Indo-German dilleri Avrupa’ya nasıl geldi?

Avrupa’da konuşulan dillerin kökenleri nereye dayanıyor? Daha da ötesi, Avrupa halklarının ataları nereli? 8 bin yıl önce Anadolu’dan mı, 6 bin yıl önce Karadeniz kıyılarından mı gelmişler?  Dillerini de berberinde getirdiler mi? Yoksa bunların hiçbiri doğru değil mi? Tezler, anti tezler tartışılıyor, genetik ve filolojik araştırmalar yapılıyor ama bulmaca gizemini korumaya devam ediyor.
İndo-German dillerinin Avrupa’yı fethetmesinden önce burada şimdiki Bask diline akraba olan bir dilin konuşulduğu kesinlikle biliniyor. Hala Orta ve Batı Avrupa’da Bask dilinden çıkan nehir isimleri bulunmakta. Ancak İndo-German dillerinin hangi tarihten itibaren diğer dillerin yerine geçtiği konusunda kesin bir bilgi yok.
Uzun bir süre, Litvanya kökenli Amerikan arkeolog Marija Gimbutas’ın Karadeniz ve Hazar Denizi çevresinde yaşayan atlı göçer halkların 6 bin yıl önce Avrupa ve Asya’ya doğru yayılmaya başladığı hipotezi kabul edilmekteydi. Bu konuda bulgular olmasına rağmen hipotezi kesinliğe dönüştüren bir sonuç ortaya çıkmadı. Bu halkların savaşçı ve ataerkil kültüre sahip oldukları ve İndo-German halkların da bu yapıda oldukları bilindiğinden Gimbutas’ın görüşlerinin doğru olabileceği savunuldu.
İngiliz arkeolog Colin Renfrew ise alternatif bir tez ortaya attı: Ona göre İndo-Germanlar Anadolu kökenliydiler ve 8 bin yıl önce Avrupa’ya doğru yola çıkarak vahşi Avrupa topraklarını verimli hale getirmek için çalışmaya başlamışlardı.
Renfrew’in tezinin özelliği herkes tarafından anlaşılacak kadar basit olmasında: Anadolu’dan yola çıkan göçerler Avrupa’ya geldiler, toprağı işlediler ve böylece de İndo-German dili Avrupa’ya geldi ve kıtayı fethetti! Ama gerçekten o zamana kadar Avrupa’da toprak işlenmemiş miydi? Çoğu bilim insanı, Avrupa halklarının göçe gerek olmadan Anadolu halklarıyla temasları sayesinde topraklarını işlemeye başladıklarını ileri sürerek Renfrew’in tezlerine kuşku ile bakıyorlar.

Genetik araştırmaların ortaya koydukları
Bilim insanları 1980 yılından bu yana genleri araştırarak göç olaylarını açıklığa kavuşturmaya çalışıyorlar. Bu araştırmaların sonunda Avrupa’da Güneydoğu ve Kuzeybatı halklarına ait genlerin çoğunluğu oluşturduğu ortaya çıktı. Bu bölgelerden Avrupa’ya doğru bir göç dalgası yaşandığı kesindi ama bu göçün ne zaman gerçekleştiği konusunda inandırıcı bilgi yoktu.
Son yıllarda DNA araştırmaları konusundaki gelişmelerle bu senaryolar tek tek kamuoyuna sunulmaya başlandı. Mainz Üniversitesi’nde Barbara Bramanti başkanlığındaki bir uzman heyeti 7 bin 500 yıl önce Ortadoğu Avrupa’da yaşayan 26 avcı, biriktirici ve ziraatçıya ait iskeletin DNA yapısını mercek altına aldı. Aynı yerde yaşamalarına rağmen avcı ve biriktiricilerin çok farklı genetik yapıya sahip oldukları belirlendi. Ziraatla uğraşanların gen yapısı ise birbirine çok benzemekteydi. Bunlar göçerlerdi ve Colin Renfrew’in tezinde olduğu gibi Anadolu kökenliydiler.
Yaşamda olduğu gibi bilimde de şeytan ayrıntıda yattığından şimdiki Avrupa halklarında Anadolu halklarına ait genlerin oranının düşük, Doğu Avrupa ve Tacikistan halklarına ait genlerin oranının yüksek olması İndo-German halklarının ve dilinin kökeninin Anadolu’ya değil Tacikistan ve komşularına dayandığı görüşüne güç verdi.
Daha sonra Avrupa’da değişik göç dalgalarının yaşandığı tezinden yola çıkıldı. Önce Anadolu’dan göç dalgası başlamıştı, daha sonra Karadeniz ve Hazar Denizi çevresinden gelen savaşçı göçerler bunları baskı altına alarak azalmalarına ve egemenliklerinin gerilemesine neden olmuşlardı. Ama diğer bazı gen araştırmacıları Portekiz ve diğer ülkelerde de binlerce yıl öncesinde aynı genlere sahip insan iskeletleri buldular. Yani gen araştırmaları bize İndo-German halklar ve diller konusunda kesin bir bilgi sunmuyor.

