Ekmek istiyoruz gül de!

Pelin Şener

Kadınların mücadele tarihine baktığımızda baskılara, aşağılanmaya ve her türlü şiddete rağmen  hak ve talepleri için mücadelelerine ve bu taleplerin geniş yığınlar tarafından nasıl sahiplendiğine tanık oluruz. 19. Yüzyılda yoksulluğun, savaşların, salgınların Avrupası’nda kadınlar bir taraftan kendilerine biçilen ikinci cins olma durumunu sorgularken diğer taraftan sanayileşme ile birlikte yeni roller üstlendiler ve hukuksal, politik ve sosyal açılardan eşitliğe kavuşmak için mücadeleye atıldılar.

Çalışma sürelerinin kısaltılması, kadınlara sendikalı olma hakkı tanınması, ev içi emeğin karşılığının olması gibi talepler ileri sürdüler. Sömürü son derece vahşiydi ve korkunç koşullarda yaşayan ve çalışan kadınlar, yalnızca kendileri için değil, Ekmek ve Gül şiirinde belirtildiği gibi, çocukları ve eşleri için de insanca yaşama koşulları istiyorlardı. ABD’de tekstil işçisi kadınlar, İngiltere’de kibritçi kızlar, Almanya’da Chemnitz’de tekstil işçisi kadınların 5 ay süren ve çalışma saatlerinin 10 saate düşürülmesini talep eden grevleri sadece ülke içlerinde değil dışında da dayanışma ile karşılanıyordu. Kadın işçilerin çıkarlarını korumak için dernekler, yardım sandıkları kuruluyordu. Barış, yoksulluk, yüksek fiyatlar geniş kadın yığınlarının harekete geçmesini beraberinde getiriyordu.Kadınlar artık örgütleniyordu. Kapitalizmin sistem olarak aşılmasında, proleter kadın hareketinin mücadeleye her alanda katılmasının zorunluluğunu vurgulayan Clara Zetkin’in önerisiyle 2. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Kongresi, her yıl uluslararası kadınlar günü kutlanmasını kararlaştırdı. Bu gün, öncelikle kadınların seçme hakkı için propaganda yapmaya hizmet edecekti.

1911’de SPD ve partinin kadın örgütleri, Berlin’de kadınlara oy hakkı tanınması için düzenlenen ilk gösteriye katılma çağrısında bulundu. Clara Zetkin, ilk kutlamaya ilişkin Eşitlik dergisinde “Dünyanın şimdiye kadar gördüğü, kadının eşitliği için yapılan en görkemli gösteri,” diye yazıyordu. Bundan 100 yıl önce ileri sürülen taleplerin ve verilen mücadelelerin bugün bir çok yönüyle kazanımla sonuçlandığını biliyor olsak da kadınların toplumsal yaşamın her aşamasına eşit katılımını engelleyen ayrımcı yapılageliş kurallarının, kadını aşağılayan, ikinci sınıf olarak tanımlayan geleneklerin değişmesi için geçmişten öğrenerek mücadelemizi sürdürmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bu yıl 100 yılını kutlayacağımız 8 Mart, bir yönüyle de kendi tarihimizden dersler çıkaracağımız, taleplerimizi ve mücadelemizi daha ileriye taşıyacağımız bir işlev görecek.

Göçmen Kadınlar Birliği kurulduğundan beri Almanya’da yaşayan kadınların somut sorun ve talepleri temelinde çalışmalarını belirliyor ve sürdürüyor. Açıktır ki, Almanya´da yaşam şartları gittikçe kötüleşiyor. Yaşamın her alanında emekçiler, kadınlar ve gençler bir dizi zorluk ve ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyor. İşsizlik, eğitimde eşitsizlik, yoksulluk ve hala devam eden ayrımcılık gibi toplumsal sorunlar bugün daha da acımasızca kendisini gösteriyor. Bir yandan işten atmalar artarken ve böylece tam gün işyerleri yok edilirken, düşük ücretli işler sektörü giderek büyüyor. En kötü şartlarda çalışan ve yeterli gelir alamayan kadınlar, krizden, yoksulluktan daha fazla etkileniyor. Bu bir tesadüf değil. Tam tersine, en geniş anlamıyla emek sömürüsünü, eşitsizliği ve adaletsizliği hedef alan politikaların bir sonucu. Bu nedenle 8 Mart kutlamalarımızı bugünün güncel talepleriyle, krize, yoksulluğa, işsizliğe, ayrımcılığa karşı taleplerimizle birleştireceğiz. Eğitim, sağlık ve kültürel alanlarda yapılan kısıtlamaların son bulmasını isteyecek, eşitlik talep edeceğiz.

