Ankara’ya kaç milletvekili?

Türkiye’de her genel seçim yapıldığında bu soru Almanya’da sürekli gündeme getirilir. Türk vatandaşlarının neden seçimlerde oy kullanmadığı tekrarlanır, hükümetten en kısa zamanda bir düzenleme yapması istenir.

Gümrük kapılarında mı, sandıkta mı, mektupla mı sorularına yanıt aranır.

Bu yılda aynı tartışmaya bolca tanık olacağız, çünkü 12 Haziran’da genel seçim var.

Türk Hükümeti kendi cephesinde oyların sandıkta kullanılmasını yeniden gündem yaptı. Almanya’ya gelen Yurtdışı Türklerinden Sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik, Türk konsolosluklarında sandıkların kurulmasını bir kez daha Almanya’ya bildirdi.

Almanya İçişleri Bakanlığı, her zamanki gibi “Teklife sıcak bakıyoruz” dedi, ancak kısa zamanda bir sonucun çıkması beklenmiyor.

Öyle anlaşılıyor ki; bu yıl da oylar gümrük kapılarında kullanılacak.

Ama, nasıl oy kullanılacağından tutun kaç milletvekili gönderileceğine dair tartışmalar sürüp gidecek.

“Kaç milletvekili?” sorusuna en açık yanıtı veren Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) eski Direktörü Faruk Şen.

Şen daha TAM Direktörü iken hazırladığı sayıyı şimdi Türk-Alman Eğitim ve Bilim Vakfı (TAVAK) başkanı (Böyle bir konuyla ne ilgisi var ise!) olarak söylüyor: 24.

Nüfusa göre bir hesaplamadan yola çıkan Şen, ülke dışında yaşayan Türklerin sayısının Türkiye’de yaşayan Türklerin yüzde 9’una denk geldiğini, böylece de meclisteki milletvekillerinin de yüzde 9’unun yurtdışından gönderilmesi gerektiğini savunuyor ve “Almanya’daki Türk seçmenlere 14, diğer ülkelerde yaşayan seçmenlere 10 milletvekili düşüyor” diyor.

Düz bir hesap üzerinden yapıldığında bu sonuç ortaya çıkıyor.

Ama; Şen’in kendisinin de hazırlamış olduğu rakamlarda da Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk vatandaşlarının önemli bir bölümünün AB vatandaşı olduğu kendiliğinden görülüyor.

Örneğin; Hollanda’daki Türkiye kökenlilerin yüzde 75’i, Belçika’dakilerin yüzde 70’i, Danimarka’dakilerin yüzde 52’si, Almanya’dakilerin yüzde 45’i aynı zamanda ya da sadece AB vatandaşı.

Toplamda ise Avrupa’daki Türkiye kökenlilerin yüzde 46’sı aynı zamanda ya da sadece AB vatandaşı.

Demek ki; tek başına rakamları alt alta koyduğumuzda bile, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayanların da vatandaş olarak kabul edildiği, ya da onların artık başka bir ülkenin yurttaşı olduğunun kabul edilmediği sonucu çıkıyor.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan ya da çifte vatandaş konumunda olanları tek başına seçmen olarak görüp hesabı ona göre çıkarmak sonuçta abartılı bir rakam ortaya çıkarıyor.

O zaman şunu sormak gerekmiyor mu: 50 yıldır göç ettikleri ülkelerde yaşayan ve bundan sonra da yaşayacak olan Türkiye kökenli göçmenlerin Avrupa’da kalıcılaştığı herkes tarafından net bir şekilde ifade edilmesine rağmen bu milletvekili hesapları niye?

Böyle rakamlar hem de abartılı ifade etmek, bunlar üzerinden beklentiler yaratmak, insanların dikkatlerini yaşadıkları ülkelerden Türkiye’ye çekmek doğru değildir.

Doğru olan, yarım yüzyıllık göç tarihine göre davranmak, içinde yaşanılan ülkelerde seçme-seçilme hakkı başta olmak üzere eşit haklara sahip olmayı talep etmek ona göre önerilerde bulunmak olmalı.

Aksi halde, 50 yıldır olup bitenlerden ders çıkarmamaktan başta bir şey değildir.