Münih‘te ikiyüzlülük zirvesi

Sevim Dağdelen*

Münih Güvenlik Konferansı, başlamadan kısa bir süre önce gündemini değiştirdi. Ortadoğu’da yaşananlar gündemin baş sırasına oturdu. Konferans Başkanı Wolfgang Ischinger, Arap dünyasında yaşanan isyanları, “gelişmeler Batı açısından dengelerin bıçak sırtında olduğunu gösteriyor” şekilde değerlendiriyordu. Federal Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle telaşlı bir hareketlilik başlatırken, Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg Almanya’nın diktatörlere karşı politikalarını gözden geçirmesinin ihtiyaç gördügunü ilan etti. Bu kapsamda Mübarek istifa etmeden Mısır’a silah ihracatı donduruldu.

Tüm bu gelişmeler ne anlama geliyor? Hüsnü Mübarek ve çetesinin diktatörlüğünü 30 yıl boyunca destekleyenler, şimdi bu güçleri himayeleri altında tutmaktan vazgeçiyorlar. Oysa Westerwelle daha kısa bir süre öncesine dek Mübarek’in “devasa deneyime sahip, bilge ve gözünü geleceğe çevirmiş” bir kişi olduğunu söylüyordu.

Bugün yaşananlar ikiyüzlülüğün daniskasından başka bir şey değildir. Şimdi diktatör dostları sıkıntılı bir dönem yaşadıkları için kamuoyunu yanılmanın derdine düştüler. Westerwelle ve diğerleri Mübarek’i ve 20 yıl onun Gizli Servisi’ni yöneterek işkence ve siyasi cinayetlerin sorumluluğunu üstlenmiş Ömer Süleyman’ı kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar.

Peki ister Etiyopya’da olsun, isterse Suudi Arabistan’da; bu politikacılar diktatörleri hangi amaçla destekliyorlar? Bu sorunun yanıtını kendileri veriyorlar ve kendileri için bölgedeki sağlamlık çok önemli olduğunu söylüyorlar. Neyin ve kimin adına sağlamlık? Elbette dizginlerinden boşalmış kapitalizmin çıkarlarını koruyan, sermayenin talep ettiği karları elde etmeyi güvence altına alan bir stabilite istiyorlar.

Tunuslu diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin partisinin onyıllarca Sosyaldemokrat Enternasyonal’e üye kalması büyük bir ayıptır. Sosyaldemokrat Enternasyonal, bu partiyi Bin Ali ülkeden kaçtıktan birkaç gün sonra ihraç etmiştir. Arap ülkelerindeki diktatörleri destekleyen sadece CDU/CSU-FDP koalisyonu değildir. SPD-Yeşiller hükümeti de yıllarca bu desteğini esirgememiştir.

Büyük medya kuruluşları da bu despotların sırtını kadife eldivenlerle sıvazlamıştır. Gelinen noktada devletin resmi televizyon kanalları, Mısır hakkında onyıllarca yaptıkları yanıltıcı haberlerden dolayı özür dilemek zorunda kalmışlardır. ARD haber programları Tagesschau ve Tagesthemen’in Genel Yönetmeni Kai Gniffke’ye göre, “Mısır’da olağanüstü halin hüküm sürdüğü gerçeği yeterince vurgulanmamıştır”. Münih’teki Güvenlik Konferansı hakkında eleştirel bir tek haber yayınlamadığı düşünüldüğünde bu özeleştirinin dalga çekmekten başka bir anlam ifade etmediği görülebilir. Bay Gniffke’nin “Münih’teki Güvenlik Konferansı’nda savaşlara ve diktatörlere sunulacak desteğin kararlaştırıldığı gerçeği yeterince vurgulanmamıştır” demesi için daha ne kadar beklememiz gerekecek.

Arap ülkelerinde cesur insanlar özgürlük, demokrasi ve barış için, Batılı ülkelerin onyıllardır desteklediği rejimleri yıkmak için mücadele ediyorlar. Ülkemizdeki sol ve barış güçleri, Tunus, Kahire, San’a, Amman, Casablanca ve Riyad’a, “bu mücadelenizde yanınızdayız” mesajı göndermelidir. Bu nedenle Almanya’da da “Savaş ve kapitalizm istemiyoruz; özgürlük istiyoruz!” şiarı daha güçlü dile getirilmelidir.

Sol Parti Federal Meclis Grubu Uluslararası İlişkiler Sözcüsü