Gerçeklerin üstü örtülüyor

Atom santrallerindeki kazalar sonucu ortaya çıkan felaketlerin ardı arkası kesilmiyor. Hükümetlerin ve Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun verdiği bilgilere bakarsanız tehlike abartılıyor ve panik yayılıyor. Atom Savaşına Karşı Uluslararası Doktorlar Birliği/ Toplumsal Sorumluluk Taşıyan Doktorlar (IPPNW) örgütü Almanya Seksiyonu üyesi ve Herford Çocuk Hastanesi eski başhekimi Dr. Winfried Eisenberg, bu konudaki sorularımızı cevaplandırdı.

SÖYLEŞİ SEMRA ÇELİK
Çernobil’in üzerinden 25 yıl geçti, yeni bir atom felaketiyle karşı karşıyız. Çernobil’de neler olmuştu ve bugüne uzanan sonuçları nelerdi?
26 Nisan 1986 gecesi atom enerjisinin sivil kullanımı için üretim yapan Çernobil Atom Santrali’nde dünyanın en büyük atom felaketlerinden biri gerçekleşti. Hiroşima ve Nagazaki’de yayılan nükleer ışınlardan çok çok fazlası doğayı zehirledi. İşletmenin rutin kontrolü için üretimden çekilmesi sürecinde ortaya çıkan patlama sonrası, 6 Mayıs’a kadar nükleer ışınlar yayıldı. Reaktör 4’teki kaza nedeniyle başta Ukrayna, Beyaz Rusya’nın güneyi ve Rusya’nın sınır ülkeleri olmak üzere tüm Avrupa ve Asya’nın önemli bir bölümünde atmosfer zehirlenmiş oldu. Aradan 25 yıl geçmesine rağmen hala birçok insan nükleer ışınlar nedeniyle kansere yakalanıyor, hastalanıyor ve ölüyor. Troid Bezi ve kan kanseri dışında kanser olmayan birçok hastalık da var. Bağışıklığın azalması, kalp, damar hastalıkları, şeker hastalarının sayısının artması, beyinde ortaya çıkan değişik hastalıklar ve erken yaşlanma en fazla görülen sonuçlar. Sakat doğumlardaki artış da dikkat çekici. Nükleer ışınlara bağlı olarak genetik bozuklukların da kuşaktan kuşağa aktarılması bekleniyor. Almanya’da hala doğada kendiliğinden yetişen mantarların ve yaban domuzlarının radyoaktif ışınların etkilerini taşıdığı saptanmış durumda. Polonya, Finlandiya, İsveç, Güney Almanya, Avusturya ve Türkiye’nin kuzey bölgelerinde 1986-1988 yılları arasında Çernobil kazasına bağlı olarak 10 binden fazla sakat doğum oldu. 5 bin bebek doğumlarından çok kısa süre sonra öldü.
Peki Fukushima’da neler oluyor?
Fukushima felaketi ise Japonya’daki deprem ve tsunami sonrasının bir ürünü. Atom santrali, Richter Ölçeği’ne göre 8 dereceli bir depreme dayanıklı olarak inşa edilmişti ancak son deprem 9 ölçeğinde oldu ve reaktörün soğutulmasını sağlayacak pompalar çalışamaz hale geldi. Bildiğiniz gibi problem hala çözülmüş değil ve atmosfere, yeraltı su kaynaklarına radyoaktif ışınlar yayılıyor. Atom santralini soğutmak için kendi yaşamlarını riske sokan 50 yiğitten söz ediliyor. Bu saygıdeğer kişiler yaşamlarını riske sokmuyor, kendilerini kurban ediyorlar. Ama atom santralleri kapatılmadığı sürece halkın sağlığı tehlikede olacağından bu kişiler aslında kazalar sonrası ölen binler gibi kendilerini atom tekellerine kurban vermiş oluyorlar.

IPPNW olarak halkın yeterli ve doğru bilgilendirilmediği eleştirisini getiriyorsunuz…
Atom enerjisinin elde edilmesi sırasında oluşan reaksiyonların kontrol dışına çıkmasıyla yaşamın tehlikeye girdiği bilinmesine rağmen atom santrali işleten ülkelerin enformasyon politikası bu tehlikeyi küçümseme ve atom tekellerinin çıkarlarını savunma içerikli. Felaketlerden ders çıkarıp santralleri kapatmak yerine, halkı sakinleştirmeyi hedefleyen bir bilgilendirme yapılıyor. Bunun nedeni atom tekellerine bağımlılık ve onlarla halkın zararına imzalanan ’suskun kalma sözleşmeleri‘. Aynı enformasyon politikasını Dünya Sağlık Örgütü de sürdürüyor. Bu, Çernobil’de de, daha önceki Windscale (1957, İngiltere), Harrisburg (1979, ABD) atom santrali kazalarında da böyleydi. Uluslararası Atom Lobisi (IAEA), ülkeleri ve WHO’yu rehin almış durumda. 1959 yılında imzalanan bir sözleşme, hükümetlerin ve Dünya Sağlık Örgütü’nün atom tekellerini korunmasını ve santrallerin yaydığı nükleer ışınlar konusunda sessiz kalmasını zorunlu kılıyor. Alman hükümeti de halkı tehlikenin boyutu ve gelecek kuşaklara kadar uzanacak olan sonuçları konusunda eksik ya da yanlış bilgilendiriyor.
IPPNW ne istiyor?
IPPNW olarak bu ’susturma sözleşmesi’nin iptal edilmesini, halkın tehlike ve sonuçları konusunda hükümetler ve WHO tarafından en doğru ve en geniş şekilde bilgilendirilmesini talep ediyoruz. IPPNW, atom santrallerinin kayıtsız şartsız ve hemen kapatılmasını, enerji üretimin yüzde yüz yenilenebilir enerji kaynaklarıyla yapılmasını talep ediyoruz. Bunun gerçekleşmesi ancak halkın doğru bilgilendirilmesi sonrası karşı karşıya olduğu tehlikeyi görmesi ve milyonlar olarak harekete geçmesiyle olacaktır.