Göçmenler artık ‘çantada keklik’ değil


SPD üyesi Sarrazin’in kaleme aldığı “Almanya kendisini yok ediyor” kitabı, birçok bakımdan kırılma noktasını ifade ediyor. Sarrazin olayı, bir taraftan, ülkedeki yabancı düşmanlığı ve ırkçılığın marjinal çevreler dışında farklı kesimler arasında da açıktan taraftar bulmaya başladığını, diğer taraftan da yıllarca “yabancı dostu” görünen SPD’nin gerçekte öyle olmadığı ortaya koydu.
Sarrazin’i bünyesinden atamayan SPD, göçmenler arasında kaybettiği güven ve itibarını şimdi “göçmen kotası” ile kurtarmaya yeğliyor. Genel Sekreter Andrea Nahles tarafından gündeme getirilen ve Genel Başkan Sigmar Gabriel’in de desteklediği öneriye göre, SPD bundan sonra yönetim organlarında yüzde 15 şartı arayacak.
Sarrazin’in partide kalmasına karar verilmesinin hemen ardından yapılan bu önerinin bir imaj tazeleme girişimi ise ortadadır.

SPD ÜYESİ KALMANIN BİR ANLAMI VAR MI?
Federal İstatistik Dairesi’nin rakamlarında ülkedeki göçmenlerin sayısının 15 milyon civarında olduğu hesaba katıldığında bu, hiç de yabana atılacak bir potansiyel değil kuşkusuz.
Önümüzdeki sonbaharda toplanacak parti kongresinde karar altına alınması beklenen “göçmen kotası” kararının, göçmenleri ne kadar partide tutacağı ise pek net değil.
Açık olan, SPD içinde kariyer için yarışan kimi göçmenlerin önünün açılacağıdır. Bunların başında ise Almanya Türk Toplumu (ATT) Genel Başkanı Kenan Kolat’ın adı geçiyor. Kolat’ın parti yönetim kuruluna seçilmesi bekleniyor. Halen SPD’nin “Göç ve Entegrasyon Komisyonu” başkanı olan Kolat, böylece geriden yaptığını daha açıktan yapmış olacak.
Çünkü, Kolat ve onun gibi, yıllardır SPD içinde yer alan, ve bir yandan SPD eliyle göçmenlere karşı yürütülen politikaları “sert” bir şekilde eleştirirken, bir yandan da SPD’yi “kötünün en iyisi” olarak ilan edenlerin işi artık eskisi gibi kolay olmayacaktır.
Resmi verilere göre yaklaşık 550 bin SPD üyesinin yüzde 14’ü göçmen kökenlidir. Seçimlerde göçmenlerin oylarının yarısından fazlasının bu partiye gittiği de biliniyor.
SARRAZİN BİR KIRILMA NOKTASI OLDU
Ne var ki, SPD üyesi Sarrazin’in Türkiye ve diğer ülkelerden gelen göçmenlere yönelik olarak yaptığı ırkçı çıkış, SPD ile göçmenler arasında bir kırılma noktası oldu.
Bu ülkede vicdanı olan herkesin şu veya bu şekilde tepki gösterdiği ırkçı tezlere SPD’nin arka çıkması,  “göçmen/yabancı dostu” maskesini düşürmüş, gerçek yaklaşımın ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Dolayısıyla, göçmenler ile SPD arasında yıpranan ilişkiyi onarmak, kota ile halledilecek bir sorun olarak gözükmüyor.
Çünkü, göçmenler arasında SPD’ye artan tepkiyi sırf Sarrazin ile bağlamak da doğru olmayacaktır. Genel olarak Alman toplumu içinde SPD’ye karşı seçimlerde ve anketlerde kendisini ifade eden güvensizlik, aynı şekilde göçmenler içerisinde de kendisini hissettiriyor.
Afganistan işgalini gerçekleştirenlere tam destek veren ve Alman askerlerini bu ülkeye gönderen, Ajanda 2010’u ve ona bağlı olarak Hartz IV’ü hayata geçiren, aile birleşimini zorlaştıran, göçmenleri potansiyel tehlike ilan eden güvenlik yasalarının altına imza atan SPD’nin güven ve itibar kaybında Sarrazin’in çıkışı adeta bardağı taşıran damla olmuştur.
Bu nedenle, SPD’nin göçmenlerin gönlünü kazanması için sembolik kotalar ve kimi Türkiye kökenlilere makam-mevki dağıtmasının belirleyici bir önemi olmayacaktır.

