Tunus ayaklanması Tunus’ta kalmaz!

Cihan Soylu

Tunus halkının 23 yıllık diktatörü ülkeden kaçmak ve devlet aygıtını  yönetmekte olanları yönetim tarz ve biçimini „değiştirmek“ zorunluluğuyla yüz yüze getiren ayaklanması; dünyanın, bölgenin ve „İslam dünyası“(!) diye kimilerince ayrı bir yere konmaya çalışılan ülkelerin hangi tür gelişmelere „gebe olduğu“na dair çok sayıda göstergeyi/kanıtı yeniden ortaya serdi.
Tunus’taki halk ayaklanması, özellikle Batılı kimi liberal-sol ve sağ politikacı ve teorisyenlerce antidemokratizm ve siyasal gericilikle özdeş ve buna mahkum gösterilen Ortadoğu-Kuzey Afrika Ülkeleri’nden birinde gerçekleşti. Sömürü ve her türden siyasal ve gerici baskı ve tahakkümun kaynağı kapitalizm ve kapitalist emperyalizmi aklamak üzere, Batılı emperyalistlerin koruması altındaki despotik, antidemokratik halk düşmanı rejimleri, „hür dünyanın demokratik değerleriyle bağdaşmaz politikalarda direnen aykırı yönetimler“ olarak göstermek, kapitalistlerle avukatlarının esaslı bir taktiğidir. Bu taktik 1979’da İran faşist Şahlığının yıkılmasıyla sonuçlanan ayaklanmayla büyük bir darbe yemişti ve şimdi Tunus’ta Fransız emperyalistleri başta olmak üzere işbirlikçilerini son ana dek koruyarak hegemonya politikalarında direnen büyük kapitalist güçlerin suratlarına inen halk yumruğuyla birkez daha boşluğa düşmüş oldu. Gerçek şu ki, aralarındaki çelişkilere ve çıkar çatışmasına rağmen emperyalistler ve işbirlikçileri, işçi sınıfı ve emekçilerin kendi politik iktidarını kurmaya dönük girişimlerinin ya da bunu çağrıştırır ayaklanmalarının başarılı olmasına karşı „yek vücut“ değilse de ayrı ayrı ve birçoğu işbirliği içinde hareket eder ve bu gibi girişimleri etkisiz kılıp yenilgiye uğratmanın bin türlü yöntem ve aracını devreye koyarlar.
Şimdi Tunus’ta yeniden sergilenmesine tanık olduğumuz da bu eski ama eskimeyecek politikanın yinelenmesidir. Diktatörlüğün ‚başı’ndaki despotu kovan; işsizlik, yoksulluk ve sosyal hak yoksunluğunun son bulmasını ve demokratik bir siyasal sistemin oluşturulmasını isteyen halk kitlelerinin daha ileriye gidememesi için; kaçan despotu her tür kötülüğün tek sorumlusu göstererek burjuva devlet çarkını kurtarmaya; şekli kimi değişikliklerle yeniden işlerlik kazandırarak halk üzerindeki boyunduruğu sürdürmeye girişmiş bulunuyorlar.
Tunuslu emekçiler, işçi sınıfı ve emekçilerden ve onların iradesi, isteği ve devrimci başkaldırısından söz edilince bir aşağılama ifadesiyle söze girenlerle halkı sadece kendilerine oy verip emirlerini yerine getirmekle mükellef bir kalabalık sayan burjuva egemenlerin suratına güçlü bir tokat vurdular. Ne denli güçlü görünürse görünsün, hiçbir zorba ve sömürücü yönetimin yıkılamaz-„ebedi“ kalamayacağını Avrupalı, Asyalı ve Latin Amerikalı halkların çok sayıdaki başkaldırıyla kanıtladıkları üzere, Afrika’da, bir Mağrip ülkesinde kanıtlamış oldular. Ayaklanmanın ileriye doğru sonuçlar doğurup doğurmamasından; halkın kendi yönetimine giden yolda bazı kazanımları elde edip etmemesinden bağımsız olarak, günümüz dünyası ve bölge koşullarında, ayaklanmayı gerçekleştirerek bunu kanıtladılar. Tunus’ta burjuva zorbalığı yeniden tesis edilerek kendini sağlamlaştırsa dahi, bu gerçeğin üzeri örtülemez.
