Nükleer santraller kapatılsın!

Japonya’da yüzbinlerce insanın evsiz barksız kalmasına neden olan deprem ve tsunamiden sonra milyonlarca insan nükleer felaketle karşı karşıya. Yüzbinlerce insanın İkinci Dünya Savaşı’nda atılan atom bombasının etkilerinden hala kurtulamadığı Japonya’da bu kez milyonlar aynı “kaderle” karşı karşıya kaldı. Düne kadar “en güvenilir” ve “en temiz enerji kaynağı” olarak gösterilen nükleer enerjinin en tehlikeli, en kirli ve en öldürücü enerji kaynağı olduğunu bütün dünya gördü. Birçok ülkede nükleer enerji sorgulanıyor.

Japonya, tarihinin en büyük depremi ve tsunamisinin yaralarını sarmaya çalışırken ülke bu kez dünya tarihinin en büyük nükleer faciasıyla karşı karşıya bulunuyor.

En son verilere göre 9,0 ölçeğinde gerçekleşen deprem ve ardından 10 metre yükseklikte ve 500 km hızla kıyıya vuran tsunami dalgası binlerce insanın ölümüne ve yüz binlercesinin evsiz kalmasına neden oldu.

Depremden sonra ülkenin 54 nükleer santralinden 11’i otomatik olarak kapanırken bunların üçünde ciddi sorunlar olduğu saatler sonra kamuoyuna yansıdı.

Durumun en tehlikeli olduğu tesis ise Fukuşima Nükleer Santrali. Deprem ve tsunamiden en fazla zarar gören Fukuşima santralindeki soğutma araçlarının devre dışı ve acil durum jeneratörlerinin su altında kalması sonucu “denetimli zincirleme reaksiyonu” son bularak “denetimsiz zincirleme reaksiyona” (kutuya bkz.) dönüştü. Böylece santral reaktörlerinde bulunan nükleer çubuklar erime tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Resmi açıklamalara göre Fukuşima santralindeki toplam 6 reaktör bloğunun üçünde patlama ve birinde yangın çıktı. Santrali işleten Tepco şirketinin verdiği bilgiye göre; bir reaktör bloğunun ana zırhı zarar görmüş olabilir. Tepco, santralde bulunan son 50 çalışanın da artan radyasyon nedeniyle tahliye edildiğini ve artık reaktör bloklarına helikopter ile havadan su nakliye edileceğini açıkladı.

600 BİN KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ

Fukuşima santralinin bulunduğu bölgenin önce 10 daha sonra 20 kilometre çevresinde yaşanlar tahliye edilirken 30 kilometreden itibaren çevrede yaşayanların ise evden çıkmamaları tavsiye edildi. Japon hükümetinin verdiği bilgiye göre 240 bin kişi söz konusu bölgeden tahliye edilirken, deprem nedeniyle evsiz kalanlarla birlikte tahliye edilenlerin sayısı 600 bin civarında.

Ancak şimdiye kadar önlenilmeye çalışılan fakat başarısız olunması nedeniyle başlayan “denetimsiz zincirleme reaksiyonunun” devam etmesi ve çubukların erimesi durumunda milyonlarca insanın tahliye edilmesi gerekecek. 35 milyon insanın yaşadığı başkent Tokyo’nun Fukuşima santraline 240 kilometre uzaklıkta olduğuna dikkat çeken uzmanlar, “Fakat bu kadar kısa bir süre içinde ne bu kadar insanı tahliye edebilecek araca nede sığınağa sahip değiliz” görüşünü savundular.

HALKA GERÇEĞİ SÖYLEMİYORLAR!

Diğer yandan hükümet ve Tepco’nun sınırlı enformasyon politikasına karşı ülke içinde tepkiler artıyor. Başbakan Naoto Kan ve Tepco şefleri, yaptıkları açıklamalarda radyoaktif sızıntının düşük olduğunu ve durumun kontrol altına alındığını ileri sürerlerken devlete bağlı televizyon kanalları, yayınlarının önemli bir bölümünü korunma yöntemlerine ayırmış bulunuyorlar.

