Erdoğan ve Kılıçdaroğlu ‚gurbetçi’yi sahiplenme yarışına girdi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da Almanya’da salon mitingleri düzenleyerek vatandaşa seslendi. İki lider de hala „gurbetçi“ gözüyle baktıkları vatandaşa „sahiplenme yarışına girdiler“. Türkiye’deki seçim atmosferini Almanya’ya taşıyan bu etkinliklerin ortak özelliği ise, burada yaşayan Türkiyeli emekçilerin gerçek sorun ve gündemlerinden alabildiğine uzak olmalarıydı.

YÜCEL ÖZDEMİR

Türk filmlerinin galasını Almanya’da yapmak son yıllarda adeta moda haline geldi. Böyle yapınca filme sanki „Avrupai bir imaj“ verilmiş oluyor ve gala  filmin ne kadar başarılı olduğunun kanıtı gibi sunuluyor!
Türkiyeli siyasetçiler de bu modaya ayak uydurdular. 12 Haziran’da Türkiye’de yapılacak genel seçimlerin ‚galasını‘ Almanya’da yaparak, hem hala „gurbetçi“ olarak gördükleri Almanya’daki Türkiye kökenlileri hem de Türkiye kamuoyunu etkileme yarışına girdiler.
Bir hafta arayla Almanya’da salon mitingleri düzenleyen başbakan ve ana muhalefet liderinin „vatandaşı kucaklayan“, „ona sahip çıkan“ tutumları, belki ilk bakışta Almanya’da yaşayan Türkiye kökenli birçok insan arasında olumlu karşılanan, „Helal olsun, gelmişler bize sahip çıkıyorlar“ dedirten bir davranış olarak görülebilir. Hele de Almanya’da ırkçı ve muhafazakar partilerin göç ve göçmenler konusunda izlediği sert ve ayrımcı politikaların son yıllarda ağırlık kazandığı ve göçmenlerde dışlanmışlık hissini arttırdığı bir dönemde…
Ama bu politikacıların ne dediklerine ve bu tür propagandaların göç tarihi içinde ne anlam taşıdığına biraz daha dikkatlice bakıldığında, bu „sahiplenme imajı“nın vatandaşa yarardan çok zarar getirdiği; yaşamını kolaylaştırmaktan çok zorlaştırdığı görülecektir.
Çünkü gerek Başbakan gerekse de Kılıçdaroğlu’nun şovu, Türkiyeli resmi makamların ve egemen politikanın burada yaşayan Türkiye kökenli emekçilere hangi gözle baktığını bir kez daha ortaya sermiştir. ‚Vatandaşa sahip çıkma‘ söyleminin arkasında „gurbetçinin sırtından“ siyasi ve ekonomik rant elde etme hedefi bu şovlarda kendisini açık bir şekilde ortaya koymuştur.

‚EMEK ŞENLİĞİ’NDE SERMAYE ÖVGÜSÜ!
Örneğin; „Göçün 50. Yılında Emek Şenliği“ adlı buluşma çerçevesinde Bochum’da vatandaşlara seslenen Kılıçdaroğlu da Türkiye kökenlilere Erdoğan’ın her gelişinde biçtiği misyonları yüklemekten geri durmamış; salondakilere „bizi AB’ye taşıyacak lokomotifler sizlersiniz“ görevini hatırlatmıştır.
İki politikacı da konuşmalarında „burada yaşayan Türklerin ne kadar önemli yerlere geldiğine“ özel bir vurgu yaptılar; öyle ya, iş adamalarımız milyonlarca Euro ciro yapıyor, sanatçılarımız, futbolcularımız başarıdan başarıya koşuyor, her dalda akademisyenlerimiz, her partide politikacılarımız var…
Bu pembe tablodan çıkardıkları sonuçsa, bu gücün kendi siyasi ve ekonomik hedeflere kanalize edilmesi oluyor!
Başbakan da, yanına DİSK Başkanı ve bazı sendikacıları alarak ‚Emek Şenliği‘ yapan  Kılıçdaroğlu da, bu ülkede yaşayan ve çoktan ‚gurbetçi‘ olmaktan çıkmış Türkiye kökenli emekçilerin, gençlerin, kadınların  gerçek sorun ve gündemlerini ısrarla görmek istemiyorlar.
Örneğin Kılıçdaroğlu, adına Emek Şenliği diyerek düzenlenen etkinlikte, alınterini, emekçileri ‚Yeşil Sermaye mağduru‘ olmak dışında anmıyor; tersine işveren övgüsüne vurgu yapıyor: „Almanya’daki Türkler, 74 bin işletme ile 38 milyar Euro ciro yapıyor. 45 bin üniversiteli öğrenci 950 bin Türkiye kökenli Alman vatandaşı. Bunlar bizi Almanlarla entegre ediyor.“

