İşçilere ‚perhiz‘ çağrısı

Alman sermayesi ve hükümeti, işçilere yine perhiz çağrısı yapıyorlar! Milyarlarca Euro kâr eden bankalar ve tekeller, önümüzdeki aylarda yapılacak ücret görüşmelerind işçilere „göz  kararını koruma“ çağrısı yapıyorlar.

Serdar Derventli
Bir yanda bankalar ve tekeller kâr rekorları kırıyor diğer yanda işçilere „aşırı taleplerde bulunmayın“ deniliyor!
Krizin bütün yükü işçi ve emekçilerin sırtına yıkılmasına karşın sermaye ve hükümeti hala işçilerden „fedakarlık“ bekliyor.
Hükümet temsilcileri, „ekonomik canlanma işçilere de yansımalı“ derken düşük ücretli işlerin yaygınlaşması ve daha fazla emekçinin Hartz IV koşullarında çalışılması için adımlar atarak ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor. Sermaye temsilcileri ise „önümüzdeki 10 yıl içinde de rekabet gücümüzü kaybetmemek için göz kararı korunmalı“ diyorlar. Geniş emekçi kitleleri arasında ise bir süredir „ek zam“ talebi gündemde. Bakalım sendikalar daha ne kadar „ılımlı ücret politikalarında“ ısrar edecekler?

‚EKONOMİ TIKIRINDA‘
Federal İstatistik Dairesi (DESTATİS) 12 Ocak günü yaptığı bir açıklamada, Almanya ekonomisinin 2010 yılını yüzde 3,6 oranında büyüyerek kapadığını bildirdi. 2009 yılını savaş sonrasında yaşanan en büyük ekonomik daralma olan yüzde 4,7 ile kapandığı hatırlatılan açıklamada, „2010 yılıysa iki Almanya’nın birleşme sonrasında yaşadığı en büyük büyüme oranı ile kapatıldı“ denildi.
Bir hafta önce DESTATİS tarafından yapılan açıklamada ise, 2010 yılının ilk 11 ayında ihracatın 877,8 milyar Euro ve ithalatın ise 736,7 milyar Euro hacimlerinde gerçekleştiği bildirilmişti. Alman sermayesinin bu süre zarfındaki ihracat fazlalığı ise 141,1 milyar Euro’ya çıkmıştı.
Her iki açıklamadan görüleceği gibi Alman sermayesi, uluslararası alanda devam eden bütün kriz risklerine ve yeniden dibe vuruş tehlikesine rağmen olağanüstü iyi bir durumda. Özellikle dış ticaret ile ilgili veriler Alman sermayesinin diğer ülkelerin sermayelerine karşı çok ciddi bir rekabet gücüne sahip olduğunu gösteriyor. Dış ticaret fazlalığı ne kadar yüksek olursa bu o ülkenin rekabet gücünün de yüksek olduğu anlamına geliyor.

EMEKÇİLERE YANSIMIYOR!
Bu verilere baktıktan sonra „Almanya’da ekonomi tıkırında“ dememek için hiçbir neden yok. Tabi bunu sadece sermaye açısından söylemek mümkün! Nitekim ekonominin „tıkırında“ olması ne devletin nede işçi ve emekçilerin işine yarıyor.
Ekonominin büyüdüğü ile ilgili açıklamanın yapıldığı gün devletin bütçe açığının da büyüdüğü belirtildi. Buna göre; Alman devletinin bütçe açığı, Gayri Safi Milli Hasıla’ya (GSMH) oranla yüzde 3,5’a çıktı. Somut rakam olarak ise bütçe açığı 88,57 milyar Euro olarak gerçekleşti. 2009 yılında bu miktar 77,91 milyar Euro idi. AB İstikrar Paktı’nın üye ülkelerin bütçe açığına üst sınır olarak yüzde 3’ü belirlediği dikkate alındığında, hükümetin önümüzdeki yıl daha fazla tasarruf etmesi gerekiyor. Bu bütçe açığı da işçi ve emekçilerin sırtına yıkılacak.
Fakat işçi ve emekçilerin sırtına yıkılan yük bununla sınırlı değil. Özellikle ekonominin dibe vurduğu 2009 yılında işçi ve emekçilerin ücretleri kısa çalışma yoluyla kesildiği gibi pratik olarak ülke genelinde ücretlerde dondurulmuştu. Yıl dönümünde yayınlanan Uluslararası Çalışma Örgütü İLO raporuna göre Almanya’daki reel ücretler 2000 yılından bu yana yüzde 4,6 geriledi.
Ekonomik gelişmenin Almanya’nın lehine olmasına karşın ücretlerin 2000 – 2009 arasında bu kadar düşmesi İLO Almanya Temsilcisi Wolfgang Schmidt tarafından“sendikaların ılımlı ücret politikası, düşük ücretli ve güvencesiz işlerin artması“ olarak değerlendirilmişti. Schmidt, „bu aynı zamanda Almanya’nın uluslararası alandaki rekabet gücünün olağanüstü artmasına neden oldu“ diyerek ‚ılımlı ücret politikasının‘ diğer ülkeler açısından ne anlama geldiğini de ortaya koymuştu.

