Talanlık topraklar

Zengin devletler ve tekeller yoksul ülkelerde milyonlarca hektarlık toprak satın alıyorlar ve kiralıyorlar. ‘Yeni sömürgecilik’ olarak tanımlanan bu süreç sadece toprağın yağmalanması anlamına gelmiyor. Binlerce köylünün zorla yerlerinden sürülmesi, tekeller arasındaki rekabet, yeni çatışmalar, rüşvetin artması vb. bütün toplumsal ve politik hayatı derinden etkiliyor.

Mehmet Salim

Doğal zenginliklere sahip olmak çoğu zaman başa bela. Özellikle ‘gelişmemiş ülkeler’ için. Çünkü bunlar, ülkeye zenginlik, refah değil çoğu zaman kargaşa, çatışma ve savaşı da beraberinde getiriyor.

Irak’ta olup bitenler, Nijerya’daki sonu gelmez çatışmalar ya da en son Libya örneğinde olduğu gibi. Bu zenginliklerin sadece petrol, gaz gibi önemli maddelerin olması da gerekmiyor. En son bir kaç hafta önce Fildişi Sahilleri’nde hükümetin lüks tüketim maddesi olan kakao da dahil bir kaç maddenin ihracatını durdurması, ülkede emperyalist destekli kanlı bir çatışmanın yaşanmasına neden oldu.

Son yıllarda toprak da bu başa bela getiren konulara dahil olmaya  başladı. Madagaskar’da 2009’da olup bitenler, önümüzdeki yıllarda toprak yüzünden yaşanacak sorunlara dair çarpıcı bir örnek oluşturuyor.

GİZLİ TUTULAN ANLAŞMALAR

2008 yılında Güney Kore tekeli Daewoo Logistics ile Madagaskar Hükümeti arasında toprak alımı ile ilgili bir anlaşma imzalandı. Anlaşmaya göre tekel 1,3 Milyon hektar toprak kiralama karşılığında ülkede yollar, sulama kanalları ve depolar inşa edecek ve binlerce köylüye iş olanakları sunacaktı.

18 milyon nüfusun yüzde 70‘nin yoksulluk sınırı altında yaşadığı, yüzde 65’inin yeterli beslenemediği ve üç yaş altı çocukların yarısının gıda yetersizliğinden dolayı gelişmediği Madagaskar’da bu teklif pek de kötü sayılmazdı!  Ne var ki bütün bunlar halkı ikna etmedi. Satın alınan toprakların yarısı köylülerin işlettiği topraklardı ve bu, köylülerin topraklarından sürülmesi anlamına geliyordu. Buna Başbakan Marc Ravalomanana’nın 60 milyon dolarlık bir uçak satın alması ve başka gelişmeler de eklenince halk isyan etti ve hükümeti devirdi.

Bu gelişme Afrika’da, Asya’da, Latin Amerika’da toprak satın alan tekelleri korkutsa da toprak alımı bütün hızıyla devam etmekte. Bu gelişmeden sonra tekeller ve hükümetler yaptıkları anlaşmaları çoğu zaman gizli tuttular. Bundan dolayı bugün ne kadar toprağın, kaç yıllığına kiraya verildiğini bilmek güç. Ama Dünya Bankası ve diğer kuruluşların verdiği rakamlar bile işin boyutunun ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.

Dünya Bankası verilerine göre sadece Ekim 2008 yılından Haziran 2009 yılına kadar 47 milyon hektar toprağın alındığı belirtildi. Bu miktar Avrupa Birliği’ndeki bütün tarıma elverişli toprakların çeyreğini oluşturuyor. Başlangıçta tarıma elverişli toprakları olmayan Sudi Arabistan ya da nüfusunu doyuracak çok az tarımsal araziye sahip olan Çin gibi ülkeler toprak satın alırken ya da kiralarken şimdi bu işlem daha çok özel şierketler tarafından gerçekleştiriliyor. Özel sektör daha şimdiden bu alana 14 milyar Dolar yatırmış bulunuyor ve bunun önümüzdeki dönemde 42 milyara çıkması bekleniyor.

YATIRIM ARACI OLDU

Toprak satın alan ya da kiralayanlar sadece tarım ve gıda sanayisinde faaliyet gösteren tekeller değil bankalar, sigorta şirketleri, yatırımcılar ve devletler de bu alanda büyük yatırımlar yapıyorlar. İngiliz hisse şirketi Emergent Asset Management Ağustos 2008 yılında iki ay gibi kısa bir süre içinde Afrika’nın güneyinde bulunan Angola, Zambiya, Botsvana gibi ülkelerde 2 milyar Euro yatırarak 130 bin hektar toprak satın aldı. Kırk beş ülkede faliyet gösteren Hollandalı Rabo FARM tekeli sadece toprak değil, su, tarımsal ürünler ve hayvancılık alanında da yatırımlar yapıyor. Finans sektöründe yatırım yapan ve dünyanın zenginleri arasında sayılan George Soros’un pay sahibi olduğu şirket Adecoagro, Güney Amerika’nın en büyük tarım ve bioyakıt üreticisi durumunda. Verilen bilgilere göre tekel bugün Arjantin, Brezilya ve Uruguay’da 270 bin hektar araziye sahip.