Göçmen Kadınlar Birliği olarak 8 Mart’ı bu bakış açısıyla ele alarak kadın gruplarımızın olduğu tüm şehirlerde kutlayacağız. Kadınlar kahvaltılarda, standlarda, yürüyüşlerde ve şenliklerde bir araya gelecek. Hemen her şehirde 8 Mart günü sendikaların, değişik kadın örgütlerinin düzenlediği eylem, etkinlik, panel, vb. etkinliklere biz de Göçmen Kadınlar Birliği olarak katılacağız. Ayrıca 5-6 ve 12-13 Mart tarihlerinde de şenlikler yapacağız. Şenlikleri de bir çok şehirde sendikalar, DİDF ve çeşitli kadın örgütleriyle birlikte düzenleyeceğiz.

Bu yıl 8 Mart’larda ayrıca göçün 50. yılını da gündemimize alacağız. Bütün yıla yayılacak değişik aktiviteler planlıyor olsak da 8 Mart kutlamaları bu aktivitelerin başlangıç noktasını oluşturacak. 50 yıllık göç sürecinde uyum ve göç politikaları konusunda yaşanan sorunlara, yasalarla belirlenen ayrımcılığın ve eşitsizliğin göçmen kadınların bu ülkenin bir parçası olmasını zorlaştırdığına, dışlanmışlığını artırdığına dikkat çekeceğiz. Göçmen Kadınlar Birliği olarak uyum sürecinin tek taraflı taleplerle başarıya ulaşmasının mümkün olmadığını her fırsatta belirttiğimiz gibi 8 Martlarda da göçmenlerin bu konuda atması gereken adımlar olduğuna değineceğiz. Bütünleşme konusunda gelinen ülkenin alışkanlıklarının, farklı gelenek ve değer yargılarına sahip olmanın, yaşam tarzındaki farklılıkların, karşılıklı önyargıların göçmen kadınların buradaki yaşamla bütünleşmesini zorlaştırdığından hareketle bu konuyu değişik yönleriyle irdeleyeceğiz.

Farklı kökenlerden insanların, yaşam ve çalışma koşullarının düzeltilmesi için birlikte harekete geçmelerinin aynı zamanda karşılıklı önyargıların yıkılmasına karşı da katkı sunacağını düşünüyoruz. Ortak kutlamalara katılmak ve yaptığımız şenliklere yerli ve diğer uluslardan kadın örgütlerini ve kadınları katmak da bu açıdan önem taşıyor.

Bütün bu hedefleri 8 Mart kutlamalarına katılma çağrısı çalışma yaptığımız şehirlerde, semtlerde kadınlara taşıyacağız.

Ne sorunlarımızı ne taleplerimizi duyurmak ne de bu hedeflere ulaşmak için bir gün yetmez. Kadınların mücadele tarihinin de gösterdiği üzere ancak uzun soluklu, örgütlü bir mücadele ile başarıya ulaşabiliriz. Bu nedenle bütün kadınları hem 8 Mart hazırlıklarına ve kutlamalara katılmaya ama aynı zamanda kadınların mücadeledeki yerlerinin 8 Martlarla sınırlı olmadığını gösterebilmemiz için Göçmen Kadınlar Birliği’nin çalışmalarına katılmaya ve örgütlenmeye çağırıyoruz..