Almanya ne yapmak istiyor?

Mısır’da halkın Hüsnü Mübarek’i devirmek için gerçekleştirdiği büyük ayaklanma öncesinde ve sonrasında Almanya’nın takındığı tavır tam bir bocalamayı ifade ediyordu. Başbakan Angela Merkel, gösterilerin başladığı ilk günlerde Mübarek’e istifa çağrısında bulunurken, ilerleyen günlerde çark ederek kararın Mısır halkına ait olduğunu söyledi.

Mübarek’in gidişinden sonra doğan belirsizlik tablosu  karşısında da benzer bir tutum sergilenmeye devam ediyor. Aralarında Almanya’nın da olduğu emperyalist devletler açısından ‘kararı halk verecek’ gibi süslü laflar ederek sergilenen ikircikli tutumun asıl anlamı ise; ‘halkın nereye kadar gideceğine bakacağız ve çıkarlarımıza en elverişli durumun diplomasisini yapacağız”dır.

Açıktır ki; Mısır’ın yönetiminde yıllardan beri ağırlığı olan ordu ve ABD yönetimi ile Mübarek arasında yapılan pazarlık sonucunda Mübarek görevinden istifa etti. Yerine ise yüksek ordu konseyi geldi.

Biçimi ve oluş tarzı farklılıklar içerse de halihazırda Mısır’da daha fazla iş, aş ve özgürlük isteyen milyonlarca insanın karşısına şimdi ordu çıkmış ve ülkede askeri bir yönetim hüküm sürmektedir.

Bu yeni askeri rejime alkış tutanların başında gelen Almanya, şimdi oluşturulacak yeni Mısır Anayasası’na katkıda bulunmak istiyor. Hükümetin görüşünü açıklayan Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, “Biz Demokratlar olarak demokratların safında yer alıyoruz” diyerek muhalefete mesaj gönderiyor. Westerwelle devamla Almanya’nın beklentilerini şu şekilde sıralıyor:“Bizim beklentilerimiz çok açık: Öncelikle olağanüstü durumun kaldırılmasını istiyoruz. İkinci olarak göstericilere ve basına alenen ya da gizli bir şekilde gözdağı verilmemesini, üçüncü olarak tüm siyasi tutukluların salıverilmesini, dördüncü olarak ise Anayasa reformunun ivedilikle hayata geçirilmesini talep ediyoruz.“

“Demokratlara destek” vereceklerini söyleyen Westerwelle, yıllardır Mübarek ile birlikte ülkeyi tam anlamıyla diktatörlük şartlarında yöneten orduya ise toz kondurmuyor.

MÜBAREK’İN CEPHANESİ ALMANYA’DAN

Almanya’nın Mısır’daki gelişmeler karşısında sergilediği ‘zigzaglı tavır’ aynı zamanda orduyu kolay bir şekilde karşısına almayacağı anlamına geliyor.

Zira ordu ve polis tarafından insan haklarının ihlal edilmesinde kullanılan silahların çoğunun Almanya’dan gönderildiğini sağır sultanlar biliyor. Almanya, Mısır’a en çok silah satan ülkelerin başında geliyor. 2009 yılında toplam 77 milyon Euro’luk silah satıldı. Bu miktar bir önceki yılın tam iki katı.
Satılan silahların başında Mısır polisinin elinden düşürmediği Heckler & Koch firması tarafından üretilen MP5 geliyor.
Tahrir Meydanı’nda boy gösteren panzerlerin parçaları da Almanya’dan satın alındı.
Sözde “Kriz bölgelerine silah satmama” kararı bulunan Almanya, yıllardır insan haklarının ihlal edildiği Mısır’a silah satmakta hiç bir sakınca görmedi. Çünkü, bugün “diktatör” olarak ilan edilen Mübarek’ten, isyan öncesine kadar yüksek sesle “yakın dost” olarak söz ediliyordu.

MISIR, TEKELLER İÇİN TATLI PAZAR
Keza, Mısır Almanya için Arap ülkeleri arasında üçüncü büyük ticari ortak. Her iki ülke arasındaki 2009’da toplam ticaret hacmi 3.5 milyar Euro olarak gerçekleşti.
Sadece 2010’un ilk yarısında Almanya’dan Mısır’a 1.55 milyar Euro’luk ihracat yapıldı. İhraç edilen ürünlerin başında sanayi makineleri, silah, araba parçaları, elektronik eşyalar ve ilaç geliyor.
Ortadoğu’da ticari açıdan Almanya için bu denli önemli olan Mübarek yönetiminin bir anda sarsılmaya başlaması, Alman dış politikasının da dengesini sarstı. Almanya diğer emperyalist devletler gibi, şimdi oluşan yeni durum üzerinden, Mısır ve diğer ülkeler üzerinde pozisyonunu korumak mümkünse daha güçlendirmek için yoğun çaba harcıyor. Bunu tek başına değil aynı zamanda AB olarak da yapıyor. (YH)