Çeşmeden su içmeme, kısa kollu elbiseyle dışarıya çıkmama gibi uyarıların da yapıldığı televizyonlarda halkın tepkilerine de yer veriliyor. Hükümeti ve yetkili firmayı gerçeği söylememekle suçlayan insanlar, “Bize tüm gerçeği söylemek yerine adım adım felakete hazırlıyorlar” görüşünü savunuyorlar.

Özellikle Tepco firmasına tepkili olan Japon emekçileri, televizyon kameralarına bu şirketin geçmişte de sürekli kazaları gizlediği, gerekli önlemleri almadığını söylediler. (YH)

Sekiz AKW kapatıldı!

Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunaminin ardından başlayan nükleer felaket, nükleer enerjinin kullanıldığı bütün ülkeleri de etkiledi. Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde hükümetlerin izlediği enerji politikasını protesto eden ve atom santrallerinin derhal kapatılmasını talep eden gşsteriler düzenlendi.

ATOM ANLAŞMASI ASKIYA ALINDI

Geçtiğimiz yıl Almanya’nın dört büyük enerji tekeli EON, RWE, Vattenfall ve ENBW ile nükleer santrallerin işletme sürelerinin ortalama 12 yıl daha uzatılması yönünde yapılan bir anlaşma, hükümet tarafından Pazartesi gününden itibaren üç ay süreyle askıya alındı. 30 yıldan daha önce inşa edilen 7 nükleer santralin derhal kapatıldığını açıklayan hükümet yetkilileri

Japonya’da yaşananları görmezden gelemeyeceklerini ve hiçbir şey olmamış gibi gündelik işlere devam edemeyeceklerini açıkladılar.

Başbakan Angela Merkel yaptığı açıklamada bütün nükleer santrallerin teknik ve güvenlik önlemleri açısından gözden geçirileceğini söyledi. Almanya’nın yenilenebilir enerjiye geçme kararı aldığını hatırlatan ve “Biz nükleer enerjiyi sadece yenilenebilir enerjiye geçiş köprüsü olarak görüyoruz” diye konuşan Merkel, “Tabi sadece Almanya’nın nükleer enerjiden vazgeçmesi söz konusu olmaz, bu sorunu uluslararası alanda düzenlemeliyiz” dedi. Merkel ayrıca Almanya’nın nükleer tesislerinde aldığı önlemlerle birçok ülkeye örnek olduğunu da ileri sürdü.

SEÇİM TAKTİĞİ

Başta çevre örgütleri ve muhalefet partileri olmak üzere değişik çevreler hükümeti, önümüzdeki haftalarda yapılacak eyalet seçimleri nedeniyle göstermelik önlemler almakla eleştirdiler. Nükleer enerjinin denetlenmesinin mümkün olmadığı Japonya’daki facia ile bir kez daha ortaya çıktığı vurgulanırken, “Almanya sözde güvenli nükleer tesisleriyle örnek olması yerine yenilenebilir enerjiye yönelimiyle diğer ülkelere örnek olması” talep edildi.

Daha önce atom lobisiyle imzalanan sözleşmenin tümden feshedilmesini talep eden çevre örgütleri, “Sözleşme atom tekellerine 20 milyar Euro ek kar sağlamak için imzalandı. Almanya’nın enerji ihtiyacı çok rahat farklı kaynaklardan sağlanabilir” görüşünü savundular.

Aslında basit bir yöntem..

