Yunanistan satışa çıkartıldı!

Yunanistan’ın „ev ödevlerini yapmak üzere doğru yönde bir dizi adım attığını“ söyleyen AB ve IMF bürokratları, „Ama hedef daha çok uzakta. Yunanistan, girdiği bu yolu sonuna kadar kararlıca yürümeli“ diyorlar.
Hatırlanacağı gibi Yunanistan Başbakanı Giorgos Papandreou, 2009 yılının sonunda „iflasın eşiğindeyiz, bir şeyler yapmazsak ülkemiz egemenliğini kaybeder“ diyerek ülkesinin durumunu dramatik bir şekilde ortaya koymuştu. AB ülkelerini ve IMF’yi yardıma (!) çağıran Papandreou, yüksek faizle verilen krediler karşısında işçi ve emekçi haklarına AB’de eşine rastlanmamış bir saldırı başlatmıştı. Emeklilik, sağlık ve işsizlik sigortalarında hakları kırpan ve hizmetleri minimuma çeken Papandreou hükümeti kamu çalışanlarının ücretlerini yüzde 20 kesmiş ayrıca bütün KDV’leri yükselterek emekçilerin alım güçlerini olağanüstü düşürmüştü. Ayrıca değişik alanlara yönelik yasa reformlarıyla küçük işletme sahiplerine, esnafa ve üreticilere ciddi darbeler vurulmuştu.

KRİZDEN ÇIKAMAYAN ÜLKE
Sözkonusu tasarruf paketleri ve reformlar sayesinde güya Yunanistan’ın devlet borcu azalacak ve ekonomisi yeniden canlanacaktı. Fakat gerçek bambaşka: 2010 yılının dört çeyreğinde de ekonomisi daralan (-%0,7, -%5,1, -%5,7 ve -%6,6) Yunanistan’da devlet borcu GSMH’nın yüzde 148,3’ine çıktığı gibi, işsizlik de sürekli yükseldi. 2009 sonunda yüzde 9,7 olan resmi işsizlik oranı 2010’un sonunda 12,9’a çıktı. Aynı dönem gençler arasında işsizlik yüzde 33,4’e çıkmıştı. Bu arada gerçek işsizlik rakamlarının resmi verilerin iki katı olduğu da söyleniyor.
Geniş emekçi kitlelerinin alım gücünü yükseltme ve bu yoldan ekonominin hızla daralmasının önüne geçme önerilerine AB’den „kesinlikle olmaz“ yanıtı geliyor. Hükümetin, istikrarlı bir bütçeye kavuşuncaya kadar devlet borçlarının azaltılması için tasarruf önlemlerinden vazgeçmemesi gerektiğini söyleyen AB bürokratları böylece Yunanistan’ın ekonomisinin daha kötüleşmesine neden oluyorlar.

50 MİLYARLIK SATIŞ
Yunanistan’ı, bütçe açığını yüzde 13,9’dan (2010) yüzde 2,4’e (2014) düşürme hedefinden kesinlikle vazgeçmemesi (!) konusunda uyaran AB bürokratları, ülkenin bu hedefe ulaşması için bir „iyilik“ de düşünmüşler.
Yunanistan’ın „batma“ tehlikesi içinde olduğu ilk kez açıklandığında Almanya’da sermayenin borazanlığını yapan basının Yunanistan’a karşı sürdürdüğü alçak kampanya hala hafızalardadır; „Yunanlılar çok tembeller; hem az çalışıyorlar hem de çok erken emekliye ayrılıyorlar“la başlayan Yunanistan karşıtı kampanya daha sonra „Sevgili Yunanlılar adalarınızı satın“, „Akropolis iyi para eder“ gibi ‚önerilerle‘ devam etmişti.
Şimdi ise Almanya Başbakanı Angela Merkel’in bastırmasıyla AB, Yunanistan’a 50 milyar Euro hacminde özelleştirmeye gitmesi dayatılıyor. Henüz karlı çalışan ve devlet kasalarına gelir sağlayan devlet işletmelerinin 2015 yılına kadar özelleştirilmesi sayesinde devlet kasalarına 50 milyar Euro ek gelir sağlanacağını ileri süren AB bürokratları, böylece Yunanistan’ın borçlarını daha rahat ödeyebileceğini ileri sürüyorlar!
2010 yılının başında GSMH’ya oranla yüzde 125 dolayında olan devlet borçları 2010’un sonunda yüzde 148,3’e çıktı. Kısacası özelleştirmeden düşünüldüğü gibi 50 milyar Euro elde edilse bile bu toplam 340,2 milyar Euro olan devlet borçlarının ancak 7/1’ini karşılayabilecek. Ardından ise satılan işletmelerin gelirleri eksileceği için devlet borçları daha hızla artacak.
Tabi bu arada Almanya’nın özelleştirme konusunda bastırması da tesadüf değil. Örneğin 2008 yılında Yunanistan’ın en büyük telekomünikasyon şirketi OTE’ye yüzde 51’in satın almak isteyen Alman Telekom’u Yunanlı emekçilerin direnişiyle karşılaşmış ve OTE’nin yüzde 30’uyla yetinmek zorunda kalmıştı. Şimdi Merkel, Yunanistan’ın devlet şirketlerini kelepir fiyatına Alman tekellerinin eline geçmesi için AB aracılığıyla baskı oluşturuyor. (YH)