AB, Libya ve işgal planları

Libya’da halkın Muammer el Kaddafi rejimine karşı başlattığı halk isyanı, ABD, AB ve NATO tarafından bu ülkeyi askeri olarak işgal planlarına dönüştürdü. Gazetemiz baskıya hazırlandığı sırada, Kaddafi’ye ait güçler, daha önce isyancılar tarafından ele geçirilen kentler ve bölgeler birer birer geri alınmaya başlandı. Sürecin nasıl ilerleyeceği; AB ve ABD’nin Kaddafi’nin bütün kentleri ele geçirmesi durumunda bugüne kadarki sert üslubunu sertleştirme yönünde bir tavır belirleyebileceği tahmin ediliyor.

Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde çürümüş krallıklara, diktatörlüklere karşı gelişen halk isyanlarının içine aldığı Libya’da hareket, diğer ülkelerdeki hareketlerden bazı bakımlardan farklılıklar içerirken, hareketin Tunus ve Mısır’da olduğu gibi kısa vadede başarıya ulaşıp ulaşmayacağı belirsizlikleri içinde barındırıyor.
Petrol ve doğalgaz kaynakları bakımından Kuzey Afrika’nın en zengin ve coğrafik olarak da en büyük ülkesi olan Libya’daki Kaddafi rejimi, 40 yılı aşkın bir süredir başta Avrupa Birliği olmak üzere, batılı güçlerle dengeli bir ilişki sürdürüyordu. Ancak, bu ülkenin daha önce açık bir şekilde ABD tarafından hedefe konulması, hatta Kaddafi’nin evinin bombalanması, yakınlarının öldürülmesi Tunus, Mısır… gibi ülkelerin diktatörleri ile Kaddafi arasında bir farklılığı da içeriyordu.
Yani; Hüsnü Mübarek ve Zeynel Bin Ali, açık bir şekilde ABD ve diğer uluslararası güçlerin bölgedeki önemli taşeronları iken Kaddafi, pek çok noktada başına buyruk hareket gedip, gerektiğinde de lafta emperyalizmle kafa tutabiliyordu.
Liderler ve yönetici sınıflar arasındaki bu fark ve esas olarak da ülkelerin içinde bulunduğu somut durum bu ülkelerde ortaya çıkan halk isyanlarının seyrini ve sonucunu önemli şekilde etkilemişe benziyor. Geniş halk kitlelerinin Bin Ali ve Mübarek’e karşı kararlı tutumu aynı zamanda onların arkasındaki emperyalist devletlere karşı da açık bir mesajı. Bu bakımdan halk isyanın önü bütün engellemelere, bastırma girişimlerine rağmen kestirilemedi. Değişim isteğinin yarattığı sonuç, aynı zamanda emperyalizm açısından yeni aktörlerin ortaya sürülmesini zorunlu kılıyordu.

LİBYA’DA TABLO FARKLI
Libya’da da başlangıçta diğer ülkelerle aynı olan geniş kitlelerin talepleri, emperyalizm tarafından bu ülkenin tam olarak ele geçirilmesi, işgal edilmesi için uluslararası arenada kullanılmaya başlanınca, zaman ilerledikçe işler tersine dönmeye başladı. Kaddafi ve ekibi, bir taraftan yoğun bomba yağdırıp şiddet uygularken diğer yanda işgal planlayıcılarının oluşan durumdan yararlanarak kendilerine göre bir rejim kurmak istemelerini yoğun bir şekilde işledi ve isyancıların ülkeyi emperyalist güçlere peşkeş çekmek istediklerini sürekli öne çıkardı ve bu temelde kaybettiği mevzileri birer birer geri almaya başladı.
Gerçekten de Ortadoğu gibi bir coğrafyada, ABD ve diğer batılı ülkelerin desteğini açık bir şekilde arkasına alıp, emperyalizme karşı görünen bir diktatörlüğü yıkmanın zor olduğu Libya’da yaşananlar gösteriyor. Çünkü, halklar ABD ve diğer emperyalistlerin Afganistan, Irak işgalleriyle ülkeleri ne hale getirdiklerini biliyor ve bu yüzden de ülkesinin işgal edilmesine sessiz kalmayacak.
Dolayısıyla, Libyalı isyancıların ve isyan içinde yer alan kabilelerin Kaddafi’yi devirmek için adeta „her yol mubahtır“ anlayışı ters tepmiş görünüyor.

