek üzere, ideolojik nedenlerden dolayı içerik ve uzun vadeli örgütlenmeleri erteleyen çizgi olarak kendini gösterdi. Viett, Almanya’da solu böyle tarif etti.
Bu arada DKP Berlin Başkanı Bettina Jürgensen’nin yersiz itirazları ve yüzeysel yaklaşımı daha ciddi tartışmaların önünü kesti diyebiliriz.

ANTİ-KOMÜNİST KAMPANYA VE SOL PARTİ
Sol Parti Eşbaşkanı Gesine Lötzsch’ün panele katılmaması, anti-komünist kampanyanın Sol Parti’yi nasıl baskıladığını gösterdi… Lötzsch ne kadar da „baskılara boyun eğmeyeceğini, kimsenin kendisine hangi toplantıya katılıp hangisine katılmayacağını dikte ettiremeyeceğini“ söylese de, tartışma toplantısına katılmaması, söylediklerinin samimiyetsizliğini de açığa çıkardı.
Kampanya o kadar etkiliydi ki, Sol Parti bir kez daha komünizmle arasına – zaten olmayan – kalın çizgiler çekti. Soğuk savaş döneminin klasik anti-komünist propaganda ve söylemleri eşliğinde „Komünizmin suçları” ortaya döküldü. Sol Parti Eşbaşkanı Klaus Ernst, partisinin yeni yıl toplantısında delegelere seslenerek, işçi sınıfının da olsa “diktatörlüğün” her türlüsüne karşı olduğunu söyledi. Aynı toplantıda Parlamento Grup Söcüsü Gregor Gysi’de, ne geçmişte komünist olduklarını, ne bugün, ne de yarın olacakları belirtti…

KAPİTALİZM TARİHİN SONU OLAMAZ!
Bu kampanya aslında ne suçlayanlar ne de suçlananlar açısından çok da yeni bir içerik taşımıyor. Ve biri suçlarken diğeri savunurken, „komünizmin ne kadar gereksiz, zararlı olduğu konusunda“ buluşuyorlar!
Ama konunun yeni olan tarafı bu histerinin arkasında, kriz dönemiyle işçi ve emekçi halkta artan öfke, hoşnutsuzluk ve sisteme duyulan güvensizliğin başka bir şekle dönüşmesi noktasındaki endişeler olsa gerek.
Kapitalizmi „tarihin sonu“ olarak gösterenler inanırlıklarını yitirdikleri ölçüde eski karalama ve yalana dayalı antikomünizm silahına başvurmaktan geri durmuyorlar. Ama tarihin tecrübesi gösteriyor ki korkunun ecele faydası yoktur. (YH)