Nükleerin faturası da halka!

Japonya’daki depremin artçı sarsıntıları sürüyor. Son olarak yaşanan 7,1 şiddetindeki artçı sarsıntının ardından, Japonya Hükümeti, Fukuşima Nükleer Santrali’ndeki felaketi, bu alanda yaşanabilecek en büyük felaket kategorisine yükseltti. Bunun sonucunda tehlikeli bölge sınırı 20 km’den 40 km’ye çıkarıldı.

ENERJİ TEKELLERİ ÇARK ETTİ
Gelişmeler, Almanya siyaset sahnesinde de peş peşe artçı sarsıntılara yol açmaya devam ediyor. SPD-Yeşiller hükümeti tarafından nükleer santrallerin kapatılması kararını iptal ederek, işletim sürelerini uzatan CDU/CSU-FDP hükümeti, Japonya’daki depremin ardından gelişen nükleer santral karşıtı hareket ve iki eyalette yapılacak seçimleri gözeterek, bu uzatma kararını bir moratoryumla üç ay ertelemiş ve yedi santrali geçici bir süre kapattığını açıklamıştı.
Seçimlerin geçmesini bekleyen enerji tekelleri ise, ‚ya kapatma kararından vazgeçin ya da zararımız karşılansın‘ biçiminde bir yüzsüzlük göstererek mahkemeye başvurdular.
Enerji şirketleri ayrıca, daha önce taahhüt ettikleri, Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Fonu’na para ödemeyeceklerini açıkladılar. Moratoryum nedeniyle milyarlarca Euro’luk zarara uğradıklarını iddia eden tekel yönetimleri, bu durumda daha önce hükümetle imzalanan sözleşmelerin geçerliliğini yitirdiği görüşünü savunuyor. Hükümet ise, tekellerle yapılan ve kamuoyundaki olası tepkilerin baştan önünü almayı hedefleyen sözleşmenin yürürlüğe girmemesi nedeniyle yeni saldırı planları hazırlığında.

BÜTÇE AÇIĞINI YİNE EMEKÇİLERE KAPATTIRACAKLAR
Söz konusu fonun işlevini yitirmesi nedeniyle ortaya çıkan bütçe açığının nasıl kapatılacağı sorusu şimdi siyaset sahnesinin en önemli gündem maddesi oldu. Federal Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, açığın borçlanma yöntemiyle giderilmeyeceğini açıkladı. Ancak yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmak için yapılması gereken milyarlarca Euro’luk yatırımdan vazgeçmeyeceğini açıklayan hükümet, yeni kaynak arayışlarına girişti. Burada akla ilk gelen yöntem ise, yine emekçilere yeni „tasarruf paketleri“ dayatmak oldu. Hükümet ortakları, Federal Çevre ve Ekonomi Bakanlıklarının talep ettiği 1 milyar Euro’luk ek bütçe giderlerinin bir „tasarruf paketi“ aracılığıyla finanse edilmesi konusunda görüş birliği sağladı.
Yeni paketin ayrıntıları henüz açıklanmasa da, hükümetin elinde tuttuğu Telekom hisselerinin satışı, enerji alanında ödenen sübvansiyonların iptali gibi önlemler görüşülüyor. Bu ise, enerji fiyatlarını artıracak ve çalışanların işsiz kalmasına yol açacak kararlar olarak, yükün yine işçi ve emekçilerin sırtına yıkılması anlamına geliyor.

MÜCADELE SÜRECEK
İki hafta önce gerçekleşen kitlesel gösterileri düzenleyen ‚Ausgestrahlt‘ adındaki birlik ise, tekellerin son kararı nedeniyle 25 Nisan tarihinde gerçekleştirmeyi planladıkları yeni gösterilerin güçlü geçmesi için kolları sıvadı. „RWE, Eon ve diğer tekeller, fona para ödemekten vazgeçerek halka savaş ilan ettiler. Görüldüğü gibi nükleer santrallerin kapatılması kararını aldırmak ve uygulatmak o kadar kolay olmayacak. Ancak biz de, kar uğruna ne pahasına olursa olsun nükleer enerji üretmek isteyen tekellere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz“ diyen birlik sözcüsü Jochen Stay, Çernobil kazasının 25. yıldönümü olan 25 Nisan günü 12 nükleer santral önünde gösteriler düzenleneceğini belirtti.
Ayrıca geleneksel Ostern Barış Yürüyüşleri de nükleer silahlara ve santrallere karşı çıkmanın bir aracı olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle birçok kentte nükleer santral karşıtı hareketle barış hareketinin ortak yürüyüşler yapacağı bildirildi.

