Aldatıcı ambalajda ayrımcı yasa

Sevim Dağdelen*

Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer, „zorla evlendirmelerle mücadele“ maskesi takılan yeni yasa tasarısını, „uyum politikasında dönüm noktası“ olarak nitelendirdi.  Fakat burada iyiye doğru bir gidişten söz etmek mümkün değil. Çünkü karşımızda duran tasarı, sağ popülist ve ayrımcı gerekçelerin yasaya dökülmüş halinden ibaret.
Tasarıda yer alan yenilikleri dört başlık altında toplayabiliriz. Buna göre zorla evlendirmelerle mücadele kisvesi altında, evlilik süreleri iki yıldan üç yıla çıkarılıyor, zorla evlendirilerek başka ülkelere kaçırılan eşlerin Almanya’ya dönüşleri kolaylaştırılıyor. Zorla evlendirmeleri cezalandıran yeni bir yasa çıkarılıyor. Diğer değişiklikler arasında da, uyum kurslarına katılımı denetleyen düzenlemelerin sertleştirilmesi, sığınmacıların düzensiz oturumlarının ve zorunlu ikametin yeniden düzenlenmesi yer alıyor.
Yıllardan beri gerçek olmadığı bilinmesine rağmen, „uyum sağlamamakta ayak direyen göçmen“ tablosu yaratılmaya çalışılıyor. Şimdi çıkarılmak istenen yeni yasaya da aynı gerekçe dayanak yapılıyor. CDU/CSU ve FDP, 2011 süper seçim yılında göçmenlerin sırtından bir seçim kampanyası sürdürüyor. Şimdi gündeme getirilen yasa tasarısı da bu bağlamda kullanılmak isteniyor. Yasa, normal prosedüre uyulmadan ve hızlandırılmış bir şekilde, 20 Mart’ta Saksonya-Anhalt’ta gerçekleştirilecek seçimler öncesinde çıkarılmak isteniyor.
Hükümet ortakları yasa tasarısıyla göçmenlerin Almanca öğrenmek istemedikleri, bunun için baskı ve yaptırım uygulamak zorunda olduğu izlenimi yaratmaya çalışıyor. Bu sağ popülist yaklaşımı kanıtlayacak en ufak bir veri yok. Federal Göç ve Sığınma Dairesi Başkanı, göçmenlerin yüzde 1’inin „uyum istemeyenler“ şeklinde nitelendirilebileceğini söylüyor.
Bu açıdan bakıldığında yasaya son anda eklenen ve B1 düzeyinde Almanca bilmeyenlerin oturum izinlerinin en fazla bir yıl uzatılmasını öngören tasarı bir paradigma değişimi olarak görülebilir. Bugüne dek göçmenlerin „sadece“ dil kursuna gidip gitmedikleri denetleniyordu. Oturum izni şimdi Almanca düzeyine bağlı kılınıyor. Ancak bu uygulama göçmenlerle alay etme anlamına geliyor. Çünkü 2010 yılının ilk üç ayında dil kurslarına katılanların yüzde 48,5’i B1 sınavını geçebildi. Katılanların yarıdan fazlası, kursların niteliği yetersiz olduğu için sınavı kazanamadı. Bu yetersizliğin nedeniyse, kurslara ve öğretmenlere gerekli kaynakların ayrılmamasıydı.
Yani bir yanda kurslar için ayrılan kaynaklar kısıtlanırken, diğer yanda yaptırım uygulanmak isteniyor. Uyumu teşvik adına gündeme getirilen bu uygulama, dışlama ve sağcı popülizmden başka bir anlam ifade etmiyor.
Bunu kanıtlayan diğer bir konu da, yeni düzenlemelerin Türkiye vatandaşı göçmenler açısından Avrupa hukukuna aykırı olması. 1980’de yürürlüğe giren Ortaklık Konseyi Sözleşmesi, Türk vatandaşlarının  mevcut haklarında kötüleştirme yapılamayacağını öngörüyor. Bu nedenle oturum iznini zorlaştıran bir uygulama bu sözleşme uyarınca mümkün değildir.
Sol Parti bu nedenler yeni yasa tasarısına karşı çıkıyor. Uyumun gerçekleşmesi için dışlama ve ayrımcılığın son bulması gerekir. Göçmen çocuklarının dil gelişimini iyileştirmek istiyorsanız kreşlerin ücretsiz olmasını sağlamanız gerekir. Göçmen çocukların eğitimdeki başarısını yükseltmek istiyorsanız, 10. sınıfa dek her öğrencinin aynı okula gittiği ve öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarını gözeten eğitim sistemine geçmeniz gerekir. Göçmen gençlerin meslek eğitimlerini tamamlamalarını istiyorsanız, bu alandaki rekabeti ortadan kaldırmanız ve bunun için de meslek eğitim olanağı sunmayan işletmelerden aldığınız ödeneklerden oluşan bir fon kurmanız gerekir. Ve göçmenler arasında artan yoksulluğu ortadan kaldırmak istiyorsanız, 10 Euro asgari ücret sistemine geçmeniz, Hartz IV yardımlarını asgari 500 Euro’ya çıkarmanız gerekir. Uyum için atılması gereken adımlar bunlardır.