‘İyi ve kötü yabancılar’ üzerine

REN KIYISINDAN

Özlem Alev Demirel
CDU’lu politikacı Armin Laschet, haftalık Focus dergisine verdiği demeçte, devletin yabancı uyruklu kalifiye işgücünü kapma, elde etme doğrultusunda sürdürülen rekabete katılması gerektiğini söyleyerek, “Kalifiye işgücü konusunda yaşanan sıkıntı ve  eleman yoksunluğu meselesi bizi teğet geçiyor” dedi..
Laschet’e göre Almanya  önümüzdeki 10 ila 20 yıl sonraki süreçte ülkedeki refahı kimin yaratıp, daha fazla artıracağı sorusunu, kendisine yöneltmek durumunda.
Bu soruya bir yanıt aramak için Entegrasyon ve Göç İçin Alman Vakıfları Bilirkişi Kurulu (SVR) tarafından  “Kalifiye işgücüne duyulan ihtiyaç ve  göç kapsamında yüksek rütbeli ve ehemmiyetli uzlaşma grubu” adı altında bir çalışma grubu oluşturuldu. Bu kurum önümüzdeki yıllarda  göç doğrultusunda ve göçün yeniden yapılandırılması ekseninde Federal Parlamento’ya önerilerini sunacak. Adı geçen komisyonun başkanlığını ise Laschet’in yanı sıra Savunma eski Bakanı Peter Struck üstlendi. Komisyon ilk toplantısını 13 Mayıs tarihinde gerçekleştirecek ve büyük bir ihtimalle bu toplantı esnasında yüksek kalifiyeli işgücü elde etme ve Almanya’ya kazanma konusunda diğer sanayi ülkeleri arasında yaşanan rekabette daha fazla kalifiye eleman ve işgücünü kapması doğrultusunda birbirinden renkli, güzel ve “akıllı” düşünceler  oluşturulacak. Bu da yapılırken yine muhtemelen, potansiyel göçmenler “kapının önünde sıraya girmiş bekliyor da, Almanya’nın sadece aralarından en iyilerini seçmesi gerekiyormuş“ gibi bir hava yaratılacak. Ama bu duruma rağmen Laschet verdiği demeçte, “Ama onlar bizim beklediğimiz gibi Almanya’yı tercih etmiyorlar” diye de belirtiyor.
Laschet verdiği demeçte, kurduğu cümlenin ikinci bölümünde altını çizerek “Almanya seçmeli, seçici olmalıdır” diyor. Yani insanları değerli ve hatta kısmen “hiçbir üretici fonksiyonu” olmayan insanlar olarak ayırmaya ve bu doğrultuda seçici, elemeci olmaya….
Görünen köy kılavuz istemez misali: Yine asıl düğüm “kullanım ve değerlendirme çıkarları” etrafında dönmektedir.
Özellikle de eğer geçtiğimiz haftalarda Lampedusa mülteci ve iltica kampında çekilen fotoğrafları göz önüne getirecek olur ve bu insanlık dramlarını akıllara yeniden taşıma ve buna paralel olarak Laschet’in sözlerini şöyle bir soğuk kanlılıkla  değerlendirme becerisini gösterebilirsek, tam da bu anda birden kendimize şu soruyu yöneltiriz: “Ben nerdeyim, yoksa kapıyı şaşırıp yanlış filme ya da kötü bir komedi şova mı  girdim?”
İnsanların vasıf düzeylerine ve iş piyasası seyrine göre “işe yarar” ve “işe yaramaz” ya da “kabullenebilir’ ve “kabullenilemez” diye gruplara ayrılması, hatta bu yapılırken de bunun burada yaşayan tüm insanların çıkarları doğrultusunda yapılmış olduğunu ileri sürmek ve durumu böyle lanse etmek, içler acısıdır.
Bir taraftan vasıflı işgücünün Almanya’ya getirtilmesi planlanırken, diğer taraftan ülkede sayısız genç insan hiçbir geleceksizliğe mahkum edilmektedir. Eğitim sistemi onları elemiş ya da üniversite kapıları, parasızlıktan dolayı yüzlerine kapatılmıştır. Buna bir de yabancı ülkelerde üniversite bitiren, mezun olan ve bugün Almanya’da yaşayan ama diplomaları tanınmayan 500 bin insanı da eklemek gerekmektedir. Bu sayılar Almanya’ da günümüzde yüksek vasıflı işgücünün hiç de az olmadığını  kanıtlamaktadır.
Laschet şimdi ‚Almanya’nın refah seviyesini 10-20 yıl sonra kim garanti altına alacak?’ diye soruyorsa, o zaman ona şu soruyu yöneltmek gerekiyor: “Sen kimin refahı için şimdi kafanı patlatıyorsun?” Bunu herhalde, düşük ücretli işlerde insanlık dışı koşullarda çalıştırılan kiralık işçiler ya da iş kurumları tarafından 1 Euro’luk işlere zorlanan işsizler için yapmıyordur. Hatta kendisi belki de bu ülkede giderek çığ gibi büyüyen yoksulluktan da bihaberdir. Çünkü eğer böyle olmasaydı, asgari ücret, yeterli temel gelir ve sigorta, tam ücret ve personel karşılığı iş saatlerinin azaltılmasını talep eder, bunlar için mücadele ederdi. Çünkü toplumun ezici çoğunluğunun yaşama ve çalışma koşullarında gerçek anlamda bir iyileştirme ve düzelme için tam da bu taleplere ihtiyaç vardır.
Evet “işe yararlık ırkçılığı” yeniden hız kazanmaktadır ve son yıllarda daha fazla öne çıkarılmaktadır ve şimdi bütün partiler bu tezi savunmaktadır. Bu yapılırken sürekli olarak ekonomik çıkarlar öne çıkarılıyor. Ve her zaman olduğu gibi bu yapılırken toplumsal önyargılar ve korkular teşvik edilmekte ve toplum “yerli-yabancı” diye parçalanmaktadır.