Almanya Libya’da neden çekimser kaldı?

Eski „Batı Bloğu“ ülkelerinin çoğu aynı cephede yer alarak askeri saldırı için el kaldırırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesi olarak Almanya ise, Rusya, Çin, Brezilya ve Hindistan’la birlikte çekimser oy kullanmayı tercih etti. Başbakan Angela Merkel ve Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Libya’ya karşı başlatılan askeri saldırıda hiç bir Alman askerinin görev almayacağına dikkat çekerken, Kaddafi rejiminin devrilmesi için ise elinden geleni ardına koymuyor. Bu nedenle, Libya’da Almanya tarafsız değil, sadece askeri olarak sürece katılma konusunda çekimser bir tavır almayı kendi çıkarlarına uygun görmüştür. İşin bir başka yönü ise, mevcut hükümetin bu çekimser tavrının, bir zamanlar sözde savaş karşıtı olan Yeşiller ve sosyal demokratlar (SPD) tarafından eleştirilmesi oldu.
Her iki parti de, Merkel’in „çekimser“ tutumuyla, Kaddafi’ye karşı başkaldıranları yüzüstü bıraktığını ve Almanya’yı uluslararası politikada izole ettiğini ileri sürüyor. Bu görüşü savunanların başını çeken Yeşiller’in ‚ruhani lideri‘ eski Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, eleştirinin dozajını biraz daha artırarak, Merkel’in Fransa, İngiltere ve ABD ile birlikte askeri operasyona katılmamasını „skandal bir durum“ olarak ilan etti.
Afganistan ve Yugoslavya işgallerinin baş savunucusu olan Fischer ve arkadaşları, Alman sermayesinin çıkarlarına bağlı olarak Irak işgaline karşı çıkmış, eski savaş karşıtı söylemi yeniden hatırlamış ve bunun üzerinden oy avcılığı yapmıştı.
Bir zamanlar aynı söylem ve gerekçelerle Yeşiller (Fischer) ve SPD (Schröder), Irak’ın işgaline karşı çıkmış, muhalefet partileri CDU/CSU (Merkel) ve FDP (Westerwelle) de aynı gerekçelerle bu tutumu „skandal“ ve „Almanya’yı uluslararası diplomasiden izole etmek“ olarak değerlendirmiş ve savaş çığırtkanlığı yapmıştı.
Dolayısıyla, 2003’teki Irak işgali öncesindeki tavır konusunda bir kıyaslama yapıldığında, Almanya dış politika stratejisi bakımından eski ekseninde duruyor.
Benzer durum, hükümet değişikliklerine rağmen İspanya, İtalya, Hollanda, Belçika.. gibi AB ülkeleri için de geçerli. Irak işgaline destek veren, asker gönderen ülkelerin çoğu bugün de Libya’ya karşı başlatılan savaşta aynı tutumunu sürdürüyor. Bir tek Fransa hariç.
Irak işgali öncesiyle bir kıyaslama yapıldığında, Libya saldırısıyla birlikte Fransa, dış politika denklemi açısından Almanya-Rusya ekseninden kopmuş, Anglosakson (ABD-İngiltere) eksenine kaymıştır.
Kılı kırk yaran Alman diplomasisinin Libya konusunda çekimser kalması boşuna değildir. Kaddafi’nin kolay ve sorunsuz bir şekilde devrileceğine, yerine bölgedeki çıkarlarını olduğu gibi bir yönetimin kısa süre içinde kurulacağına inanmayan ya da bölgedeki çıkarları gereği buna pek ‚inanmak istemeyen‘ Almanya, bu yüzden de „askeri operasyonun gerekçeleri bizi ikna etmedi“ diyerek işin içine daha fazla girmemeyi tercih etti.
Bunda elbette Almanya’nın Kaddafi rejimi ile yüklü ticari anlaşmaları da büyük bir rol oynuyor. Germany Trade & Invest tarafından hazırlanan rapora göre; Almanya, Libya ile hem ihracat hem de ithalat bakımından İtalya’dan sonra ikinci ülke konumunda. Libya’nın çıkardığı petrolün alıcılarının başında İtalya (yüzde 38), Almanya (yüzde 15), İspanya (% 9), Türkiye (% 6), Fransa (% 6) ve ABD (% 5) geliyor.
Operasyon idare merkezi Almanya’da
Almanya, işgaline katılmayacağını, asker göndermeyeceğini söylemekle birlikte, Libya’ya karşı açılan savaşın üssü oldu. Fransa, İngiltere ve ABD tarafından gerçekleştirilen bombalamalar Almanya’nın Suttgart kenti yakınlarında bulunan Möhringen’deki ABD Askeri Birlikleri Afrika Koordinasyon Merkezi AFRİKOM koordine ve kumanda edildi. Bu merkezden Libya dışındaki Afrika kıtasındaki ülkelere yönelik ABD ordusunun faaliyetleri komuta ediliyor.
2007″de George w. Bush tarafından kurulan AFRİKOM ile ABD asıl olarak Afrika kıtasındaki petrol yataklarını kontrol altında tutmak istiyor.
Avrupa’daki ABD askerlerini yönlendirmek üzere kurulan EUCOM’un merkezi de Stuttgart’ta bulunuyor. Yugoslavya, Afganistan ve Irak işgalleri sırasında EUCOM kullanılmıştı.
Böylece, Almanya bir taraftan Libya’nın işgaline katılmazken, diğer taraftan topraklarından Libya’ya karşı açılan savaşın sevk ve idare edilmesine de engel olmadı.

