Mali sermaye Portekiz’i dize getirdi!

SERDAR DERVENTLİ
Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’dan sonra üçüncü ülke olarak maddi yardım için AB ve IMF’ye başvurdu. 23 Mart günü parlamentoya dördüncü (!) tasarruf paketini sunan Başbakan Josë Sócrates’in azınlık hükümeti çoğunluk sağlayamayarak istifa etmek zorunda kalmıştı.
Haziran ayındaki seçimlere kadar görevde kalacak olan Sócrates hükümeti, AB zirvesinden sonra yaptığı açıklamada uluslararası kurumlara yardım için başvurmayacaklarını ilan etmişti. En son olarak 6 Nisan günü “Portekiz kendi sorunlarını tek başına çözecek” diye konuşan Sócrates’in üzerinde uluslararası baskı artmış; uluslararası mali sermayenin spekülasyonları sonucu Portekiz’in 10 yıllık devlet tahvilleri için ödemek zorunda olduğu faiz oranı 7 Nisan sabahı yüzde 8,5’e çıkmıştı. Ve hükümetin 15 Nisan’da piyasalardan devlet tahvilleri satarak, 4,3 milyar Dolarlık sıcak para bulma umudu suya düşmüştü.
Bu faiz oranı Portekiz bir yana Almanya gibi ekonomisi güçlü ülkelerin bile altından kalkamayacağı bir düzeye geldiğini, dolayısıyla ülkenin “yardım” başvurusundan başka bir seçeneği kalmadığını gösteriyordu. Böylece mali sermaye kuruluşları Portekiz’i 24 saat içinde geri adım atmaya ve “yardım” başvurusuna zorlamıştı.

EGEMENLİK HAKLARI ASKIYA ALINACAK
Perşembe akşamı resmen AB Komisyonu’na yardım için başvuran Portekiz’e, “yardım başvurusu için neden bu kadar geç kaldınız” diye bütün AB ülkelerinden eleştiri yağdı. Yardım için başvuran Yunanistan ve İrlanda’nın kendi başına bütçesi üzerine karar verememesi, yapacağı her harcama kalemini önce Brüksel ve IMF’nin onayına sunması; kısacası bu ülkelerin egemenlik haklarından vazgeçmesi anlamına geliyordu ve Portekiz mümkün olduğunca bu pozisyona gelmemeye çalışmıştı. Ayrıca 1977 ve 1983 yıllarında egemenliğini iki kez IMF’ye devreden Portekiz, bunun ulusal ve uluslararası alanda ne anlama geldiğini çok iyi biliyor.
2013 yılına kadar toplam 80 milyar Euro kredi için AB’ye başvuran Portekiz’in bu “yardımla” kurtulacağına aslında kimse inanmıyor. İrlanda ve Yunanistan örneği ortada. AB/IMF’den aldığı kredinin faizi yüzde 5,2 ile piyasalardan daha düşük olması da Yunanistan’ın pek işine yaramıyor! Toplam 330 milyar Euro devlet borcu olan Yunanistan’ın yıllık faiz gideri tam 17 milyar Euro dolayında. 130 milyar Euro devlet borcuna sahip olan Portekiz, yeni alacağı kredilerin miktarına göre yılda 8-10 milyar Euro arası faiz ödemek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.
Yunanistan örneği ayrıca, AB-IMF kredisi ile ülkenin borçlarının eksilmediğini aksine, bu kurumların dayatmalarıyla uygulanan tasarruf paketleri nedeniyle yükseldiğini ve ekonomisinin gerildiğini de gösteriyor. 2010 yılında Yunanistan ekonomisinin yıl genelinde yüzde 5,4 dolayında daralması bunu ortaya koyuyor.
Bütün “yardımlara” rağmen bugünlerde Yunanistan’ın borçlarının kısmi olarak silinmesinin, -ki bu şüphesiz karşılıksız olmayacak, tartışılması Portekiz’i nelerin beklediğini gösteriyor.
Benzeri bir durumla İrlanda da karşı karşıya. Şimdiye kadar toplam 85 milyar Euro kredi alan, (bunun 67,5 milyarı AB-IMF’den, 17,5 milyarı İrlanda Emeklilik Fonu’ndan alındı) İrlanda, kamulaştırdığı batık bankaların bilançolarını denetlemesinde 24 milyarlık bir açık olduğunu daha tespit etti. İrlanda’nın buna daha uzun bir süre dayanamayacağı ise ortada.

