Bin Ladin’in ölüsünden yararlanacaklar

Dünya 2 Mayıs’tan bu yana El Kaide lideri Usame Bin Ladin’in ABD özel timleri tarafından Pakistan’a düzenlenen 40 dakikalık bir operasyonla öldürülüşünü konuşuyor. Bütün tartışmalar ve yorumlarsa sadece ve sadece ABD’nin verdiği ve doğruluğu şüpheli bilgiler üzerinden yürütülüyor.
Pentagon’un duyurulmasında yarar gördüğü bilgiler, fotoğraflar manşetlere taşınırken, yine de tek kaynaktan sızdırılan bilgilerden geriye, akıllarda birçok soru işareti kalıyor.
Bin Ladin’in öldürülmesinin kesinleşmesinden sonra yapılan tartışmaların çoğunda, silahsız olduğu ABD tarafından açıklanan Bin Ladin’in neden sağ olarak yakalanıp yargılanmadığına dikkat çekildi.
Demek ki, sağ yakalamak, yargı karşısına çıkarmak ABD ile Bin Ladin arasındaki ilişkilerin açığa çıkmasına olanak sağlayacağı için bilinçli olarak tercih edilmedi.
Üzerinde en çok tartışılan ve dikkat çeken bir diğer bir çelişki de cesedin neden Carl Vinson donanma gemisinden denize atıldığıdır.
Bu öyle bir “defin” yöntemidir ki, denize atılanın gerçekten Bin Ladin olup olmadığını yeniden incelemeyi, DNA karşılaştırmasını yapmayı olanaksızlaştırıyor. Pakistan’ın kuzeyinde bulunan Abbottabad kentindeki cesedin binlerce kilometre ötedeki Arap Deniz’ine götürülerek “defnedilmesi” pek normal bir durum değildir.
Defin işleminin kendisi bile ortada bir bilgi dezenfarmosyonu olduğunu açık olarak gösteriyor. ‘Mezarı radikal İslamcılar için propaganda aracına dönüşmesin’ gerekçesiyle böyle yapıldığı açıklansa da, ABD’nin Bin Ladin operasyonunda izlediği tutumun kendisi de Bin Ladin’i efsaneleştirmeye hizmet ediyor.
Yani Bin Ladin’i dirisini de ölüsünü de kullanıyorlar!
ABD BİN LADİN’İN ÖLÜSÜ İLE NE YAPACAK?
Bu saatten sonra artık önemli olan ABD’nin bölgede “Bin Ladin’in ölmüş hali” ile ne yapmak istediğidir. 2 Mayıs’tan bu yana dünya basınında ABD merkezli kaynaklar tarafından ifade edilenlere bakılırsa bundan sonraki süreç “Bin Ladin’in dirisi Afganistan’ı işgal ettirdi, ölüsü de Pakistan’ı hizaya getirecek” şeklinde ilerleyecek.
Çünkü, son günlerde, Bin Ladin’in Pakistan tarafından sistematik olarak desteklendiği ve korunduğu görüşünün altı çizilmekte; Pakistan’ın sorumluluğu öne çıkarılmakta. Her ne kadar Pakistan devlet başkanı bu operasyonla birlikte, ‘terörle mücadele’de üzerlerine düşeni yaptıklarını söylese de, ABD, Bin Ladin’in altı yıldır Abbottabad’da saklandığını, dolayısıyla Pakistan yönetiminin sorumluluğuna işaret etmekte.
Yani, Bin Ladin’in ölüsü Pakistan’ın terörü beslediği ve işbirliği içinde olduğunun bir belgesi olarak sunuluyor ve hizaya getirilmesi için kullanılıyor.
“Terörle işbirliği” ABD’nin Pakistan üzerinde baskıyı artırmak için sıkça başvurduğu bir gerekçe idi ve iş en son o denli ileriye götürüldü ki, ABD, Pakistan istihbarat örgütü ISI’yi “terör örgütleri listesine” bile koymayı gündeme getirdi.
Hamas, Hizbullah, El Kaide ve Taliban bağlantılı olduğu, bu örgütlerin maddi ve askeri olarak desteklediği ileri sürülen ISI’nin ayrıca İran ile yakın ilişkide olduğu ABD tarafından iddia ediliyor.
Bin Ladin’e dokunmayan, diğer örgütlere destek veren ülke görüntüsündeki Pakistan’a karşı bundan sonra daha farklı bir siyasetin izleneceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok.
Büyük bir olasılıkla Afganistan’daki savaş Bin Ladin’in ölümü ile Pakistan’a kaydırılacak.
Dolayısıyla, Usame Bin Ladin’in öldürülmesi ABD-Pakistan ilişkilerinin iyice gerildiği bir ortamda gerçekleşti ve bu durum Pakistan’a yönelik baskıların aracı haline getirilmek isteniyor.
ORTA ASYA’DA GERİLİM  TIRMANDIRILIYOR
Belirtmek gerekiyor ki, bölgede bir süredir tırmanan Pakistan-ABD gerilimine geçen hafta bir de Hindistan-ABD gerilimi eklendi.
Hindistan yönetimi ABD’li silah tekellerinin bütün dayatmalarına rağmen 10 milyar Dolar’lık 126 yeni savaş uçağı ihalesini Avrupalı tekeller EADS ve Dessault’a (Fransa) verdi.
“ABD Başkanı Obama sırf bu ihale için kalkıp Hindistan’a kadar gitti” (Financial Times Deutschland, 29 Nisan 2011) ancak istediğini elde edemedi. Hindistan’ın bu kararına fena halde bozulan ABD elçisi Timothy Roemer görevinden istifa etti.
Usame Bin Ladin’in öldürülmesi öncesi ve sonrası gelişmelere bakıldığında, Afganistan’daki askeri sorumluluğunu bu yılın sonundan itibaren azaltmaya başlayacak olan ABD’nin niyeti bölgeden tam anlamıyla çekilmek değil, gerilimi tırmandırma yoluyla kalmaya devam etmektir.
Önümüzdeki haftalarda ya da aylarda Bin Ladin’in öldürülmesi nedeniyle ABD kurumlarına yönelik yapılacak muhtemel saldırıların doğrudan Pakistan ile ilişkilendirilmesi için yeterli delil bulunduğuna göre, Pakistan da ABD’nin sıcak hedeflerinden biri olmuştur diyebiliriz.


DEMOKRATİK HAKLAR  KISITLANMAYA DEVAM EDECEK

Keza hemen belirtmek gerekiyor ki, Bin Ladin’in öldürülmesi aynı zamanda, 11 Eylül sonrasında Avrupa, ABD ve diğer ülkelerde demokratik hakların kısıtlanması konusunda başlatılan süreci hızlandırma, meşrulaştırma açısından da kullanılmaya çalışılacak görünüyor.
Daha şimdiden El Kaide’nin hangi ülkelere saldırılar düzenleyeceğinin listesi yayınlanmaya başlandı bile. Almanya başta olmak üzere birçok ülke Bin Ladin’in öldürülmesi dolayısıyla yapılacak saldırılara karşı demokratik hakları budamaya devam edeceğinin mesajını veriyorlar.
Etnik ve dini kutuplaşmayı emperyalist girişimlere kılıf yapanlar, Bin Ladin’in dirisinden olduğu gibi ölüsünden de en fazla yararı elde etmeye çalışıyorlar yani. (YH)