Akdeniz’e gömülen umutlar

Son aylarda Kuzey Afrika ülkelerinden Avrupa’ya kaçmak isteyen sığınmacıların ilk „uğrak yeri“ olarak dünya basınında adından sıkça söz ettiren Lampedusa Adası, Akdeniz’in ortasında İtalya, Malta, Tunus ve Libya’ya kavşağında duruyor. Bu nedenle de Libya ve Tunus üzerinden Malta ya da İtalya’ya ulaşmak isteyenlerin canlarını kurtarabilecekleri ilk güvenli liman olma özelliği taşıyor.
Akdeniz’de İtalya’ya bağlı Pelagie Adaları’nın en büyüğü olan Lampedusa’nın yüzölçümü 12 bin metrekare, nüfusu ise normal olarak 4 bin 600. Ancak, tatil aylarında nüfus 10 binin üzerine çıkıyor.
Kuzey Afrika ülkelerinde patlayan isyanlar ve ardından Libya’ya yönelik askeri  müdaheleden sonra, Lampedusa üzerinden Avrupa’ya ulaşmak isteyen sığınmacıların sayısında hızlı bir artış meydana geldi.
Basında yer alan haberlere göre Ocak ayından bu yana İtalya’ya Lampedusa Adası üzerinden 26 bin sığınmacı ulaştı. Ve İtalya gelenlere „ekonomik sığınmacı“ olduğunu öne sürerek politik sığınma hakkı tanımaya yanaşmıyor. Özellikle de Tunus’tan gelen sığınmacıların çoğu en kısa zamanda geri gönderiliyor.
Belirtmek gerekiyor ki; Avrupa tarafından yıllardır desteklenen Kuzey Afrika’nın diktatörlerine anlaşmalı olarak, sığınmacılara geçit verilmemesi için bekçilik görevi verilmişti. AB onlara askeri ve ekonomik yardımda bulunacak, onlar da Afrika’nın iç bölgelerinden yola çıkarak Avrupa’ya ulaşmak isteyenleri engelleyecekti…
Bugüne kadar uyumlu süren bu anlaşma, en azından Tunus ve Libya’da işlevsiz kalmışa benziyor.


MÜLTECİLER, ÇELİŞKİLERE MALZEME YAPILDI
Böylece, İtalya ve Malta’ya doğru artan mülteci akını bir taraftan AB ülkelerinin yeni önlemler almasına neden olurken diğer taraftan ülkeler arasındaki çelişkilerde mültecilerin malzeme olarak kullanılması gündeme geldi. Lampedusa Adası’nın bağlı olduğu İtalya, şimdi diğer AB üyesi ülkelerden daha fazla maddi taviz koparmak için 20 binden fazla mülteciyi şantaj unsuru olarak kullanıyor. Almaya ve Fransa başta olmak üzere AB ülkelerini mültecilerle tehdit eden İtalya hükümeti, gerekli yardımların yapılmaması durumunda sığınmacılara süreli Schengen vizesi vereceğini, böylece sığınmacıların istedikleri ülkelere yolculuk yapma olanağı yaratacağını açıkladı.
Başbakan Silvio Berlusconi, biraz da İtalyan halkı içindeki korku ve endişeleri körüklemek, böylece izlemiş olduğu sağcı politkaya malzeme toplamak için ülkesine gelen sığınmacıları „insan tsunamisi“ne benzetecek kadar gelişmeleri abarttı.

HER KOYUN KENDİ BACAĞINDAN MI ASILIR?
İtalya’nın yardım çağrısında diğer ülkeler şimdilik kulak tıkıyor. Ancak; Berlusconi’nin baskıyı artırmak için bir kısım sığınmacıya geçici oturumu içeren Schengen vizesi dağıtması sürpriz olmayacaktır.
Bu durum en çok da İtalya ile sınırı bulunan Almanya, Fransa ve Avusturya’yı rahatsız etmiş durumda. Fransa, kısa bir süre önce ülkeye giriş yapan 280 Tunuslunun yakalandığını ve bundan böyle İtalya sınırında kontrolleri artıracağını duyurdu. Almanya ve Avusturya henüz fiili olarak Schengen Anlaşması’nın rafa kaldırılması anlamına gelen sınır kontrollerini başlatmasa da bunu her an başlatmaya da hazır durumda.
Benzer bir çıkışı Almanya ve Avusturya da yaptı. Luxemburg’da yapılan AB İçişleri Bakanları toplantısından sonra bir açıklama yapan Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, İtalya’nın gelen sığınmacıları kaldıracak güçte olduğunu, bu yüzden de başka ülkelerin sığınmacıları almasının sözkonusu olmadığını söyledi. İtalya’nın Schengen vizesi tehdidine tepki gösteren Friedrich, gerektiğinde sınır kontrollerine artırabileceğini, böylece İtalya’nın „yol verdiği“ sığınmacılara kapıları kapatacağının mesajını verdi.
Almanya başta olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinin Kuzey Avrupa’dan gelen sığınmacılara kapıları kapatması, haftalardır sözde insani yardım adına Libya’ya karşı seferber olan Avrupalıların gayri insani yüzünü bir kez daha göstermiş oldu.
Afrika Avrupa arasında en son yaşanan trajedi, 250 kişinin öldüğü tekne kazası oldu. Akdenizde yaşanan mülteci ölümlerine yıllardır seyirce kalan AB ülkeleri ise, „çare olarak“ mültecileri Libya, Tunus gibi ülkelerde daha yola çıkmadan durdurmakta buluyor.
En son toplanan AB İçişleri Bakanları Konferansı’nda bugüne kadar bu yönde izlenen politikalar bir adım daha ileriye götürülerek, AB bandıralı gemilerin sözkonusu ülkelerin limanlarını kontrol etmesi, Avrupa’ya doğru yola çıkan tekneleri hemen geri çevirmesi yönünde karar aldı.

SIĞINMA HAKKI YOK EDİLİYOR
Bu girişim aynı zamanda Avrupa’ya ulaşarak sığınma talebinde bulunma hakkının da fiilen ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Uzunca bir süredir sınırları koruma ajansı Frontex aracılığıyla AB’nin kapılarını iyice kapatmaya çalışan AB, Kuzey Afrika’daki olaylarla birlikte bu yönde attığı adımları biraz daha ilerletmenin niyetinde. Bu aynı zamanda son yıllarda izlenen sığınmacı, göçmen politikanın da bir devamı niteliğinde.
Hiç şüphesiz, bugün İtalya’da insanlık dışı koşullarda bekletilen 26 bin kadar sığınmacının bütün AB içinde dağıtılması durumunda her bir ülkeye düşen miktarın fazla bir şeyi ifade etmeyeceği açıktır. Ama, AB egemenleri Afrikalı yoksulların içine sürüklendiği bu dram ve trajediye insanı bir çözüm bulma yerine, polisiye önlemlerle, sınırlara set çekmekle çözeceğini sanıyor.
Bu yolla bir çözümün bulunması mümkün değildir. Çünkü insanları kendi yerlerini ve yurtlarını terketmeye, ölümü göze alarak umuda yolculuğa çıkmaya zorlayan nedenler ortadan kaldırılmadıkça, göçü engellemek mümkün görünmüyor. (YH)