Tunus; ezber bozan bir isyan

Gazi Ateş

Tunus’ta, halk isyanını demokratik bir devrimle tamamlama mücadelesi tüm boyutlarıyla devam ediyor. Bu amaçla, başta Tunus İşçileri Komünist Partisi olmak üzere, ülkenin tüm tutarlı demokratik güçleri, daha şimdiden pek çok dersi içeren bir mücadele veriyorlar.

Tunus emekçi halkı ve gençliği bugünlerde; rejimin otokratik olmasına karşın, bin Ali’den ibaret olmadığını, tersine belirli bir sınıfsal arka planı bulunduğunu görüyor. Dahası, rejimin dayandığı sömürücü sınıf ve katmanların ve bunların işbirliği yaptığı emperyalist güçlerin, halk isyanının diktatörün tasfiyesinden öteye gitmemesi için ciddi bir direniş sergilediğini hissediyor. Tunus halkı şu acı gerçekle yüzyüze:

Bin Ali, diktatörlüğün görünen yüzüydü sadece. Onun kaçmasına rağmen, egemenlerin direnişi sürüyorsa, bu, bin Ali’ye sadakat değil, rejimin ve onu oluşturan sömürücü sınıf ve katmanların vazgeçmek istemedikleri ekonomik ve politik çıkarlardan ötürüdür. Bin Ali servetinin bir kısmıyla kaçtı ama, mevcut düzenin egemen burjuva aileleri; yani Trabelsiler, Matriler, Loukiller, M’hriler ülkenin ve mülkiyetlerinin başındadırlar. Ve bunlar, halk isyanının kendi iktidarlarını dağıtmaması için tüm kurumlarıyla birlikte (başta 120 bini aşkın polis gücü, mahkemeleri, yasaları ve partileriyle) direnmektedirler. Demek ki, diktatöre karşı isyan, diktatörlüğe karşı bir mücadeleye dönüşmek zorunda!

Diktatörlüğün diktatör ile özdeş olmadığı gerçeği bugün sadece isyan halindeki Tunus halkı için değil, tüm emekçi halklar için önemli bir deneyimdir. Tunus’taki gelişmeler göstermektedir ki, diktatörlük hiçbir zaman bir kişinin egemenliği değildir, tersine belirli sınıfın/ların belirli sınıf/lar üzerindeki egemenliğidir. Ve bugün Tunus’ta gündemde olan, rejimin siyasal bakımdan bir şekilde değişime uğraması değil, esasta bu değişimin sınırlarının nerede çizileceğidir.

Denilebilir ki, bugün Tunus’taki halk isyanının demokratik bir devrimle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı, aynı zamanda, diktatör ve diktatörlük arasındaki bu sınıfsal ilişkinin geniş emekçi kitlelerince kavranılmasına bağlıdır. Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin sınırları ve başarısı bakımından bu ilişkinin kilit bir rol oynadığını, rejimin temsilcilerinin günlük manevralarında da görmekteyiz. Rejim, adeta “nabıza göre şerbet” politikasıyla halk isyanını atlatmaya çalışmakta. Fakat ülkenin devrimci ve demokratik güçlerinin bu politikaya verdikleri yanıtı son derece net: Rehavete yer yok, özgürlük ve demokratik kazanımlar ancak mücadelenin geliştirilmesiyle büyüyebilir! Ve halk, bu tutumla hergün yeni bir mevzi kazandıkça, inisiyatifi mutlaka elinde tutması gerektiğini anlıyor. Demokrasinin ancak halk kitlelerinin örgütlü ve birleşik mücadelesinin bir eseri olacağı görülüyor.

Halk kendini örgütlemeli

Tunus’taki halk isyanı kendiliğinden gelişti. Bununla birlikte, başta Tunus İşçileri Komünist Partisi olmak üzere, çeşitli siyasal güçleri kapsayan demokratik bir muhalefet uzun bir dönemden beri vardı. Dolayısıyla Tunus’taki halk isyanının hala devam ediyor olması da bu hareketin mücadelesi ve sağladığı birikimden soyut ele alınamaz.

Diktatörlük yıkılmamıştır ama, diktatörlüğün bir halk isyanı sonucu diktatörünü yitirmesi de oldukça yeni bir durumdur! Bu, farklı politik akımlardan meydana gelen muhalif güçler bakımından da yeni bir durumdur. Denilebilir ki, bugünlerde Tunus’ta salt iktidar değil, muhalefet de yeniden şekillenmektedir. Halkın demokratik ve sosyal talepleri ortadadır ve bunların elde edilmesi konusunda geniş bir ittifakın oluşması olanağı olduğu kadar, egemen sınıf ve katmanların iktidarlarının toplumsal dayanaklarını yenileme ve özgürlük ve demokrasinin en tutarlı güçlerini yalnızlaştırma ve etkisiz kılma imkanları da ortadan kalkmış değildir.

