21 Mart ve ırkçılıkla mücadele

Dünya, bundan 45 yıl önce Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen „21 Mart Uluslararası Irkçılıkla Mücadele Gününü“ kutlamaya, ırk ayrımcılığını lanetlemeye hazırlanıyor. Antifaşist kurum ve kuruluşlar bir kez daha ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı uyanık olmaya, güçlü bir karşı koyuş sergilenmesi gerektiğine dikkat çekecekler.
Yaşanan gelişmeler ve olgulara bakıldığında ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve faşizme karşı daha etkili mücadele edilmesi gereken bir dönemden geçtiğimiz görülüyor.
Son yıllarda Almanya başta olmak üzere bütün Avrupa genelinde egemen siyaset ve basın tarafından, özellikle İslam ülkelerinden gelen göçmenlerin hedefe konularak, ırkçılığın ve ayrımcılığın körüklendiği ve pek çok ülkede de bu temelde yapılan propagandaların meyvesini verdiği biliniyor.
Irkçı ve yabancı düşmanı partiler Hollanda, Danimarka, İsviçre gibi ülkelerde koalisyon ortağı oldu, bir çok ülkede de barajlar aşılarak parlamentolarda gruplar kuruldu.
Ve öyle görünüyor ki, ekonomik sosyal sorunlar derinleştikçe, yerli ve göçmenler arasında etnik ve dinsel temelde bölünmeler geçmişe göre çok daha fazla derinleştirilecek ve bunun sonucunda ırkçı akımlar daha fazla güç toplayacak.
Örneğin Fransa’da önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı yarışında şimdiden faşist Le Pen’in kızı Marie Le Pen’in önde gitmeye başladığı propaganda edilmeye başlandı.
Baba Le Pen’in bundan iki seçim önce ikinci tura kaldığı hesaba katıldığında Fransa’da da ırkçı grupların güç görülüyor. Diğer taraftan ‚Le Pen’i kim durduracak‘ sorusu ortaya atılarak, yapay bir ikilem yaratılıyor; onu durdurma iddiasındaki diğer sermaye partilerinin emekçi düşmanı politikaları gizlenerek bir taşla iki kuş vurulmuş oluyor.
8 ÜLKEDE PARLAK OLMAYAN DURUM
Avrupa’da ırkçılık ve yabancı düşmanlığının ulaştığı boyut, 21 Mart’ın arifesinde kamuoyuna açıklanan bir raporla bir kez daha gözler önüne serildi. Friedrich-Ebert-Stiftung (FES) tarafından Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya,  Hollanda, Portekiz, Polonya ve Macaristan’da yaptırılan bir araştırmanın sonuçları, bu ülkelerde milliyetçiliğin, yabancılara, azınlıklara ve Musevilere karşı düşmanlığın artmaya devam ettiğini gösteriyor.
Bielefeld Üniversitesi öğretim üyeleri tarafından her ülkede binden fazla kişiye sorularak yapılan bir araştırmaya göre, „Göçmenler benim yaşam koşullarımı ve değerlerimi tehdit ediyor“ görüşünü savunanlar oldukça yüksek.
Araştırmayı yapan bilim insanlarına göre, yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı ve ırkçılık konusunda söz konusu 8 ülke arasında büyük farklılıklar bulunmuyor.
Örneğin 8 ülkede İslam’ın hoşgörüsüz bir din olduğuna inananların oranı yüzde 50’nin üzerinde. Müslümanların çok az olduğu Doğu Avrupa ülkelerinde de aynı şekilde bu görüşün yüksek olması, 11 Eylül saldırısından bu yana İslam’a karşı sürdürülen karalama kampanyasının ne kadar etkili olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Keza aynı araştırma sonucuna göre günümüz Avrupa’sında siyah ve beyaz ırklar arasındaki ayrımcılığın da hala yüksek olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya Almanya’dan katılanların yüzde 30’u siyahlar ve beyazlar arasında doğal bir hiyerarşinin olduğunu, yani beyazların siyahlardan üstün olduğunu savunuyor. Bu oranın çok daha yüksek olduğu ülkelerin başında Portekiz, Polonya ve Macaristan geliyor. İtalya’da ırklar arasında bir hiyerarşinin oluğuna inananlar diğer ülkelere göre daha az (yüzde 18).
Irk ayrımcılığının yüksek oluğu bu ülkelerde, kadın erkek arasındaki ayrımcılığın da yüksek düzeyde olduğu kaydediliyor.

FAŞİST AKIMLARA ZEMİN HAZIRLANIYOR
Bilim insanları, Avrupa ülkelerinde ırkçı akımların son yıllarda güç kazanmasında, halkın büyük sistem partilerinden umudunu kesmesinin önemli bir rolü bulunduğuna dikkat çekerek, göçmenler ve Müslümanlar aleyhine oluşturulan havanın daha çok ırkçıların işine yaradığını ifade ettiler.
Belli başlı Avrupa hükümetlerinin izlediği politikalara bakıldığında, İslam ve göçmen düşmanlığını propagandalarını merkezine koyan bu ırkçı eğilimin önümüzdeki dönemde de güç toplaması sürpriz olmayacak; bunu sınırlayacak olansa, bir yandan işçi hareketi ve toplumsal muhalefetin canlanışı ve bir yandan da ırkçılığa karşı yerli ve göçmen halkın vereceği ortak mücadele olacaktır. (YH)