‘KİMİ SEÇERSENİZ SEÇİN,  SEÇİLEN BİZİM HÜKÜMETİMİZ OLACAK’
AB’ye başvurusunda Nisan ve Mayıs ayları için devlet kasalarında yeterli düzeyde para olduğunu bildiren Sócrates hükümeti, “Haziran ayı için 9 milyar Euro gerekiyor. Bu para gelmediği takdirde devletimiz işlemez hale gelecek” demişti. Ancak paranın Haziran’a kadar gelebilmesi için, AB’nin Portekiz hükümeti ile pazarlık yapması ve bu pazarlığı parlamentoda onaylatması gerekiyor.
Sócrates hükümetinin azınlık ve geçici hükümet olması pazarlıkları zorlaştırıyor. Fakat AB bürokratlarında çare tükenmiyor! Portekiz’in kredi başvurusu AB’yi ilginç bir uygulamaya daha yöneltti. Buna göre yapılacak anlaşma sadece Sócrates tarafından değil, parlamentodaki bütün muhalefet partilerinin de onayına sunulacak.
Böylece 5 Haziran günü hükümeti hangi parti veya koalisyon oluşturursa oluştursun, bu hükümet AB’nin ve IMF’nin hükümeti olacak!

KRİZİNİZİN FATURASINI ÖDEMEYECEĞİZ!

Sermayenin, krizin bütün yükünü işçi ve emekçilerin sırtına yıkma çabaları devam ediyor. Birçok ülkede sermayenin saldırılarına karşı yapılan gösteriler bütünüyle hedefine ulaşamazken, krizden ilk ve en fazla etkilenen, iflasın eşiğine gelen İzlanda’da emekçiler 9 Nisan günü yapılan referandumda ikinci kez faturayı ödemeyeceklerini ilan ettiler.

FATURAYI KENDİLERİ ÖDESİN!
Uluslararası alanda yaşanan krizin ilk aylarında İzlanda’nın üç büyük bankası kısa bir süre içinde iflas etmişti. Halkın yoğun protestoları karşısında İzlanda hükümeti, bankaların ülke içi bölümlerini devletleştirerek İzlandalıların zararlarını karşılamıştı.
Ancak yurtdışındaki banka müşterilerinin, özellikle Hollanda ve Büyük Britanya’dakilerin zararlarını karşılamamıştı. Bunun üzerine Hollanda ve Büyük Britanya kendi vatandaşlarının zararlarını karşılamış, İzlanda hükümetine  de 3,9 milyar Dolarlık bir fatura çıkarmışlardı.
Hollanda ve Büyük Britanya hükümetlerine bu parayı ödeme sözü veren İzlanda hükümeti, bunun için özel bir yasa hazırlayıp Şubat 2010’da parlamentoya sunmuştu. İzlanda halkının yoğun protestoları, (ki bu protestolar sürecinde parlamento sürekli abluka altındaydı) karşısında Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson yasayı imzalamamıştı. İzlanda Anayasası bu durumda referandum öngörüyordu. 6 Mart 2010’da yapılan referandumda ise halkın yüzde 93’ü hükümetin borçları geri ödeme planını reddetti.

‘BU İZLANDALILAR KÖTÜ ÖRNEK OLUYOR’
AB’ye girmek için her türlü yolu deneyen İzlanda hükümeti için bu durumun çok da tercih edilen bir durum olmadığı ortada. Nitekim Hollanda ve Büyük Britanya hükümetleri bir yandan İzlanda’ya uluslararası mahkemelerde dava açmakla tehdit ederlerken, diğer yandan ise, “İzlanda’nın bu tutumuyla kısa sürede AB üyesi olma şansı giderek azalıyor” diyorlar.
9 Nisan günü yapılan referandumda halkın yüzde 60’ının, bankaların zararını karşılamayı reddetmesi sadece Hollanda ve Büyük Britanya hükümetlerinin tepkisine neden olmuyor. Bankacılık sektörünün önde gelenleri, bunun Portekiz, İrlanda ve Yunanistan’a da örnek oluşturabileceğine dikkat çekiyorlar.  (YH)