Dilbilimcileri ne diyor?
Dilbilimciler Quentin Atkinson ve Russel Gray, diller üzerine bilgisayar programları geliştirdiler. İndo-German dili ile ilgili olarak da 200 sözcükten oluşan, bu sözcüklerin değişik İndo-German lehçelerinde telaffuz, vurgu vb. kullanımlarına dayanılarak kökenini araştırmaya başladılar.
Sözcüklerin başka dillerdeki kardeşleriyle karşılaştırılması yoluyla bir dil ağacı oluşturmaya çalıştılar. Bir dil ağacı oluşturuldu ama dillerin durağan olmadığı, yan yana yaşayan halkların dillerinin iç içe geçtiği dikkate alındığında çok güvenilir bir dil ağacının ortaya çıktığını söylemek imkansız. Karşılaştırmalar İndo-German dilinin kökeninin 8 bin 700 yıl öncesine dayandığı tezini doğruladı. Böylece de Marija Gimbutas’ın dilin kökeninin 6 bin yıl önce Karadeniz ve Hazar Denizi çevresindeki halkların göçüne dayandığı tezi çürütülmüş oldu. Renfrew’in tezi ise Yunanistan’da yapılan araştırmalarla da doğrulandı: Yunanistan’daki tarım da Anadolu’dan göç sonrası başlamıştı ve konuşulan dil olan Hitit dili, İndo-German dilinin en eski dallarından biriydi. Ama Hitit dilinin çok eski bir dil olması bu dilin Anadolu kökenli olduğu konusunda haklı bir kuşku duyulmasına neden oluyor. Dillerin sadece belli bir bölgede konuşulmadığıyla ilgili en güzel örnekse şu an İngiliz adalarında konuşulan Keltçe’nin bir zamanlar İspanya’dan İstanbul’a kadar değişik yerlerde konuşuluyor olması. Şu an Anadolu’da egemen olan Türkçe, ancak Orta Çağ’ın sonlarına doğru Anadolu’da kullanılmaya başlanmıştı.

Diller de doğar, yaşar, kaynaşır ve ölür

Tüm diller, göçüyorlar, yaşıyorlar ve ölüyorlar. Avrupa, Batı Asya ve İndo-German dillerinin tarihi de 9 bin yıllık bir süreyi kapsıyor. Bu süre içinde birçok dil göçtü, yaşadı, öldü veya birbirine karıştı. 9 bin yıl önce Anadolu’da hangi dilin konuşulduğunu bilmiyoruz. Renfrew’e göre İndo -German dili konuşuldu. Göç sayesinde Balkanlara geldi ve Yunanistan ve Arnavutluk’ta konuşulan dilin kökeni oldu. Bu dil yayılırken Hitit dili Anadolu’da yalıtılmış şekilde kaldı ve Türkçe’yi oluşturdu.
Hitit ve Yunan dilinin yanında Baltık, İslav, İndo-İran, Kelt, Romen ve Almanca dillerinin İndo-German dilinin oluşumuna katıldığı iddiaları ortaya atılıyor. Bu dillerin kökeni de 2 bin yıl önce Hitit dilinden kopmaya dayandırılıyor. 1400 yıl önce bu dillerin içinde İndo-German dili bölünmesinin yaşandığı belirtiliyor. Öyleyse önceleri kocaman bir dil ağacı vardı, 6 bin 900 yıl önce İndo-İran dili bağımsızlaştı, Baltık ve İslav dilleri onu izledi, 6 bin 100 yıl önce Keltçe ortaya çıktı, 5 bin 500 yıl önce Almanca ve İtalyanca (Romen dili) büyük aileden kendini ayırdı.
Dünyada göç hiç durmadı, durmayacak. Dillerin kaynaşması, birbirinden etkilenmesi de kaçınılmaz.  Bu nedenle Renfrew de Gimbutas da haklı: Göç sayesinde diller taşındı, karıştı, arındı, oluştu. İndo-German dilinin Anadolu, Yunanistan, İran, Karadeniz, Tacikistan kökenli olup olmadığı ne genlerle ne bilgisayar aracılığıyla kanıtlanacak gibi değil. Böylesi daha güzel değil mi?

“Spektrum der Wissenschaft” dergisinde yayınlanan Ruth Berger’in yazısını Semra Çelik Türkçeleştirerek yayına hazırladı.