Cargill ve Bunge gibi tarım tekellerinin yanında en büyük şirketlerden biri olan Archer Daniels Midland (ADM) Endenozya ve Malezya’da 500 bin hektarlık toprak satın aldı. Yine Lonrho şirketi Ocak 2009 yılında Angola Hükemeti ile 25 bin hektarlık toprağı elli yıllığına kiralayan bir anlaşma imzaladı. Şirket başka ülkelerde de toprak kiralamayı planlıyor.

Toprak kiralayan ya da satın alan devletlerin başında Sudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Katar ve Bahreyn gibi körfez ülkelerinin yanında nüfusu kalabalık olan Çin ve Hindistan geliyor. Özellikle petrol rezervlerinin giderek tükenmesi ve bu ülkelerdeki tarıma elverişli toprakların çok az olması ve hızla büyüyen nüfus, körfez ülkelerini toprak satın almaya yöneltiyor. Bu ayrıca milyarlarca petro-doların yatırılması ve kar getirmesi anlamına da geliyor. Bugün Sudan, Endonezya, Pakistan gibi bir çok ülkede bu devletler doğrudan ya da özel şirketler aracılığı ile toprağa büyük yatırımlar yapıyorlar. Sadece Suudi Arabistan yatırım firması HADCO Sudan Hükümeti ile kırk sekiz yıllık bir sözleşme imzaladı. Kiralanan toprak miktarı ise şimdilik bilinmiyor. HADCO ayrıca Kazakistan ve Türkiye’de toprak kiralamayı planlıyor.

Son yıllarda toprak alımı o kadar cazip hale geldi ki bu alanda şu an otuzun üzerinde tekel faaliyet gösteriyor. Aslan payı her alanda olduğu gibi yine emperyalist devletlere bağlı tekellere ait. Bunların arasında dünyanın büyük bankalarından Deutsche Bank’tan petrol devleri Shell ve British Petroleum’a kadar bir çok tekel bulunuyor.

TOPRAK SİMSARLARI: DÜNYA BANKASI VE FAO

Tekellere toprak satışında Dünya Bankası ve Dünya Gıda Örgütü (FAO)  başından beri aracılık ediyor. Özellikle Dünya Bankası toprak satın alacak tekellere ve devletlere yatırım koşulları üzerine bilgiler veriyor ve birçok anlaşmayı birlikte gerçekleştiriyorlar. Çünkü DB Yapısal Uyum Programları’dan dolayı, ülkeleri en iyi tanıyan kurumlardan birisi. Bu sadece bir aracılık da değil. Dünya Bankası toprak satın alacak firmalara krediler veriyor ve aracı firmaları kullanarak bunlara ortak oluyor.

Başka işlerle uğraşması gereken Dünya Gıda Örgütü de Dünya Bankası gibi toprak alımına aracılık ediyor. FAO Başkanı bundan bir kaç yıl önce toprak alımını “yeni sömürgecilik” olarak değerlendirmesine rağmen örgüt, tekeller ve toprak satan ülke yöneticileri arasında aracılık ediyor ve gizli toplantılara katılıp firmalara danışmanlık yapıyorlar.

TOPRAK SAHİPLERİ AÇ

Toprağını satışa çıkaran ülkeler genellikle dünyanın en fakir ülkeleri. Afrika ve Asya’da toprak satan yirmi beş ülkesinden yirmisi açlık yardımı alan ülkeler arasında bulunuyor. Toprak simsarlığı yapan FAO’ya göre Angola, Etopiya, Kamboçya, Kamerun, Kenya, Malavi, Pakistan, Sudan, Tanzanya gibi toprak satan ülkelerde nüfusun yüzde 20’sinden fazlası açlık sınırının altında yaşıyor.  Tekel ve hükümet yöneticileri bunu öne sürerek toprak alımında her iki tarafın da kazançlı çıktığını iddia ediyorlar. Bunun sadece bir iddiadan ibaret olduğu anlamak için tekellerin yürüttükleri politikalara bakmak yeterli.

Toprak satan ülkeler, çoğu zaman yatırım karşılığında tekellerden gümrük vergisi almıyorlar. Hatta birçok ülke, tekellerden ilk beş on yılda kiralama ücreti de almıyorlar.  Örneğin Ukrayna toprak kiralamayı cazip hale getirmek için şirketlerden vergi almıyor. Ki bu sadece vergilerden ibaret değil. Sudi Arabistan Maliye Bakanı’ın verdiği bilgilere göre ülkelerle yaptıkları birçok anlaşmada gümrük vergisi, ihracat-ithalat sınırlamaları ve ülkeye başka yerden işçi getirme gibi bir çok konuda kendilerine kolaylıklar sağlanıyor.

