Göçmen işçiler sendikaların yönetiminde daha fazla yer almalı

IG Metall Sendikası Göç Dairesi Başkanı Hüseyin Kenan Aydın, sendikalardaki Türkiye kökenli işçilerin durumu, üye sayısı, temsil durumu ve sorumluluklar hakkında Yeni Hayat’ın sorularını yanıtladı.

Göçün 50. yılında geriye dönüp baktığımızda sendikalarla Türkiyeli işçiler arasındaki bağ nasıl bir değişim süreci izledi?
Türkiyeli işçiler, metal sektöründe geldikleri günden itibaren IG Metal sendikası içinde yer aldı. Özellikle 1972’de İşyeri Teşkilat Yasası’nda yapılan değişiklikle birlikte, yabancı işçiler sendikalar içinde eşit haklara sahip oldu ve yönetim kademelerine seçilmeye başladılar. Yine sendikanın karar mekanizmalarında da göçmen işçiler etkili olabilmek için çeşitli girişimler oldu. 1986 yılında yabancı işçilerin tüzük çerçevesinde bir grup olarak tanınmaya başlamasıyla birlikte, sendikanın politikalarını etkilemede oynadıkları rol arttı. Çünkü resmen kabul edilen Yabacılar Komisyonu’nda alınan karalar doğrudan genel kurula, kurultaylara sunuluyor, üzerinde tartışma yürütülüyordu. Bu nedenle, yabancı işçilerin bir grup olarak tanınması tarihi bir gelişme.
O dönem hiç bir partide, sendikada yabancılar politikası tartışılmazken, IG Metal sendikasının attığı bu adım önemliydi.
Sendikalar sadece iş yaşamında ve işletmelerde eşit hakların verilmesi temelinde adımlar atmakla yetinmedi, yaşamın her alanında geçerli olan seçme seçilme, çifte vatandaşlık, çalışma ve oturma müsaadesi gibi talepler de IG Metal bünyesinde tartışıldı, DGB üzerinden hükümetlere iletildi.
Bu süreçte Türkiye kökenli işçilerin yüzde 50’ye varan bir kısmı IG Metall’e üye oldu. Hatta büyük işletmelerde sendikaya üye olan Türkiyelilerin oranı Almanlardan da fazla idi.

Göçün ilk yıllarında sendikalar Türkiyeli işçileri üye yapmak, hak mücadelesine katmak için neler yaptı?
1961 yılında toplam olarak 11 bin 500 kişinin IG Metall’de örgütlendiğini biliyoruz. Yine bu ilk yıllarda sendikalar, yabancı işçilerin (Gastarbeiter) yerli işçilere karşı kullanılmaması ve işçi sınıfını bölmemesi için bir göç sekreteryası oluşturmuştu. Bu sekreterya, gelen işçilerin kendi dillerinde bilgilenmelerini sağladı. Ayrıca yabancı işçiler arasında sendikaya kadro hazırlama çalışması yapıldı.

Bugün IG Metall içinde Türkiye kökenli işçi sayısı hangi düzeyde ve bunlar arasında ne kadarı çeşitli fonksiyonlar üstlenmiş durumda?
Öncelikli olarak şunu belirtmem gerekiyor ki; bugün IG Metall sendikası içinde elde edilen kazanımlar mücadele ile elde edildi. Bunda üye olan olmayan bütün işçilerin rolü bulunuyor. Bunda elbette Türkiye’den gelen işçiler arasında sendikalılık oranının yüksek oluşu büyük bir rol oynuyor. Bir örnek vermem gerekirse, 1984 yılında Duisburg’daki Mannesmann fabrikasında daha fazla ücret talebiyle yapılan grevlerde Türkiyeli işçiler ön saflarda yer aldı. Yine haftalık çalışma süresinin 35 saate düşürülmesi için Baden-Württemberg eyaletinde yapılan grevlerde de Türkiyeli işçiler ön saflarda bulunuyordu. Hatta o zaman işverenler açık bir şekilde, “Eğer Gastarbeiter’ler destek vermeseydi bu sonuç elde edilmezdi” diye açıklamada bulunmuştu.
Benzer bir durum Köln’deki Ford fabrikasında yaşandı. İşyerinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yapılan grev sonucunda bir çok ileri adım atıldı. Eşit işe eşit ücret konusunda kazanımlar elde edildi.