İşçi sınıfı ve emekçiler için esas olan ayaklanmanın; başkaldırının gerçekleşmesi; gerçekleştirilir olabilirliğinin gösterilmiş olmasıdır. Ayaklanmanın, proletaryası gelişmiş Batılı kapitalist ülkeler gibi ileri bir ülkede değil, Tunus gibi bir ülkede gerçekleşmesi göstermiştir ki, kapitalistler ile işçi sınıfı ve emekçiler arasındaki çelişkilerin derinleştiği her yerde benzer ayaklanmalar, daha ileriden ya da daha geri düzeyde gerçekleştirilebilirdir. Bunu sağlayan halkın içinde tutulduğu ağır sömürü ve baskı koşullarıdır. İşçi ve emekçilerin içinde tutuldukları bu koşullarda yaşama güçlerinin „tükendiği“ ya da başka türlü söylenirse, bugün yönetildikleri tarzda yönetilmeye sabırlarının bittiği yer ve zamanda daha büyük başkaldırılar salt olası değil kaçınılmazdırlar da.
Kim Yunanistan’da, Fransa’da, İspanya, İrlanda, İtalya, İngiltere, Almanya ve ABD’de ya da başka kapitalist ülkelerde bugünkü burjuva düzenlerinin böyle devam edeceklerini; onların yıkılmaları için neden bulunmadığını söylüyor ya da buna inanıyorsa ya yalan söylüyor ya da siyasal körlük içindedir. Değişme ya da yıkılma zorunluluğunu veya böyle bir tehlikeyle yüzyüze oluşu Suudi gericiliği, Mısır, Ürdün ya da diğer Arap ve Ortadoğu ülkeleri yönetimleriyle sınırlı gören ve gösterenler, sorunu „demokrasisizlik“ ve „İslami gericilik“ ile izah eden zavallılar değillerse, bilinçli kapitalizm yardakçılarıdır. Kapitalist sömürüyü en gelişmiş, en „ince“ tekniklerle ve en ağır biçimde gerçekleştiren „en kapitalist“lerin, tam da bu özellikleri nedeniyle yıkılma mahkumiyetleri, onların kullandıkları bir sözcükle kaderleridir!
Sömürü ve baskı kapitalizmin temel özelliğidir. Demokratik ya da antidemokratik siyasal sisteme sahip olması bu temel özellik bakımından belirleyici bir önem göstermez. Emek gücü sömürüsü, işsizlik, sosyal hak yoksunluğu, barınaksızlık, yoksulluk, açlık, savaşlarda kırılma, ulusal hak eşitsizlikleri ve diğerleri işçi ve emekçilerin ayaklanmalarını besleyen nedenlerdir. Kapitalizm kapitalizm olmaktan çıkmadıkça da bu nedenler ortadan kalkmaz. Ve onu yıkıma sürükleyen bu nedenler halkın şu ya da bu zamanda, şu ya da bu patlama fişeğiyle; bazen bir skandal bazen bir polis kurşunu ya da işkence olayının protestosuyla harekete geçmesi; birikmiş öfkeyle düşman kalelerini alaşağı etmesi kaçınılmaz olmaktadır.
Tunus halkının yeniden kanıtladığı bu ‚toplumsal yasa’nın; sınıflar mücadelesi yasasının geçerli olmaya devam ettiğidir. Tunus halkının ayaklanması ve etkilerinin-başarı düzeyinden bağımsız olarak Tunus sınırları içinde ya da bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayacağı daha bugünden kesinleşmiştir. Tunus ayaklanması Tunus’ta kalmaz!