EK ZAM TALEBİ VE  SERMAYENİN KÖTÜ ANILARI..
Ekonomideki olumlu gelişmenin tek yanlı olarak sadece sermayeye yansıması geniş emekçi kitleleri arasında hoşnutsuzluğun artmasına neden oluyor. Özellikle üretimin kriz öncesi döneme yaklaştığı metal ve elektro sektöründe işçiler arasında ek zam talebi yaygın bir şekilde tartışılıyor. IG Metall genel merkezi bu tartışmaların önüne geçmek için önceki sene imzalanan ve en geç bu yılın Nisan ayında yürürlüğe girmesi planlanan ücret artışının iki ay öne çekilmesi yönünde bir talebi ileri sürmüştü.
Aralarında Daimler, Porsche, Ford, Audi ve Bosch gibi tekellerinde bulunduğu bazı şirketle IG Metall’in bu talebine olumlu yanıt vermişlerdi. Amaç ise özellikle bu tekellerde başlayan „ek zam“ talebinin önüne geçmekti.
Nitekim Alman sermayesinin (aynı zamanda sendika yönetimlerinin de!) „ek zam“ talebiyle çok kötü anıları var: 1960’lı yılların sonunda ekonomi sürekli kötüye gidiyordu. İşçilerin birkaç ay önce aldıkları ücret zamları enflasyon artışı nedeniyle eriyip gidiyordu. 2 Eylül 1969’da Dortmund Westfalenhütte’de 5 bin emekçinin ek zam talebiyle başlattıkları eylem kısa sürede Almanya geneline yayılmış ve 9 Eylül günü 69 fabrikada 140 bin işçi kendiliğinden greve çıkmışlardı. Ek zam ve çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle benzeri eylemler 1973 sonuna kadar devam etti. Sendikanın bir istatistiğine göre 1973 yılında, Şubat-Ekim arası 335 fabrikada 275 bin işçi kendiliğinden greve çıkmışlardı. Grevler öylesine artmıştı ki ARD kanalı her gün ana haberlerden sonra, bugün verilen borsa haberleri gibi „grev haberleri“ vermeye başlamıştı!
2011 yılında enflasyonun yükselme tehlikesine başta Avrupa Merkez Bankası (AMB) olmak üzere birçok uluslararası kurum dikkat çekmişti. Böyle bir durumda „ek zam“ tartışmaları sermayenin hiç tercih etmediği bir tartışma olduğu gibi sendika bürokrasisi de bu tür tartışmalara meydan vermemek için elinden gelen her şeyi yapıyor.

„REKABET GÜCÜMÜZÜ SINIRLAMAYALIM“
Sermayenin ve sendika bürokratlarının bu tutumlarına neden olan şey ise bu sene sonuna kadar değişik işkollarında 7,5 milyon emekçinin ücret görüşmelerinin gündemde olmasıdır. Bazı TİS görüşmeleri birkaç aydır devam ederken önümüzdeki aylarda buna yenileri eklenecek.
Alman İşverenleri Birliği (BDA) Başkanı Dieter Hundt, 16 Ocak günü basına yaptığı açıklamada, „bu yıl ihtiyacımız olan sözleşmeler esnek ve üretkenliği artırma hedefli sözleşmelerdir. Ücretler konusunda ise branşlardan ziyade işyerlerinin somut durumları gözetilmeli“ dedi. „İşçilere yeterli ücret zammı verilmeli“ diye açıklamalar yapan politikacıları da „işimize karışmayın“ diye eleştiren Hundt, „Bana göre ekonomideki olumlu gelişme çoktan işçilere ulaştı bile. İşsizlik azalıyor, kısa çalışma dönemi giderek kapanıyor ve birçok işletmede yıl sonu özel ikramiyeleri ödendi. Ekonomik kalkınma ne kadar sevindirici olsa da kendimizi kandırmayalım, halen birçok branş bıçağın sırtında duruyor“ diye açıklamasını sürdürdü.
„Aşırı ücret talepleri bir kenara bırakılmalı“ diye konuşan Alman Endüstri ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK) Başkanı Hans Heinrich Driftmann, „Eğer bugün krizden hızla çıkıyorsak bunda geçmiş yıllarda gösterilen göz kararı ve uygulanan ılımlı ücret politikasının payı büyüktür. Eğer önümüzdeki on senede de başarılı olmak ve rekabet gücümüzü korumak istiyorsak o zaman ılımlı ücret politikasını sürdürmeliyiz“ dedi.
Öte yandan hükümet temsilcilerinin, „ekonomik canlanma işçilere de yansımalı“ derken düşük ücretli işlerin yaygınlaşması ve daha fazla emekçinin Hartz IV koşullarında çalışılması için adımlar atmaları da ikiyüzlü politikalarını ortaya koyuyor.

EK ZAM TALEBİ TARTIŞMALARI SÜRMELİ
2009 yılının başında „krizinizin faturasını biz ödemeyeceğiz“ sloganı ile kurulan birlikler ve sürdürülen mücadeleyi bugün fabrikalarda „ek zam“ talebi ile sürdürmenin koşulları giderek olgunlaşıyor.
Şüphesiz bu kendiliğinden olmayacak. Nasıl ki 1969-73 arası gerçekleşen „kendiliğinden“ grevlerin dinamikleri işyeri ve fabrikalardaki mücadeleci işçi, sendika ve işyeri temsilcileri olduysa bugün yine bu kesimlerin çabasıyla hareketin farklı bir dinamik kazanması sağlanabilir.
Bu nedenle işyeri toplantıları, sendika ve işyeri temsilciliği toplantıları olduğu gibi diğer sendikal platformlarda „ek zam“ talebini gündeme getirme, tartışmaya açmak için değerlendirilebilir.