AB’NİN İŞGAL HEVESİ
Bu süreçte Libya’yı işgal etmek isteyen güçlerin başında AB’nin olduğu açık bir şekilde görüldü. Özellikle de Fransa ve İngiltere bu heveslerini hiç gizleme ihtiyacı duymadan, bir an önce askeri bir operasyon için hazırlıkların başlatılmasını talep etti. Halbuki; bugün Kaddafi karşıtlarını konuk eden ilk ülke olarak Fransa, uzun yıllardır Libya ile gayet sıcak ilişkiler sürdürüp, yüklü silah anlaşmaları yapmıştı.
AB’nin bu işgalci hevesi en açık bir şekilde, 11 Mart’ta Brüksel’de toplanan Olağanüstü Zirve’de kendisini gösterdi. Zirvenin sonuç bildirgesinde açık bir şekilde Kaddafi’ye istifa çağrısı yapılırken, askeri müdahale için ise „bütün ihtimaller söz konusu“ ibaresi not düşüldü. Keza, uluslararası kamuoyunda son haftalarda yoğun bir şekilde tartışılan Libya hava sahasının uçuşlara kapatılması da zirvede yoğun bir şekilde tartışıldı ve bunun nasıl mümkün olabileceği ele alındı.
Daha önce Irak ve Yugoslavya hava sahasını kapatma tecrübesine sahip olan emperyalist güçler, bir taraftan bunun için uluslararası bir mutabakatın ve BM’nin onayının olmasını gerektiğinden dem vururken, diğer taraftan ise Libya gibi büyük bir ülkede bunun nasıl olabileceğini tartışmaya başladılar.
Hemen belirtmek gerekiyor ki; hava sahasının kapatılmasına pek çok kesim destek veriyor. Bunlar arasında Avrupa Parlamentosu’ndaki Solu/Kuzey Yeşil Sol (GUE/NGL) grubu üyelerinin de yer alması dikkat çekiyor.

İSYANCILAR İŞGALE KARŞI
Libya’da olup bitenlere bakıldığında ABD, AB ve NATO, Kaddafi’ye karşı halk isyanını bu ülkeyi işgal etmek için sonuna kadar kullanmaya çalışacak ve koşulları oluşturduğunda bundan geri durmayacaktır. Bu yüzden de Libya’nın işgali, Kaddafi rejiminin bütün kentlerde denetimi sağlaması durumunda da devam edecektir. Libya’nın denizden ABD ve diğer ülkelerin savaş gemileri tarafından Akdeniz’den çevrelenmesi de bunun bir işaretidir.
Keza; son isyan Kaddafi rejimine karşı geniş halk kitleleri arasında geniş bir muhalefetin olduğunu ve bu muhalefet hareketinin bundan sonra daha örgütlü bir şekilde devam edeceği de görülecektir. Emperyalizmin desteğini almak için ülke ülke dolaşan, işgale davetiye çıkaran güçlerin fazla şansı bulunmuyor. Hem Kaddafi’ye hem de işgale karşı çıkan güçlerin güç kazanması ise şaşırtıcı olmayacaktır. (YH)

AB YAPTIRIMLARI SERTLEŞTİRDİ

Daha önce Kaddafi’ye askeri ve politik olarak her türden desteği veren Avrupa Birliği (AB), bu kez Kaddafi’nin derhal görevinden istifa etmesi çağrısında bulundu. AB Zirvesi’nde ayrıca 27 AB üyesi ülke temsilcisi, AB genelinde Libya’nın finans gelirlerini dondurmayı kararlaştırdı. Bunların başında AB ve ABD’de pek çok kuruma ortak olan kamu kuruluşu „Libyan Investment Authority“nin (LIA) hisseleri geliyor. Libya devlet fonunun ayrıca İtalya’nın Bank-Austria-Mutter UniCredit ve futbol takımı Juventus Turin’de de hisseleri bulunuyor. Böylece, Libya’nın söz konusu kurumlarda bundan sonra söz hakkı olmayacak.
AB tarafından alınan karar aynı gün Almanya’da da yürürlüğe girdi. Federal Ekonomi Bakanı Rainer Brüderle, Alman Merkez Bankası’nda Libya’ya ait hesaplar ile Alman şirketlerinde bulunan Libya hisselerinin dondurulduğunu açıkladı. Verilen bilgile göre Almanya’da 14 değişik bankada Libya’ya ait 193 hesap bulunuyor. Bunlar arasında Libya Merkez Bankası’nın Deutsche Bank’ta hesabı da yer alıyor.
Dondurma işleminden Libya’nın milyarlarca Euro’sunun etkilendiği ifade edildi. (YH)