Tekel ve hükümet yöneticilerinin başka bir iddiası da yeni tarımsal araçlarla toprakların çok daha verimli işleneceği konusu. Aslında bu sadece geleneksel tarım ekonomisinin yok edilmesi anlamına gelmiyor, aynı zamanda toprağın kısa sürede tahrip edilmesi anlamına da geliyor. Çünkü tekeller daha fazla kar elde etmek için gen tekniğini kullanıyor ve aşırı dozda zehirli tarım ilaçları kullanıyorlar. Bu da kısa sürede toprağın verimliliğinin düşürülmesi anlamına geliyor. Uzmanlar, Brezilya’da tekellere kiralanan ve milyonlarca hektarı kapsayan Cerrado bölgesinde daha şimdiden bitki örtüsünün yüzde elli değer kaybettiğini ve 2030 yılında ise tümden kaybolacağını söylüyorlar. Viyana Üniversitesi’den Prof. Winfried E. H. Blum daha şimdiden Afrika, Güney Amerika ve Güney-Doğu Asya’da erozyon, yoğunlaşma, biyolojik çeşitlilik, radyasyon oranı ve tuzluluğun acil boyutlara ulaştığının altını çiziyor.

Toprak alımı ile elde edilen paraların ülkeye akacağı ve yeni iş alanlarının açılacağı iddiası ise boş bir yalandan ibaret. Çünkü istatistikler şimdiye kadar hep tersini gösterdi. Daha şimdiden kiralanan topraklar üzerinde yaşayan milyonlarca köylü zorla yerlerinen edilmiş bulunuyor. Örneğin Pakistan’ın Pencap Eyaleti’de kiralanan topraklar üzerinde yaşayan yirmi beş bin köylü, göç etmek zorunda kaldı. Göçebelikle yaşayan toplulukların kiralanan topraklardan geçmesi yasak ve birçok köylü artık içecek su bulamıyor. Çünkü suyu tekeller kullanıyor. Bir şekilde kiralanan toprakların kenarında kalan köylüler ise kullanılan ilaçlardan dolayı sağlık sorunları yaşıyorlar.

GIDA DEĞİL EENRJİ ÜRETİYORLAR!

Son aylarda temel gıda maddelerinin fiyatlarının (Örneğin son on iki ayda buğdayın ve mısırın fiyatı iki katına çıktı) yükselmesini bahane gösteren bazı kuruluşlar, yoksul ülkelerde alınan topraklarda temel gıda maddelerini yetiştirileceğini ve bunun fiyatları düşüreceğini iddia ediyorlar. İstatistikler bu iddianın da yalan olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü devletler ve tekeller satın aldıkları ya da kiraladıkları toprakların çok küçük bir kısmını bu tür ürünler için kullanıyorlar. Kiralanan bu topraklarda genellikle bioyakıt için kullanılan soya, hurma yağı bitkisi, mısır, şeker pancarı ve şeker kamışı (ki bu üç üründen etanol elde ediliyor) üretiliyor. Yani emperyalist ülkeler bu topraklarda arabalar için yakıt üretip kar etme peşindeler. Yıllardır Mitsui, Mitsubishi gibi otomobil  firmaları Brezilya’da kiraladıkları milyonlarca hektarlık alanlarda soya ekimi yaptılar. Yine Shell, BP gibi petrol tekellerinin bu topraklara ilgi göstermelerinin ardında ‘gıda ürünlerini ucuzlatma’ niyeti bulunmadığı açık olsa gerek!

Avrupa Birliği (AB) Avrupa’daki toplam tarımsal alanların önümüzdeki dönemde yüzde 15’ini bu ürünler için kullanmayı öngörüyor. Uzmanlar bunun gerçekçi olmadığını ve bu açığın başka ülkelerde topraklar kiralanarak kapatılacağını söylüyorlar.

Tekellerin toprak alımı ile birlikte sadece toprağı yağmalamayacakları aynı zamanda ülkenin toplumsal, demografik, politik yapısını da yeniden biçimlendireceklerini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Daha şimdiden toprak satın almak için verilen rüşvetler, köylüleri topraklarından sürmek için desteklenen çeteler, savaş lordları, tarıma elverişli yeni alanlar açmak için yakılan ormanlar, darbeler ülkenin doğal ve siyasi ortamını değiştiriyor.

Yararlanılan kaynaklar:

PEAK SOİL- Die globale Jagd nach Land, Thomas Fritz

Günlük Gazete Die Junge Welt, 28-29 Mart, Peter Clausing