Sadako’nun turnaları

Orhan Demirel
Şu günlerde, „en güvenilir standartlarda üretilen ve temiz enerji kaynağı“ olarak sunulan nükleer enerji santrallerinin en tehlikeli, en kirli ve en öldürücü enerji kaynağı olarak, börtü böcekten kuşlara, balıklara ve tüm insanlığa verdiği zarara tanık oluyoruz bir kez daha.
Daha ABD’nin Nagazaki ve Hiroşima’ya attığı atom bombasının yaraları kapanmamış ve Çernobil, çay yaprağında damla damla yüreklerimize akıp acıtırken, Harrisburg ve hiç sözü bile edilmeyen santrallerdeki sızıntılar içteki kurt gibi yaşamı ağır ağır kemirirken şimdi de Fukişima… yalnızca şu an var olanı değil, yeryüzündeki canlı varlıkların tümünü, geleceği ve yeni nesilleri de tehdit ediyor.
Varsın faciaların ardında kimileri ekranlar karşısına geçip çay yudumlayarak, kimileri de su içerek santralleri aklamaya çalışsın, hatta en zekileri „Aygaz tüpüyle“ kıyaslayadursun! Kapitalistlerin karı uğruna sadece canlılar mı tehdit altında. Hayır, Sadako’nun kağıttan turnaları da yok olma tehdidiyle karşı karşıya…!
Acı ama gerçek; henüz İkinci Dünya Savaşı’nda atılan atom bombasının etkilerini hala üzerinde taşıyan Japonya’da bu kez milyonlar, Japon sermayesinin inşaa ettiği nükleer santral nedeniyle aynı „kaderle“ karşı karşıya kaldı. Sadece Japonya mı, hayır! tüm insanlık bu tehdit altında yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Fukuşima santralindeki patlamalarla ortaya çıkan enerji ve radyoaktif ışınların Pasifik’te insan yaşamı için var olan ve normal kabul edilenin bir milyon katı aşmış durumda olduğu ifade ediliyor.
Bir taraftan doğal felaketler ve bunlara karşı nasıl korunacağı üzerine yapılan tartışmalar sürerken, bir yandan da kar uğruna gerekli önlemler alınmadığı için doğal olmayan felaketler birbirini izliyor.
Enerji ihtiyacı çok rahatlıkla (halk için rahat, enerji şirketleri içinse maliyetli!) farklı kaynaklardan (güneş, rüzgar, hidrojen, hidroelektrik ve jeotermal vb.) sağlanabilirken, büyük risk taşıyan nükleer enerji üretiminin nelere malolacağı Japonya’daki facia ile bir kez daha kanıtlandı.
Ve aklı selim insanlar hemen her ülkede, zaman kaybetmeden, yaşamı tehdit eden nükleer santrallerin kapatılarak yenilenebilir enerjiye yönelinmesi istiyorlar haklı olarak.
26 Mart’ta Berlin, Hamburg, Münih ve Köln’de alanları dolduran 250 bin Sadako’nun turna kuşu; Hans’ı, Günter’i, Doğa’sı, Can’ı, Çiğdem’i Özlem’iyle her renkten her yaştan, yaşamı savunanlar hep bir ağızdan, ‚Yeter artık yaşamı zehirlemeyin… Atom santralleri kapatılsın, hemen şimdi“ diyerek, kağıttan turna değil ama üzerinde ‚huzur‘ yazılı balonlar uçurdular…
Ancak dünyayı güçleri oranında yeniden ve yeniden paylaşmak için yarışan güçler, insanlığa kulağını tıkamış, dizginsizce yoluna devam ediyor.

SADAKO’NUN KAĞITTAN TURNALARI

Sadako Sasaki, Hiroşimalı binlerce küçük kızdan biri. 1945’te ABD’nin attığı atom bombası Hiroşima’daki evlerinin bir mil uzağında patladığında iki yaşındadır henüz. Bombadan yara almadan kurtulur. Üstelik çok sağlıklı görünüyordur. Günü geldiğinde okula başlar okulun spor takımına dahi kaydolur. Yaşam dolu Sadako kendi kabına sığamadığı için çevresinin de dikkatlerini üzerinde toplar afacanlığıyla. Ancak 12 yaşına geldiğinde Atom bombasının yaydığı radyasyon sonucu o kabına sığmaz çocuğun birden bire yaşamı değişir, hastaneye kaldırılır.
Okul arkadaşları her gün hastaneye ziyarete geldiklerinde yaşam dolu Sadako’yu ya hastane koridorlarında oynarken ya da başka hastaların yardımına koşar bulurlar.
Doktorlar, Sadako’ya ‚atom bombası hastalığı‘ adı verilen kan kanseri teşhisi koyarlar ve sayılı ömrü kaldığı tesbit edilir.
Bunu Sadoka’ya söylemeye dili varmayan doktoru, bir sınıf arkadaşının Sadako’ya getirdiği turna kuşu hediyesinden esinlenerek eski bir Japon efsanesini hatırlar.
Hastanedeki 80 yaşındaki bir başka kanser hastasının da yardımını alarak, Sadoka’ya, eğer kağıttan bin turna kuşu yaparsa kurtulacağını söyler. Sadoka’ya bol bol kağıt ve bir makas verirler ve Sadoka, yeniden sağlığına kavuşmak için heyecanla turna kuşu kesip katlamaya başlar. Yaptığı her kuşla konuşmayı da ihmal etmez, ‚kanatlarınıza huzur yazacağım ve dünyanın her yerine uçacaksınız‘ der.
Ancak küçük Japon kızın kısacık yaşamı 1000 turnayı katlamaya yetmez. 25 Ekim 1955 günü 644 kâğıttan turnayı, 645’e tamamlayamadan ölür. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler.
Postacılar Sadako öldükten sonra, aylar boyunca, diğer çocukların yapıp yolladığı kâğıttan turna kuşu taşırlar hastaneye, bu turna kuşlarının sayısı milyonlara ulaşır. Bu kuşlar şimdi Japonya’da bir müzede sergileniyor.
O günden bu yana turna kuşu barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesi olur.
Arkadaşları Sadako’nun ve atom bombasından ölen bütün çocukların anısına bir anıt hayal etmeye başlarlar. Gençler ülkenin her yanında bu proje için para toplar. Sonunda hayalleri gerçek olur ve 1958’de Hiroşima’da Barış Parkı’nda Sadako’nun anıtı törenle açılır.
Ve her 6 Ağustos’ta dünyanın dört bir yanında çocuklar, yaptıkları kâğıttan bin turna kuşlarını Sadako’nun Hiroşima’daki anıtına gönderirler.