Nükleer enerji kazanımı aslında çok basit (!) bir yöntemle gerçekleşiyor. Atomlardan enerji kazanmak için, atom çekirdekleri nötronlarla çarpıştırılıyor ve atomun çekirdeği parçalanıyor. Bu işlem (Fisyon) sayesinde ortaya enerji ve radyoaktif ışınlar çıkıyor. İşlem esnasında her atom çekirdeğinin parçalanmasında iki ila üç yeni nötron oluşuyor. Bu nötronlar, parçalanmak için reaktör çubuğuna yerleştirilmiş diğer atom çekirdeklerine çarpıyor. Böylece “denetimli zincirleme reaksiyon” oluşuyor. Değişik soğutma sistemleri ve kimyasal bileşimlerle sürece müdahale edilerek “denetimli zincirleme reaksiyonu” sürdürülüyor, gerektiğinde nötronlar çekilerek sonlandırılıyor. Soğutma sistemlerinde ve kimyasal bileşimin reaktöre girişinde oluşan bir hata sonucu “denetimli zincirleme reaksiyon” son buluyor ve “denetimsiz zincirleme reaksiyon” başlıyor. Böyle bir durumda ise plütonyum veya uranyum atomlarının yerleştirildiği çubuklar kısa bir süre içinde bin dereceden fazla bir ısı oluşturuyor ve soğutma için reaktörde bulunan su kendi içinde hidrojen ve oksijen olarak ayrışıyor ve dolayısıyla son derece etkili bir patlayıcı gaz oluşuyor. İlk etapta bu gaz patlıyor ve reaktörün dış güvenlik zırhı parçalanıyor. Bu arada soğutulamayan nükleer çubuklar 2000 dereceden fazla bir ısıya ulaşarak eriyor ve asıl zırhı eritip, nükleer bir lav halinde toprağa karışıyor. Bu bileşim yeraltında suya kavuştuğu an çok güçlü bir patlama (yanardağlarda lavın suya ulaşması durumunda olduğu gibi) yaşanıyor ve radyoaktif dalgalar çevreye yayılıyor.

Nükleer enerjinin çözülmeyen sorunları:

1- Radyoaktif maddeler genel olarak tehlikeli olmalarının yanı sıra zehirliler!

Plütonyum yüksek derece radyoaktif ışın salgılamasının yanı sıra en zehirli maddelerden biridir, birkaç miligram öldürücü etkiye sahip. Radyoaktif maddeler yaşayan bütün hücrelerin yapısını bozar ve kanser türü hastalıklara, ölüme neden olur. Radyoaktif maddeler, sermaye yanlısı bilimcilerin de kısa bir süredir kabul ettiği gibi, tahmin edilenden daha tehlikeli olup, “insanlar için alt sınır” diye bir sınır yoktur.

2- Nükleer santrallerin yakıt ihtiyacı

Doğada uranyum kaynakları sınırlıdır; şuan dünya çapında aktif olan 440 nükleer santralin ihtiyacı için ancak 40-60 yıl arası bir kaynak mevcuttur. Yani Atom enerjisi sınırsız değildir. Uranyumun kazanılması, kullanıma hazırlanması ve gerekli yerlere sevkıyatı kendi başına çok tehlikelidir. Çünkü her işlemde çevreye radyoaktif ışınlar saçılıyor. Ve bu süreçte yaşanan kazalarla çevreye (doğaya ve insanlara) verilen zarar artıyor.

3- Nükleer santrallerin işletilmesi sürekli bir risktir!

Kazalar, atom teknolojisinin kullanımının üzerinde Demoklesin kılıcı gibi sallanmaktadır. Çernobil ve Harrisburg santrallerinde yaşanan kazaların etkileri hala sürüyor. Bunun yanı sıra birçok nükleer santralde çok sayıda “küçük” kaza olmasına ve radyoaktif sızıntı gerçekleşmesine karşın sermaye ve hükümetleri bunları genellikle kamuoyundan gizliyorlar. “Normal” çalışan nükleer santrallerin çevresinde başta kan kanseri olmak üzere birçok kanser türü genel ortalamanın üstünde olduğu değişik araştırmalarda kanıtlanmıştır. Kuzey Almanya’da “Elb-Marsch Lösemisi” (kıyılarında nükleer santrallerin bulunduğu iki akarsu) tanımlamasının tıp diline geçmesi tehlikenin boyutun gösteriyor. İstatistikçiler yaptıkları hesaplarda bir nükleer santralde çekirdek erime riskinin 10 bin yılda 1 olduğunu ortaya koyuyorlar. Halen 440 nükleer santralin aktif olduğu göz önüne alındığında bu risk 23 yıla düşüyor!

4- Nükleer atıklar; Çözümü yok!