GERÇEK SORUNLAR GÖRMEZDEN GELİNİYOR
Gerek AKP gerekse CHP liderinin, işçi, işsiz ve yoksul Türkiye kökenli göçmenlerin sorunlarının görmezden gelmeleri elbette tesadüf değildir. Ama onlar da, yıllardır izlenegelen politikanın devamcısı olarak ‚gurbetçiden yarar sağlama‘ derdine düştükleri için ‚gurbetçiyi kucaklayan politikacı‘ olarak görünmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan Almanya’da iş, eğitim, gelecek sıkıntısı çeken yüz binlerce Türkiye kökenli emekçinin, gencin, kadının sorunlarını çözme şansları da bulunmuyor. Çünkü bu sorunların çözüm adresi burası ve buradaki toplumsal mücadeleden başkası değildir.
Bu yüzden Başbakanın verebildiği en büyük vaat, seçim sandığını Almanya’daki konsolosluklara getirmek oluyor. Ki o da daha konuşması biter bitmez Ankara’dan Yüksek Seçim Kurulu’nun aldığı bir kararla ‚fos‘ çıkıyor.
İki liderin konuşmalarındaki bir diğer ortak yan, buradaki vatandaşların 12 Haziran’da kendilerine oy vermelerini istemeleriydi. Seçimlerin kaderini değiştirecek bir oran oluşturmasa da buradaki vatandaşların Türkiye ile bağlarını sıcak tutmak, oraya ait olduklarını unutturmamak açısından önemli bulunduğu için olsa gerek, yıllardır burada yaşayan ve artık geleceğini burada gören insanların bu ülkede oy kullanıp kullanamadığı ise görmezden gelindi haliyle.

YARIM ASIRLIK HESAP
Özetle: Türkiye’nin iki büyük partisi AKP ve CHP’nin bir hafta arayla Almanya’da „seçim galaları“ düzenlemesi ve kendilerine göre mesajlar vermesi, Almanya’ya göçün üzerinden yarım asır geçmesine rağmen, halen Almanyalı Türkiye kökenli göçmenler üzerinde güçlü siyasi emelleri ve planları olduğu anlamına geliyor. Ve öyle görünüyor ki; göç sürecinin evrimine bağlı olarak Türkiye ile zayıflayan, göç edilen ülkeyle ise güçlenen bağlar 50. yılda yeniden teraziye konulup ölçülmek isteniyor.
Siyasal ve ekonomik fayda gereği terazinin bir kefesine yüklenme çabasından geri durulmuyor. Ama akıp giden zaman, yeni nesillerin ortaya çıkmasına bağlı olarak yeniden şekillenen hayat, içinde birçok sorunları, engelleri, gel-gitleri barındırsa da yaşanan ülke ile bağların giderek güçlenmesini zorunlu kılıyor.
Bunu değiştirmeye çalışmaksa akıntıya karşı kürek çekmekten ve buranın bir parçası haline gelen Türkiye kökenli işçinin, gencin, kadının hayatını zorlaştırmaktan başka bir anlam taşımıyor.