Dikkat, ispiyoncular işbaşında!

Hüseyin AVGAN*

Yeni İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich başkanlığında gerçekleşen 6. İslam Konferansı çerçevesinde yaşanan gelişmeler, konferansa katılan ve katılamayan dini örgütler arasında post kavgasını derinleştirdi.
Bakanın, „İslam Konferansı’na katılan örgütler, güvenlik konusunda devletle işbirliği yapmalı“, „İslam Almanya’ya ait değildir“ gibi açıklamaları üzerine alevlenen kavgayla birlikte, konferansların bir parçası olabilmek için çırpınan örgütler de eteklerindeki taşları dökmeye başladı.
Katılmayanlar katılanları, ‚İslam düşmanlığına, inkar politikalarına katkı sunmak’la, bu konferansları meşrulaştırmakla suçlarken, katılanlar da ‚diyalogdan başka çare olmadığı’nı, ‚bakanın aslında öyle demek istemediği’ni, ’niyetinin çok iyi olduğu’nu anlatmaya çalıştılar.
Bir televizyon programında DİTİB Hamburg Eyalet Başkanı Dr. Zekeriya Altuğ, konferansa katılmayan İslam Konseyi Başkanı Ali Kızılkaya tarafından sıkıştırılınca, ağzından baklayı çıkardı: „Bütün teşkilatların Verfasungschutz  (Federal Anayasayı Korumu Teşkilatı) ve Bundeskriminalamat’la (Federal Kırminal Dairesi) anlaşması var.“
Arkasından da hemen eklemeyi unutmadı: İçişleri Bakanı bu düşüncesinde duramaz, anayasaya aykırıdır. Bunu istemek suçtur. Ayrıca dinimiz bunu yasaklamaktadır.
Peki sormazlar mı; bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz! Sen nerede olduğundan bağımsız, Anayasayı Koruma Örgütüyle, polisle anlaş, ardından da „dinimiz bunu yasaklamaktadır“ de. Bir taraftan, işbirliği yap, din üzerinden de izleyicilerin, üyelerinin gönlünü al. Diğer yandan da içişleri bakanının açıklamaları üzerinden kıyameti koparıp, inanç üzerinden emekçilerin bölünmesine hizmet edecek açıklamalarla ortalığı zehirle.
Ayrıca bu toplantılara katılanlar, toplantıların içeriğini kamuoyuna açıklamama konusunda da başından itibaren devlete taahhütte bulunmuşlar.
Sormak gerekmiyor mu: Siz bu toplantılara kimin adına katılıyorsunuz? Kimden neyi saklıyorsunuz? Güvenlik gerekçesiyle, İçişleri Bakanının işine gelmeyenleri, gönlüne göre „terörist“ olduğunu iddia ettiklerini, ihbar etmeyi nasıl kabullenebiliyorsunuz? Alman hükümetinin, Müslüman inancından insanları tehlike olarak lanse etmesine yardım ettiğinizin; uyum konusunun  güvenlik sorununa indirgenmesine katkı sunduğunuzun farkında mısınız sorusunu sizlere sormak bile abes.
Senelerdir insanların dini duygularını sömürü aracı haline getiren, Alman devletinin bölücü politikalarına kendi cephelerinden katkı sunan, bölünmüşlüğün devam etmesi için ispiyonculuğu da kabul eden bu örgütler, aslında düşünce ve inanç özgürlüğünün kazanılmasının önündeki engellerin de başında gelmektedir. İçişleri Bakanı Sayın Friedrich’in ve önceki bakanların göçmen politikalarını dini ve etnik kimlikler üzerinden sürdürmesi ne kadar ayrımcı ve ırkçı ise bu kuruluşların politikaları da ona hizmet etmektedir. Bu örgütlerin, „koşulları biz belirlemiyoruz, bu ülkeyi seviyoruz, diyalogdan yanayız“ türünden açıklamaları ise bu durumda fazla bir anlam taşımıyor.
Göçmenleri temsil ettiklerini iddia edenlerde birazcık kemik olması gerekir. Kimsenin pastadan bir kırıntı koparmak için ispiyonculuğu bile kabul etme, ayrımcı politikaları sürdürenleri övme hakkı yoktur.
Yaşanan bütün gelişmeler bir kez daha göstermiştir ki, emekçilerin inançlarını da özgürce yaşayabilmeleri ancak, yakalarını bu örgütlerden kurtararak, tüm emekçilerin inançlarına saygı esasına dayanan, din, dil, ırk ayrımı gözetmeden birlik çabalarını güçlendirmekle olanaklıdır.

*DIDF Genel Başkanı