LİBYA

Yaklaşık 6,5 milyon nüfusu olan Kuzey Afrika’nın en büyük ülkelerinden Libya, asıl olarak Berberlerin anayurdu. Ülke 641-644 yılları arasında Araplar tarafından işgal edildikten sonra 16. yüzyılda İspanyolların eline geçti. 1551’de ise bütün Libya Osmanlının denetimi altına girdi. 1911-12 yılları arasında yaşanan Osmanlı-İtalyan savaşından sonra Libya, bu kez İtalya tarafından sömürgeleştirildi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ise Libya toprakları İngilizlerle, İtalya-Almanya ittifakı arasındaki Kuzey Afrika Savaşı’na sahne oldu. Ancak, İtalyan ve Alman orduları 1943″te Libya’da bozguna uğradı. Savaştan sonra, 1951 yılına kadar Libya doğrudan Birleşmiş Milletler tarafından idare edilen bir bölge oldu. 1951’de bağımsızlığın ilan edilmesiyle kurulan monarşinin başına 1. Kral İdris getirildi.
1959 yılında Libya topraklarında zengin petrol kaynaklarının bulunmasıyla, ülke uluslararası alanda büyük değer kazandı.
Ülkedeki açlık, yoksulluk ve sefaletin arttığı bu yıllarda başını albay Muammer Kaddafi’nin çektiği ekip, 1 Eylül 1969’da Kral İdris’e karşı bir darbe gerçekleştirdi. Kral ve kraliçe Mısır’a sürgüne gönderildi.
Arap milliyetçiliğinin sesi olan Kaddafi, o dönem SSCB’ye yakın durmaya özen gösterdi. Darbeden sonra ülkenin adı Libya Arap Cumhuriyeti olarak, 1977’te ise İslami-Sosyalist Halk Cumhuriyeti olarak değiştirdi.
1979’da ise Kaddafi, bütün görevlerinden istifa ederek kendisini „devrim lideri“ olarak ilan etti.
Böylece seçimle yeni bir liderin işbaşına gelmesini de engellemiş oldu. Kendisini Arap ve Müslüman dünyasının lideri olarak ilan eden Kaddafi, ABD ile sürekli kavgalı bir politika izledi.
1986 yılında, Berlin’deki La Belle diskoteğinin bombalanmasının arkasında Libya’nın olduğunun ortaya çıkmasından sonra, ABD hava kuvvetleri Trablusgarp ve Bingazi’yi bombaladı. Bombalama sırasında Kaddafi’nin evlatlık kızı Hana da hayatını kaybetti.
1988’in sonunda ise Amerika’ya ait bir yolcu uçağına yapılan ve 170 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıdan sonra Libya’ya karşı uluslararası yaptırım kararı alındı.
Irak’ın işgal edilmesine karşı çıkan Kaddafi, 11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin Afganistan’a yaptığı saldırıyı ise anlayışla karşıladı..

Almanya, Afganıstan’a yoğunlaşıyor

Libya’ya yönelik işgale karşı çekimser oy kullanan ve hiç bir asker göndermeyeceğini açıklayan Almanya, Afganistan’da bulunan NATO güçlerinin yükünü hafifletmek ve bu güçlerin Libya’ya kaydırılmasına imkan sağlamak için Afganistan’a daha fazla hava gücü gönderme kararı aldı.
Bakanlar kurulu, Afgan hava sahasının denetlenmesi için NATO’ya bağlı AWACS uçaklarını kullanmak üzere 300 askerin daha gönderilmesine karar verdi. Karara anamuhalefet SPD de destek verdi.
Diğer taraftan Almanya, Libya’ya askeri müdahelenin komutasını üslenen NATO’ya asker vermeyeceğini ve Akdeniz’deki savaş gemilerini kullandırtmayacağını bildirdi.  (YH)