Nükleer santrallerde kullanılan uranyum veya plütonyum belli bir süre sonra işlevini yitiriyor ve enerji üretiminde kullanılmaz hale geliyor. Fakat geri kalan nükleer atıklar son derece tehlikeli olduğu için büyük bir itinayla korunmak ve depolanmak zorundalar. Atıklar onbinlerce yıl daha etrafa ışın yaymaya devam ediyor. Fakat dünyanın hiçbir yerinde bu tür atıkların süresiz depolanabileceği bir yer yok! Bütün nükleer atıklar “geçici depolarda” biriktiriliyor. Bunlardan bazıları, örneğin Almanya’nın Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki Asse I ve II deposunda (kullanılmayan tuz madeni) olduğu gibi, su sızıntıları ve göçmelerle çevreye son derece zarar vermekte. Ayrıca sadece araştırma yapma üzerine kurulan birçok santral yıllar önce kapatılmasına karşın (Jülich KFA) atıkların depolanma sorunu çözülmediği için çürümeye terk edilmiş bulunuyor. Söz konusu atıklardan atom bombası vb. tür atom silahları yapılabilir. Bu aynı zamanda bugün nükleer enerjiyi sivil ihtiyaçlar için kullanan bütün ülkelerin rahatlıkla atom silahı üretebileceği anlamına geliyor!

Atom santrallerine tepki yağdı

Japonya’da yaşanan deprem ve tsunamiden sonra atom santrallerinde meydana gelen felaket üzerine, Almanya’da onbinlerce atom karşıtı sokağa çıkarak, nükleer santrallerin kapatılmasını talep etti.

14 Mart günü 450 kent ve kabasabada yapılan uyarı nöbeti ve eylemlere 110 binden fazla insan katıldı. Nükleer karşıtı „Ausgestrahlt“ inisiyatifinin sözcüsü Jochen Stay, “Hareketin tarihinde nükleer santrallere karşı ilk kez bu kadar insan, bu kadar kısa sürede eylemler için harekete geçti” dedi.

Berlin’de Başbakanlık binası önünde yapılan eyleme SPD Genel Başkanı Sigmar Gabriel, Yeşiller Meclis Grubu başkanları Renate Künast ve Jürgen Trittin, Sol Parti Eşbaşkanı Gesine Lötzsch, Meclis Grubu Başkanı Gregor Gysi, Berlin Belediye Başkanı Klaus Wowereit, DGB Başkanı Michael Sommer de katıldı.

Bir çok kentteki eylemde “Japonya halkı ile dayanışıyoruz, atom santralleri hemen kapatılsın” pankartları açılırken, daha önce meydana gelen nükleer kazalardan ders alınması istenerek, “Harrisburg 1979, Çernobil 1986, Fukuşima 2010-Ne zaman anlaşılacak” denildi.

Enerji tekelleri, belediyeler, hükümet binaları ve parlamentolar önünde yapılan eylemlerde, Federal Hükümet’e en kısa zamanda atom santrallerini kapatma kararı alması çağrısı yapıldı.

60 BİN KİŞİLİK ANTİ-ATOM ZİNCİRİ

On binlerce atom enerjisi karşıtı, Federal ve eyalet hükümetin atom enerjisi politikalarını protesto ve santrallerin hemen kapatılması talebi ile Baden Württemberg  Eyalet Meclisi önünden (Stuttgart),  AKW Neckarwestheim/ Heilbronn da bulunan Atom santralinin önüne kadar yaklaşık 45 kilometrelik insan zinciri oluşturdular.

Bund, .ausgestralt ‚ Compackt, Naturfreunde Robin Wood gibi çevreci örgütler tarafından çağırı yapılan ve sendikaların yanı sıra çeşitli demokratik kurum ve kuruluşlar tarafından desteklenen “Atomdan çıkışı kendi ellerimize alalım” sloganı ile gerçekleştirilen eylemde, yapılan konuşmalarda Japonyadaki gelişmelere de değinilerek, “işte korkumuz ve dile getirmek istediğimiz budur. Almanya’da da benzer şeylerin yaşanmayacağının garantisini kime verebilir. Santrallerin derhal kapatılmasını talep ediyoruz” denildi.

Atom santrallerini kapatılması talebiyle Köln’de de yaklaşık 2 bin kişi, Dom Kilisesi önünden Rudolfplatz’a yürüyerek hükümetin enerji politikasını protesto etti.

Nükleer santrallere karşı Almanya 26 Mart Cumartesi günü bir kez daha sokağa çıkacak. (YH)