Protesto bir rastlantı mı?

İHSAN ÇARALAN

Galatasaray Başkanı Adnan Polat, Başbakana TT Arena’da yapılan protestonun önemsizliğini, “Protesto edenler 300-400 kişilik küçük bir gruptu, ama onlar başlayınca bir anda protesto stada yayıldı” diye ifade ediyor.
Zaten böyle olur. Önce küçük bir azınlık ortaya çıkar; sonra hoşnutsuz olanlar azınlık etrafında birileşip büyük bir yığına dönüşürler. Tabii ki burada şart, azınlığın; çoğunluğun hissedip de anlamlandıramadıklarını, düşünüp de söyleyemediklerini dile getirip getirmemesidir.
Eğer “azınlık”, kendi isteklerini, kendi hayallerini dayatıyor, yığınların isteklerine “tercüman” olmuyorsa, ne kadar bağırırsa bağırsın, hatta söyledikleri ne kadar haklı ve gerçek olursa olsun arkasından kimse gelmez; azınlık da kendisi çalar kendisi oynar! Yok, eğer azınlığın söyledikleri çoğunluğun istekleri ve duygularını ifade ediyorsa, o zamanda o küçük azınlık bir anda büyür ve herkesi kapsar!
Galatasaray’ın stat açılışında da olan; önüne geleni azarlayan, herkese tepeden bakan, dünyayı ben yarattım edasıyla; içki içenin içkisini “zıkkım eden”, sanatçının sanatına, televizyon dizisindeki tarih anlayışına saldıran ve giderek de akla gelen gelmeyen her konuda yasaklar, sınırlar koymaya yönelen Başbakana gösterilen bir tepkidir!
Belki, statta bugün Başbakana “yuh” çekenlerin içinde dün Başbakana ve partisine destek verenler de vardı; belki, stada gelirken böyle bir protesto aklında olmayanlar da protestoya katılmıştır. Ancak Başbakanın adamı TOKİ Başkanı, orada yeniden; Galatasaray’ın yöneticilerini, kulübü de hedef alan, aynı zamanda da Başbakanı yağlayıp yıkayan bir nutukla başlayınca kalabalık “Yeter artık; nedir bu sizden çektiğimiz!” diye tepkisini haykırmıştır.
Başbakan, olanları “bir organizasyona” bağlıyor; ama bu tamamen öğrenci eylemlerinin arkasında “Gizli örgütleri var” demesi kadar ciddiye alınır bir gayri ciddi iddiadır.
Ancak Başbakan bu olanlardan “ders” almış değildir. Tersine kendisini “seçilmiş” asla yanılmayan ve ancak “kafirlerin ve şer güçlerin” kendine karşı çıkabileceği bir “kutsal kişi” olduğuna inanmaya devam etmektedir. Onun için de stada harcanan parayı sanki babasının parasıymış gibi “600 milyar verdim” diyerek seçilmiş bir başbakandan çok “mutlak hakim” bir şarklı sultan olarak konuşmaya devam etmektedir. Oysa o parayı Galatasaray’a verirken kimseye sormadığı gibi şimdi de “Ben istedim verdim!” demeye devam ederek bu “suçu” üslenmektedir. Ki gerçekte, bu paranın verilme tarzı da hesabı verilmesi gereken bir şeydir.
Kısacası bu tartışmanın bir boyutu olarak, Başbakanın pek sevdiği deyimle; “Garip gurebanın 600 milyon TL”sini Erdoğan, Galatasaray’a vermiştir! Şimdi de “Verdim” diye efelenirken; “Daha işlemler bitmedi, devir yapılmadı” diyerek de Galatasaray’a zorluk çıkarılacağı tehdidini savunmaktadır.
Tepkiler bazen üniversite gençlerinin bakanlar, YÖK yetkililerini protesto etmeleri, bazen de emekçilerin kendi talepleriyle AKP binalarına yürümeleri biçiminde kendini göstermekteydi. Şimdi de bu protestolar, GS stadının açılışında on binlerin Başbakanı protesto etmesi olarak büyümüştür.
Bundan böyle de hem bu protestoların yayılması hem de daha kitleselleşmesi beklenmelidir.
Çünkü yığınların hoşnutsuzluğu, Tunus’taki gibi bir ayaklanmaya dönüşmese de, artmakta; grafikler TÜİK’in verdiği istatistiki bilgiler; bankaların borsa oyuncularının, rantiyelerin, büyük sermaye servetlerinin hızla artıyor olması işsizleri, yoksulları yatıştırmaya yetemeyeceği gibi liberallerin ve yandaş basını laf ebeliğinin üstünde yapılan özgürlükçülük ve demokratlığın da halka yutturulması artık iyice zorlaşmıştır. Politikanın hayli uzağındaki stattaki GS taraftarları tarafından Başbakanın protesto edilmesinin anlamı budur.