‘Sağ’ı ‘sol’u karıştırmak

Federal Hükümetin en genç üyesi Aile Bakanı Kristina Schröder’in (CDU) yürürlüğe koyduğu “aşırı sağ” ile mücadele eden derneklerden “Demokrasi Beyanı” talebi öyle hafife alınacak bir durum değil.

Gerçi, Almanya’da “aşırı” solu, ırkçı “aşırı sağ” ile aynı kefeye koyma isteği yeni değil. Dolayısıyla, maddi yardım için dayatılan beyan şartı, Schröder’in bir icadı değil. O, kendisinden öncekiler tarafından başlatılan süreci devam ettiriyor.

Bu yılın başında yürürlüğe konulan yasaya göre, kuruluş amaçları ırkçılığa, aşırı sağa, Neonazilerle karşı mücadele etmek olan ve bunun için de devletten maddi yardım talep eden antifaşist örgüt ve kurumların, “aşırı sol” diye damgalanan örgüt ve kişilerle aralarına mesafe koyduklarına dair beyanda bulunmaları isteniyor. Aksi halde bunu imzalamayan örgütlere yardım verilmeyecek.

Antifaşist örgütlerin, muhalefet partilerinin bütün itirazına rağmen, mecliste yapılan oylamada, hükümet partileri, bir kez daha ırkçılığa karşı çalışmalar yapan örgütlerin cezalandırılmasına karar verdi. Yapılan bu yeni düzenleme kapsamında, “aşırı sol” ve “radikal İslam” ile mücadele etmeyi kendisine görev biçen örgütlere, dernekler yardım yapılacak.

Düzenleme, bugüne kadar ırkçılığa karşı faaliyetlerde bulunan dernekleri, kurumları açıkça cezalandırırken, sol karşıtlığı temelinde kurulan muhafazakar, gerici dernek ve kurumları ödüllendiriyor. Sol Parti Milletvekili Jan Korte tarafından yöneltilen önergeye hükümet tarafından verilen yanıtta, “radikal sol” ve İslam ile mücadele adı altında proje hazırlayarak devletten yardım alan kurumların başında ilk sıralarda bakan Schröder’in partisine yakınlığı ile bilinen Konrad Adenauer Vakfı (KAS) ve CDU’nun gençlik örgütü Junge Union (JU) yer alıyor.

Geçtiğimiz yıl içinde bu temelde iki sempozyum düzenlemesi için KAS’a 182 bin Euro ayrılmış. Aynı şekilde JU’na, ‘Sol radikalizme karşı Berlin’e gidiyoruz” adı altında yaptığı etkinlik için 29 bir Euro ayrılmış.

İslam ve sol karşıtlığı temelinde faaliyetlerde bulunmak üzere ayrıca AABF, ATT, Protestan Gençliği gibi örgütler de destek aldı. 2011 yılı için aşırı sağ ile mücadele için 24 milyon, aşırı sol ile mücadele için 5 milyon Euro ayrıldı.

İSTİHBARAT RAPORLARI REFERANS ALINACAK

Alman Anayasası’na bağlılık beyanını içeren bu yeni durumda, kimin anayasaya bağlı kimin bağlı olmadığına Anayasayı Koruma Örgütü tarafından hazırlanan raporlara bakılarak karar verilecek.

Yani; istihbarat örgütü tarafından hazırlanan yıllık raporlarda “aşırı sol” diye damgalanan örgütler ve onlarla yakın işbirliği içinde olanlar, ırkçılıkla mücadele için devlet bütçesinden yardım alamayacak.

Bu ülkede, Federal Cumhuriyetin kuruluşundan (1949) bu yana faşizme karşı kararlı mücadele edenlerin mağdur edildiğini bilmeyen yok.

Bu yeni uygulamaya göre; örneğin, Nazi Takibatına Uğrayanlar Birliği (VVN/BdA), Anayasayı Koruma Örgütü raporunda her yıl yer aldığı için “aşırı sol” gruba giriyor. Keza, Federal Parlamentoda grubu bulunan Sol Parti de her yıl yayınlanan istihbarat raporlarında “aşırı sol” örgüt olarak nitelendiriliyor ve düzeni nasıl değiştirmeye çalıştığı ispatlanmaya çalışılıyor.

Açıktır ki; talep edilen “Demokrasi Beyanı”nın asıl hedefi ırkçılığa karşı verilen mücadelenin zayıflatılmasını içeriyor. Çünkü; uygulama ile asıl olarak özel olarak gençliğin, genel olarak ta toplumda antifaşist bilincin oluşması için çaba harcayanların engellenmesi hedefleniyor.

Bu planlar yaşama geçirildiği oranda, göçmenlere ve emekçilere karşı oluşturulan önyargılar üzerinden güç toplayan “aşırı sağ” görüşler çok daha kolay bir şekilde yayılacak, güç bulacaktır.

Bu yüzden Federal Aile Bakanlığı öncülüğünde sola karşı başlatılan yeni uygulama, genel olarak yaşanan gericileşmeden bağımsız olarak ele alınamaz.

Öncesini bir yana bıraktığımızda; Sarrazin ile derinleştirilen siyasal gericilik, şimdi ırkçılığa karşı yıllardan beri en kararlı şekilde mücadele eden solun açıktan düşman ilan edilmesiyle bir adım daha ileri atılmak isteniyor. Alttan alta geliştirilen milliyetçiliğin, şovenizmin zemin bulmasının yolu önce antifaşist mücadeleyi, çalışmayı sürdürenlerin zayıflatılmasından geçtiğinden hareket ediliyor.

Bu durum elbette, ırkçıları ve yabancı düşmanlarını sevindiriyor ve onlar açısından güç edinmenin olanaklarını genişletiyor.

Halbuki, ırkçılığa ve yabancı düşmanlığını bir kara leke olarak üzerinde taşıyan Almanya’nın tarihten ders çıkarması ancak antifaşist mücadelenin güçlendirilmesi ile olanaklıdır. Bundan geri adım attığı taktirde, Alman halkının karşısına bu kara leke her zaman çıkacaktır. (YH)