Görüyoruz ki, halk, isyanıyla bir diktatörü defedebilir, ancak kendi çıkar ve taleplerinin temsilcisi olacak yeni bir iktidarın oluşması için daha fazlasına gereksinimi vardır: Halk olarak hızla kendisini örgütlemeli, kendi siyasal organlarını kurmalı, bunlar üzerinden ülke çapında siyasal birliğini sağlamalı ve mutlaka politik inisiyatifi elinde tutmalı! Tunus İşçileri Komünist Partisi’nin bugünlerde yaymaya ve yaşama geçirmeye çalıştığı tutumun da bu olduğu görülüyor.

İsyanın siyasal karakterinin önemi

Halk isyanı, egemen sınıf ve katmanlarda olduğu kadar, bunları destekleyen emperyalist devletler arasında da pozisyon değişikliklerini zorunlu kılmıştır. Fransa fazla toz kaldırmadan, azami ölçüde faydalandığı mevcut rejimi bir şekilde muhafaza etmeye çalışırken; ABD ve Almanya, rejimin kendileriyle daha yakından hareket etmeye hazır güçlerin katılımıyla “reforme” edilmesine açık bir politika izlemekte.

Emperyalist devletler kendi çıkarları doğrultusunda Tunus’taki halk isyanına bir yön vermeye çalışırken, kendi ülkelerinin kamuoyunda; “böyle bir zorba rejime verilen destek, kendi demokrasi değerlerimizle nasıl bağdaşır?”, “Tunus halkı özgürlük ve demokrasi istiyor, bunlar Avrupa Birliği’nin de değerleri değil mi? Bin Ali rejimine neden göz yumuldu?” vb. sorular sorulmakta. Tunus halkının başkaldırısı daha şimdiden ezber bozmuştur: Tunus’tan gelen haber ve görüntüler Batı kamuoyuna “Doğu Bloku rejimlerinin yıkılmasını hatırlatmakta”! ‚Fakat nasıl olur, Tunus’taki rejim başta Fransa olmak üzere Batı’nın himayesinde değil miydi?!‘ ‚Üstelik isyan edenler İslamcı radikaller de değil!‘ Bu tür tartışmalar karşısında birçok burjuva yazarı, bin Ali rejimini “radikal İslamcı terörün” Arap ülkelerinde sınırlanmasının bir “bedeli” olarak açıklamaya çalıştı. Ama bu demagoji sorunu daha da ağırlaştırmakta; zira bu durumda ikilem oldukça iç karartıcı: ‚ya bin Ali rejimi ya da İslamcı terör‘! ‚Özgürlük için özgürsüzlük‘!?

Tunus halkının isyanı ve bu isyanın “demokratik, laik ve halkçı bir içeriğe” sahip olması gerçeği, sadece Batı aydının belirtilen hususlardaki ezberinin bozulmasını tetiklemedi. Zira, Müslüman bir ülkede “demokratik, laik ve halkçı bir içeriğe” sahip bir halk ayaklanmasının patlak vermesi, aynı zamanda, “İslam ülkeleri”nde son 20-25 yılda siyasal İslam karşısında mevzi üstüne mevzi kaybeden tüm devrimci, ilerici, laik ve demokratik güçler için de muazzam bir moral ve ilham kaynağıdır. Tunus halkının isyanının Arap ülkelerindeki etkisi, mekanik “domino etkisi” yaklaşımlarıyla anlaşılamaz. Her şey bir yana; siyasal ve sosyal koşullardaki benzerlik, mutlak olarak toplumsal bilinçlerde de birebir benzeşmeyle sonuçlanmaz. Bu bakımdan tek tek ülkelerde dikkate alınması gereken ve toplumsal bilincin şekillenmesindeki farklılıkları koşullayan pek çok faktör vardır. Fakat “İslam ülkeleri” halklarının ve onların ileri unsurlarının Tunus örneğinden ilham alacaklarından ve kendi tarzlarından öğrenmeyi bileceklerinden şüphe duymamak gerekir.

Peki Türkiye halkı? Tunus’taki önü açık sürecin nasıl sonuçlanacağı belli olmamakla birlikte, bizim için şimdiden açıklığa kavuşmuş temel ders şu olsa gerek: Demokrasi Batı’da da, Doğu’da da örgütlenen ve kendi kaderini kendi eline alan halkların eseridir! Demokrasi ve özgürlüğü tepeden bekleyen halklar ise hep egemenlerce tepilmişlerdir!