Nükleer atık aranıyor!

Jülich’teki nükleer araştırma santralinde kaybolduğu belirtilen 2 bin 285 adet uranyumlu misket Almanya’da kamuoyunu günlerce meşgul etti. Federal Işınımdan Korunma Dairesi, misketlerin Asse’deki nükleer atık tesislerinde olmadığını açıklarken, misketlerin nerede olduğu sorusu bir türlü yanıtlanamadı. Skandalın boyutları büyük olsa da, konu geçiştirildi ve gündemden düşürüldü.
Çok sayıda atom bombasının yapımına yetecek nükleer misketlerin kaybına dair tartışmalar, Rheinische Post gazetesinin internet sitesine koyduğu bir belge ile başladı. Belgeye göre 1976 yılında nükleer elementler içeren yaklaşık 2 bin 300 misket Asse’deki nükleer atık çöplüğüne gönderilmişti. Ancak Federal Işınımdan Korunma Dairesi, bu bilgiyi yalanladı. 1976 yılında bu atık çöplüğünde iki fıçı nükleer atığın depolandığı, ancak bu fıçılarda adı geçen misketlerin olmadığı belirtilen Federal Dairenin açıklamasında, nükleer misketlerin nerede olduğuna dair bir bilgiye yer verilmedi.
Federal Hükümetle NRW Eyalet Hükümeti topu birbirine atarken, kayıp nükleer misketlerin akıbetine dair tartışmaların kamuoyunun gözü önünde sürmesini engellemek için de özel bir çaba sarf ediliyor. Yüzbinlerce insanı sokaklara döken, koalisyon ortaklarının iki eyalette seçimleri kaybetmesine yol açan nükleer enerji karşıtı harekete yeni malzeme sunulmasını engellemek için arama çalışmalarının büyük bir gizlilikle yürütülmesi de anlaşılmaz bir durum değil!

Türkiyeliler eylemlere ilgi gösteriyorlar mı?

Japonya’da yaşanan felaketin ardından Almanya’da, atom santrallerine karşı yüzbinlerce insanın katıldığı gösteriler yapıldı. 7’den 70’e kadın erkek toplumun her kesiminden insanın katıldığı eylemlerde, enerji şirketlerinin karı uğruna halkın sağlığını riske sokan hükümet protesto edildi ve atom santrallerin derhal kapatılması talep edildi.
Ancak bu gösterilerde dikkat çeken noktalardan biri de, eylemlere katılan göçmen kökenli vatandaşların sayısının azlığı oldu. Arkadaşlarımız Dortmund’da vatandaşlara neden bu eylemlere katılmadıklarını sordular, işte yanıtlar:

> Katılamadım… ama duydum. Aslında katılmak gerekiyor, vatandaş olarak sadece oy vermek yetmiyor. Böyle ‚demonstration’lara da katılmak lazım. Bence buradaki Türkler daha çok Türkiye’de olup bitenlerle ilgileniyor. Bence buradaki bazı organizasyonlarda da bu tür konular konuşulmadığı için böyle oluyor.

> Hasta olduğum için katılamadım, yoksa canı gönülden katılırdım. Bu atom santrallerine kesinlikle karşıyım, çünkü kanserdir, hastalıktır bütün canlıları öldürüyor…

> Katılmadım, biraz da işlerimin yoğunluğundan. Ama eğer eylem bu caddede olsaydı, yarım saatimi verir katılırdım.
> Katılmadım çünkü duymadım da ondan. Televizyona fazla bakmıyorum. Duysam, illa ki katılırdım. Bizim Türklerin bu eylemlere fazla katılmamasının bilinçsizlikten olabileceğini tahmin ediyorum. Çünkü bilmiyor ki, ‚Çernobil neydi, radyoaktif ne oluyor?‘  Bunları bilmedikleri için bu tür eylemelere katılmıyorlar, ama bilenler illa ki vardır.

> Normalde katılmak lazım ama zaman bulamadığım için katılmadım.

> Uzakta olduğu için katılmadım. Keşke katılsaydım. Türkler bu tür eylemelere çok az katılıyorlar. Çünkü ya bunun bilincinde değiller, ya da vurdumduymaz davranıp ‚bana ne‘ diyor ve çekip gidiyor.

> Katılmadım çünkü haberim yoktu. Ama atom santrallerinin kapanmasından yanayım.

> Bizim o işlerle bir ilgimiz yok. Pek fazla bir bilgiye sahip değiliz. Burada işçi olarak geldik çalıştık, emekli olduk ama politikadan pek anlamayız. (YH)