YÜCEL ÖZDEMİR


İkinci bakan, birincisi kadar heyecan yaratmadı

Bundan tam bir yıl önce Hamburg Eyalet Parlamentosu Milletvekili Aygül Özkan, CDU tarafından Aşağı Saksonya Sosyal, Aile ve Uyum Bakanlığı’na atandığında, kamuoyunda ilk kez Türkiye kökenli bir politikacının bakan yapılması nedeniyle heyecanlı ve hararetli bir tartışma yürütülmüştü.
Ailesi Türkiye’den gelmiş, muhafazakar değerlere sahip Müslüman bir kadın olan Aygül’ün “Hıristiyan muhafazakar” bir parti tarafından “ilk Müslüman Türk” bakan yapılması elbette çok sıradan bir durum değildi.
Bu yüzden de tartışması derin oldu. Ama aradan bir yılı aşkın bir süre geçtikten sonra, kimse Aygül’ün neler yaptığı ile pek ilgilenmiyor.
Şu bir yıllık süre içinde olup bitenlere bakıldığında ne CDU Aygül’ü bakan yaptığı için göç politikasını değiştirdi ne de Aygül partisinin çizgisinin dışına çıkarak farklı politikalar savundu.
Demek ki, aslonan kişiler, sembolik adımlar değil, belirlenen politikaların kendisidir.
Benzer bir durum SPD tarafından Baden-Württemberg’de Eyalet Uyum Bakanlığı’na getirilen Bilkay Öney için de geçerlidir.
Beş yıl önce Yeşiller Partisi’nden Berlin Eyalet Senatosu’na seçilen Öney, parti içindeki tartışmalar ve kariyer çatışmalarından ötürü istifa ederek SPD’ye geçmişti.
Yeşiller ile SPD arasında gidip-gelen Öney, aslında iki partiyi de iyi bilen bir politikacı olarak Baden-Württemberg’deki Yeşiller-SPD koalisyon hükümetini de “yakıştı”.
Bu atamada dikkat çeken noktalardan biri de Öney’in bakan olmasının kamuoyunda Özkan kadar tartışma konusu olmamasıydı.
Bu aynı zamanda “tabu” görülen ilklerin yaşanmasından sonra gelen adımların normalleşmesi olarak da okunabilir.
ALMAN SİYASETİ’NDE “İLK” TÜRKİYELİLER
Almanya’ya göç eden Türkiye kökenli politikacıların eyalet meclislerine seçilmesinin tarihi 24 yıl öncesine kadar uzanıyor. İlk olarak 1987 yılında Sevim Çelebi, Berlin Eyalet Meclisi’ne Alternatif Liste’den seçilerek, Almanya tarihine “Türk kökenli ilk eyalet milletvekili” olarak geçti. Ardından 1993 yılında, (daha sonra da 2005 yılında Sol Parti’den Federal Parlamento’ya) Prof. Hakkı Keskin Hamburg Eyalet Meclisi’ne seçildi.
Leyla Onur, 1989’da Avrupa Parlamentosu’na, 1994’te de Cem Özdemir ile birlikte Federal Parlamentoya seçilen ilk Türkiye kökenliler oldular. Cem Özdemir daha sonra 2008’de Almanya’da bir partinin eşbaşkanlığına seçilen ilk Türkiye kökenli oldu.
İki dönemdir ise Federal Parlamento’da değişik partilerden 5 Türkiye kökenli milletvekili bulunuyor. Halen Eyalet meclislerinde 20’nin üzerine Türkiye kökenli milletvekili bulunuyor. Belediye meclislerinde bir dönem parmakla sayılan Türkiye kökenlilerin sayısını bugünse tespit etmek zor.
Siyaset arenasında, eyalet milletvekilliğinden federal milletvekilliğine, parti başkanlığından eyalet bakanlığına kadar yaşanan “ilkler”, bir taraftan Türkiye kökenlilerin Almanya siyasetinin doğal parçası halinde getirirken, diğer taraftan Türkiye kökenli göçmenler arasındaki politik ayrışmanın da olgunlaştığını gösteriyor. Zira, her göçmen kökenli politikacı kendi dünya görüşüne uygun bir parti ve politikalarla entegre oluyor.
Belki kendine güven, moral gibi etkiler yaratsa da, göçmen kökenli kimi politikacıların bakan veya milletvekili olması kendi başına, Almanya’da yaşayan milyonlarca Türkiye kökenli işçinin, gencin, kadının kaderini değiştirmeye yetmiyor. Bu politikacıların etnik dini kökeninden ziyade, nasıl bir politika yaptıkları, yerlisiyle göçmeniyle bu ülkede yaşayan işçi ve emekçi halkın ihtiyaç ve çıkarlarına hizmet edip etmedikleri belirleyici oluyor çünkü.(YENİ HAYAT)