Dünden bugüne bakıldığında, IG Metal gibi büyük bir sendikada göçmen kökenli işçi temsilcisi sayısı hangi düzeyde? Üye sayısındaki fazlalık yönetim düzeyinde de kendisini gösteriyor mu?
Elimizdeki verilere göre şu anda IG Metall sendikası içinde 300 binden fazla göçmen üye bulunuyor. 56 bin işyeri temsilcisi var. Bunlar arasında kesin bir rakam olmamakla birlikte 6 bin 500 göçmen kökenli işçi temsilcisi var. Bunların 2 bini ya işyeri temsilciliği (Betribsrat) başkanı ya da başkan yardımcısı. Bu rakam son yıllarda az da olsa her seçimde artıyor.
Bana göre bu sayı yeterli değil, artması gerekiyor. Sendika içinde bunu artırmak üzere yeni bir çalışma başlattık. Her kademede göçmen işçi temsilcisini artırmak yakın dönem hedeflerimiz arasında yer alıyor.

Türkiye kökenli işçilerin sendikanın değişik kademelerinde yönetimde yer almamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi sendikaların, önümüzdeki 30-40 yıl içinde oluşacak gelişmeleri yeterince görmemeleri. Şu anda Almanya genelinde nüfusun yüzde 20’si göçmen kökenli.
Batı Almanya’da ise bu oran yüzde 30. Bu demektir ki; 50 yıl sonra bu yüzde 20’ler, yüzde 30’lar bir yüzde 10 daha atacak. Bu aynı zamanda çalışma dünyasının da aynası olacak.
Dolayısıyla sendikaların yönetimlerindeki göçmen kökenlilerin sayısı da bu değişime ayak uydurmalı.
Bunu yapamazsak, işçilerin birlikteliğini sağlamamız, dayanışma içinde mücadele etmemiz zor olacaktır.
Şu anda sendika üyesi olan göçmenler arasında gençlerin oranı nedir? Gençler sendikalara yeterince ilgi gösteriyorlar mı?
Gençlik temsilciliği oluşturulan işletmelerde göçmen gençler arasında sendikaya ilgi oldukça yüksek. Şu anda toplam 700 kadar gençlik temsilcisi yabancı kökenli. Bunların yarısı Türkiye kökenli. Bu da büyük bir potansiyelin olduğunu gösteriyor. Sendikanın bütün yönetim kademelerinin bu gençlere yardımcı olması gerekiyor. Bu konu kısa bir süre önce yapılan Göçmenler Konferansı’nda da ayrıntılı bir şekilde ele alındı.

Göçün üzerinden 50 yıl geçti sendikalar göçmenlerden, göçmenler sendikalardan ne bekliyor?
Sendikaların göçmen işçilerden beklentisi, sendikal çalışmalara aktif olarak katılmaları, taşeronlaştırılmış çalışma yaşamanın yeniden düzenlenmesi için birlikte harekete geçmeleridir. Bu bütün çalışanların yararınadır. Çünkü, özellikle de Türkiye kökenliler arasında taşeron işlerde çalışma oranı (yüzde 30) çok yüksek. Türkiye kökenli işçiler ister işyerinde isterse de sendika içinde olsun, başı dik bir şekilde haklarını talep etmelidir. Yine konferans ve kurultaylara delege olarak katılıp IG Metall’in politikasını oluşturmak bizlerin de görevidir. İşçi sınıfının kapitalizme karşı birliğini ancak bu şekilde sağlayabiliriz.